<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657</id><updated>2011-10-30T17:37:22.968+03:00</updated><category term='Apseli dişetleri'/><category term='Adet dönemi'/><category term='homoseksüel cinsel ilişki'/><category term='lohusa'/><category term='uzun yolculuklar'/><category term='bebekte astım'/><category term='gece emzirmesi'/><category term='çocuklar'/><category term='günlük öğün sayısı'/><category term='kuru ciltler'/><category term='obez erkek çocuklar'/><category term='zayıflama taktikleri'/><category term='overexpression'/><category term='hamile kalma pozisyonları'/><category term='pürüzsüz cilt'/><category term='bakteri oluşumu'/><category term='korunmasız cinsel ilişki'/><category term='metabolik bozukluklar'/><category term='çocuklarda kalp yetersizliği'/><category term='Down Sendromu nasıl oluşur'/><category term='obezite ihtimali'/><category term='Atıkların zararları'/><category term='iştah azalması'/><category term='kan şekeri yükselmesi'/><category term='kötü huylu tümörler'/><category term='yeterli beslenme'/><category term='Ayak kokusu'/><category term='boş zamanları değerlendirme'/><category term='dengesiz beslenme'/><category term='ekonomik kriz'/><category term='Down Sendromu nedir'/><category term='AIDS aşısı'/><category term='çocukların yetenekleri'/><category term='3Gnin zararları'/><category term='8 saat uyumak'/><category term='hızlı zayıflama diyeti'/><category term='genetik problemler'/><category term='akıl sağlığı testi'/><category term='körlük'/><category term='su kaybı'/><category term='dil öğrenme yaşı'/><category term='cilt nemlendiriciler'/><category term='okula geçiş'/><category term='rahim filmi'/><category term='yaşlanmayı durdurucu kremler'/><category term='Rahim'/><category term='Aile Sağlığı'/><category term='rahim ağzı kanseri'/><category term='True Test Sistemi'/><category term='sünnet derisi'/><category term='koruyucu jel'/><category term='hastaların yaşam süresi'/><category term='sinir hücresi'/><category term='embriyo freezing'/><category term='kısırlığın sebepleri'/><category term='verimli iş ortamı'/><category term='sosyal acı'/><category term='egg collection'/><category term='regl sorunları'/><category term='ejekülasyon'/><category term='böbrek hastaları'/><category term='tip 2 diyabet'/><category term='çocukların zihinsel gelişimi'/><category term='HFEA'/><category term='lohusa şerbeti nedir'/><category term='Okinawa diyeti'/><category term='AIDS tedavisi'/><category term='yoğun çalışma temposu'/><category term='çocukların sosyal gelişimi'/><category term='elektromanyetik dalgalar'/><category term='bilim adamları'/><category term='Anemi'/><category term='diş fırçası'/><category term='bebeğin beslenmesi'/><category term='estetik cerrahi'/><category term='lazerle cilt germe'/><category term='raşitizm'/><category term='depresyona girmek'/><category term='romatizmanın zararları'/><category term='depresyon ilaçlarının etkisi'/><category term='fazla şeker tüketimi'/><category term='bellek'/><category term='Yama testi'/><category term='veremle mücadele'/><category term='resimli kitaplar'/><category term='dikkatli beslenme'/><category term='ÖSS'/><category term='bol su tüketimi'/><category term='bol su içmek'/><category term='cilt germe tedavisi'/><category term='kalp çarpıntısı'/><category term='kırık kalp'/><category term='cinsel hastalıklar'/><category term='işyerinde fitness'/><category term='ELOS'/><category term='yüksek hipermetrop'/><category term='ultraviyole'/><category term='herpes visürü'/><category term='cilt germe'/><category term='uykunun standart süresi'/><category term='ideal kilo hesaplama'/><category term='bebeklerde kalp yetersizliği'/><category term='AIDS&apos;le mücadele'/><category term='lohusa şerbeti tarifi'/><category term='göz sorunları'/><category term='diş eti hastalıkları'/><category term='cinsel ilişki sonrası kanama'/><category term='Yoganın Yararları'/><category term='Kanser'/><category term='kan grubu'/><category term='D vitamini yetersizliği'/><category term='kepekli ekmek'/><category term='yaşlanma'/><category term='nörolojik rahatsızlıklar'/><category term='yorgunluk'/><category term='HSG'/><category term='tüp bebek tedavileri'/><category term='kepçe kulak nasıl düzeltilir'/><category term='çocuk yetiştirmek'/><category term='çocuk eğitimi'/><category term='dişlerde plak birikimi'/><category term='rahim kanseri'/><category term='sınırlı beslenme'/><category term='soğuk algınlığı'/><category term='göbek yağlarından kurtulmak'/><category term='karı koca'/><category term='çocuğun kişilik gelişimi'/><category term='biyolojik belirteç'/><category term='mesane hastalıkları'/><category term='günlük folik asit ihtiyacı'/><category term='HIV aşısı'/><category term='tüp bebekler'/><category term='diş gıcırdatma'/><category term='hızlıca göbek eritmek'/><category term='çocukların duygusal gelişimi'/><category term='Diyet Yapmak'/><category term='hijyen koşulları'/><category term='ilaçların etkisini azaltmak'/><category term='emzirmenin anneye faydaları'/><category term='kemik gelişimi'/><category term='kalbin ağrıması'/><category term='fiziksel acı duyarlılığı'/><category term='kızamığın nedenleri'/><category term='eklem ağrısı'/><category term='zehirlenme riski'/><category term='diş sorunları'/><category term='LYS'/><category term='HIV tedavisi'/><category term='Seker-Hastaligi'/><category term='Asisted hatching'/><category term='Ruh Sağlığı'/><category term='HIV vakaları'/><category term='infertilite'/><category term='kalp kası'/><category term='Tıp dünyası'/><category term='emzirmek'/><category term='çocuğun gelişimi'/><category term='kırışmış cilt'/><category term='panik atağa önlem'/><category term='aşırı kilo'/><category term='hipertansiyon'/><category term='burun estetiği ameliyatı'/><category term='boşanma kararı'/><category term='AIDS nedir'/><category term='Bacaklarda kramplar'/><category term='konservelerden zehirlenmek'/><category term='doğal emzirme pozisyonu'/><category term='migren'/><category term='kalp kırıklığı'/><category term='çiğ besinler'/><category term='ne zaman hamile kalınır'/><category term='Cinsel ilişki'/><category term='sağlam psikolojik yapı'/><category term='Romatizma'/><category term='ölümcül sağlık sorunları'/><category term='kadınlarda kalp hastalıkları'/><category term='düşünsel acılar'/><category term='iştahın kesilmesi'/><category term='AIDS hastası'/><category term='altına kaçırma'/><category term='Agiz-ve-Dis-Sagligi'/><category term='kanser tipleri'/><category term='yabancı dil öğrenmek'/><category term='mide ülseri'/><category term='bel ağrıları'/><category term='altını ıslatma'/><category term='kısırlık'/><category term='yağlı besinler'/><category term='yiyeceklerdeki şeker oranı'/><category term='uyumsuz çiftler'/><category term='uçak yolculukları'/><category term='Soya'/><category term='bitkilerin yararları'/><category term='ter kokusunu önlemek'/><category term='Genel-Saglik'/><category term='meme kanseri'/><category term='orgazm'/><category term='emzirmenin faydaları'/><category term='gebelik dönemi'/><category term='bel ağrısı'/><category term='doğru emzirme pozisyonu'/><category term='yiyeceklerdeki nişasta oranı'/><category term='diş protezleri'/><category term='Estetik-ve-Guzellik'/><category term='enerji içecekleri'/><category term='Çürük dişler'/><category term='Yasam'/><category term='çocuğa verilen sözler'/><category term='bulaşıcı hastalıklar'/><category term='licopen'/><category term='HIV virüsü'/><category term='Guthrie kâğıdı'/><category term='diş problemleri'/><category term='Yoga Kursu'/><category term='kişilik yapısı'/><category term='bitkiler'/><category term='Fertilizasyon ve Embriyoloji Kurumu'/><category term='baş ağrısı'/><category term='gebelikte kramplar'/><category term='bakterinin çoğalması'/><category term='hamile kalma zamanı'/><category term='bilgisayar bağımlılığı'/><category term='görme sorunları'/><category term='gebelik'/><category term='diş sağlığı'/><category term='Botoks'/><category term='uzun süre uyuyanlar'/><category term='doğmamış bebeklerde kalp yetersizliği'/><category term='gebeliğin gelişmesi'/><category term='dünyada sağlık'/><category term='Domuz-Gribi'/><category term='heteroseksüel ilişki'/><category term='doğal uyku'/><category term='spor içecekleri'/><category term='sel suları'/><category term='psikolojik sorunlar'/><category term='uykunun süresi'/><category term='Aile huzuru'/><category term='kızamık virüsü'/><category term='depresyon ilaçları'/><category term='kadın sağlığı'/><category term='Kansızlık'/><category term='bel fıtığından korunmak'/><category term='aile saadeti'/><category term='yenidoğan bebekler'/><category term='vitamin kaybı'/><category term='yumurta hücreleri'/><category term='evlilikte sorunlar'/><category term='beslenme alışkanlıkları'/><category term='ne zaman hamile kalmalı'/><category term='doğru bebek bakımı'/><category term='tatil'/><category term='kardiyovasküler hastalıklar'/><category term='evlilikte uyum'/><category term='gut'/><category term='AIDS'/><category term='söz tutmak'/><category term='zayıflama diyeti'/><category term='depresyon geni'/><category term='sersemlik'/><category term='bebek bakımı'/><category term='nüfus artışı'/><category term='YGS'/><category term='HIV testi'/><category term='yaşam süresi'/><category term='cilt kremleri'/><category term='açlık'/><category term='katarakt cerrahisi'/><category term='genital bölge temizliği'/><category term='bebek sağlığı'/><category term='Ramazan bayramı'/><category term='kepçe kulak'/><category term='vücudun sıvı gereksinimi'/><category term='göbek yağları'/><category term='altın yumurtalı kadınlar'/><category term='cinsel korku'/><category term='Multipl Skleroz'/><category term='gebeliğin gelişimi'/><category term='HIV enfeksiyonu'/><category term='kan gruplarının özellikleri'/><category term='Ağrılı cinsel ilişki'/><category term='Tüp bebek Yöntemi'/><category term='göğüs ucu çatlağı'/><category term='kan şekeri oranı'/><category term='kilo vermek'/><category term='kalp ağrısı'/><category term='asrın korkunç hastalığı'/><category term='öğrenci sorunları'/><category term='Cilt-Sagligi'/><category term='bebeklerde kemik gelişimi'/><category term='fitness'/><category term='hamilelikte sigara içmek'/><category term='cocuğun gelişim evreleri'/><category term='2-merkaptoetanol'/><category term='bebeklik dönemi'/><category term='kanserojen maddeler'/><category term='damar hastalıkları'/><category term='yüksek miyop'/><category term='gerdek gecesi nasıl giyinmeli'/><category term='obez kız çocuklar'/><category term='asrın hastalığı'/><category term='fazla kilo'/><category term='ayrılık psikolojisi'/><category term='böbrek yetersizliği'/><category term='gıda üretimi'/><category term='genital organ kanseri'/><category term='gerdek gecesi'/><category term='geçimsiz evlilik'/><category term='ter kokusu'/><category term='hamilelik dönemi'/><category term='Akciğer zarı iltihabı'/><category term='renklerin kişiliğimize etkisi'/><category term='göz tansiyonu'/><category term='romatizma çeşitleri'/><category term='fiziksel aktivite'/><category term='kızartmalar'/><category term='meyve suları'/><category term='Tüp Bebek'/><category term='yüksek tansiyon'/><category term='erkek sünneti'/><category term='kollarda uyuşma'/><category term='Apobec3'/><category term='internet bağımlılığı'/><category term='gebe kadınlar'/><category term='çavdar ekmeği'/><category term='vitaminler'/><category term='kuru öksürük'/><category term='ağız kokusu'/><category term='HIV Nedir'/><category term='evlilik'/><category term='solaryumun cilde zararları'/><category term='homoseksüel ilişki'/><category term='ben oluşumu'/><category term='aile mutluluğu'/><category term='tükenmişlik sendromu'/><category term='obez olma ihtimali'/><category term='boşalma'/><category term='hamilelikte su içmek'/><category term='UV'/><category term='bel fıtığının belirtileri'/><category term='bahar yorgunluğunun belirtileri'/><category term='düşük kalorili diyetler'/><category term='kitap sevgisi'/><category term='okuma alışkanlığı'/><category term='hazımsızlık'/><category term='hava kirliliği'/><category term='kişisel gelişim'/><category term='diyet uygulamaları'/><category term='kanser türleri'/><category term='güzellik diyeti'/><category term='tartar'/><category term='davranış sorunları'/><category term='güneşin zararları'/><category term='hamile sağlığı'/><category term='kollarda karıncalanma'/><category term='bebeğin gazını çıkarmak'/><category term='kalın bel çevresi'/><category term='seyahat etmek'/><category term='cinsellikten soğuma'/><category term='renklerle kişilik testi'/><category term='gaz sancıları'/><category term='vücudun sıvı ihtiyacı'/><category term='fitness topu'/><category term='hazımsızlık sorunları'/><category term='uçucu madde bağımlılığı'/><category term='Sıtma'/><category term='Altın yumurta hamileliği'/><category term='saman nezlesi'/><category term='sel felaketi'/><category term='duygusal ödüller'/><category term='FAO'/><category term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><category term='kızamığın tedavisi'/><category term='enfeksiyon riski'/><category term='hamileler'/><category term='kepçe kulak estetiği'/><category term='işyerinde nasıl çalışmalı'/><category term='Tup-Bebek'/><category term='Kalp-Sagligi'/><category term='ideal kilom kaç'/><category term='dengesiz besinler tüketmek'/><category term='diş ipi'/><category term='sıvı gereksinimi'/><category term='kitap kurdu'/><category term='ne zaman hamile kalmalıyım'/><category term='bebek bakımı hataları'/><category term='nemlendiriciler'/><category term='lohusa şekeri'/><category term='stres'/><category term='bisiklete binmek'/><category term='diyabet hastalığı'/><category term='iş verimi'/><category term='göz tansiyonu teşhisi'/><category term='eş cinsiyettekiler'/><category term='Omega-6 yağ asitleri'/><category term='kalp sorunları'/><category term='iç çamaşırı'/><category term='ölüm korkusu'/><category term='vitamin kullanmak'/><category term='cilt sorunları'/><category term='genetik kusur tehlikesi'/><category term='solaryumun cilde etkileri'/><category term='diş ağrısı'/><category term='optimize edilmiş terapi kombinasyonu'/><category term='kemik yaşı'/><category term='hazım'/><category term='vajinal kanamalar'/><category term='Obezite'/><category term='ateşli romatizma'/><category term='glokom hastalığı'/><category term='meyve sularının yararları'/><category term='yabancı dil'/><category term='nemlendirici kullanmak'/><category term='ağlayan çocuk'/><category term='göz tansiyonu tedavisi'/><category term='tüp bebek tedavisi'/><category term='fiziksel ağrı'/><category term='AIDS virüsü'/><category term='regl'/><category term='ideal kilo hesaplamak'/><category term='lazer yöntemiyle cilt germe'/><category term='diyabetin belirtileri'/><category term='3Gnin yararları'/><category term='emzirme'/><category term='halsizlik'/><category term='Burun ameliyatı'/><category term='dişeti hastalığı'/><category term='okuyan çocuk'/><category term='D vitamini takviyesi'/><category term='21 numaralı kromozom'/><category term='kondom kullanımı'/><category term='hazmetme'/><category term='depresyonun belirtileri'/><category term='kalp krizi'/><category term='kan örneği incelenmesi'/><category term='anne sağlığı'/><category term='vajinal akıntılar'/><category term='astıma yakalanma riski'/><category term='gebelikte kramp'/><category term='cinsel yolla bulaşan hastalıklar'/><category term='biseksüel cinsel ilişki'/><category term='cinsel isteksizlik'/><category term='diyabet hastaları'/><category term='zayıflama yöntemleri'/><category term='Panit Atak Tedavisi'/><category term='yaşlanmayı durdurmak'/><category term='ELOS yöntemi'/><category term='tatil sonrası'/><category term='BMI'/><category term='cocuğun gelişim özellikleri'/><category term='Ruh-Sagligi'/><category term='bitkilerin tüketilmesi'/><category term='egzersiz yapmak'/><category term='embriyo transferi'/><category term='sinir hücreleri'/><category term='böbrek hastalığı'/><category term='maddi ödüller'/><category term='ırsi sorunlar'/><category term='Solunum Hastalıkları'/><category term='kan şekeri düşüklüğü'/><category term='D vitamini'/><category term='kızamık'/><category term='sağlık'/><category term='besin zehirlenmesi'/><category term='göğüs kanseri'/><category term='görme kusuru'/><category term='görme bozukluğu'/><category term='South Beach'/><category term='boşanma kararını açıklama'/><category term='fazla tatlı tüketimi'/><category term='beslenme sorunları'/><category term='çocuk istismarı'/><category term='ayak kokusunu önlemek'/><category term='erken boşalma'/><category term='kitap okuyan çocuk'/><category term='retina sağlığı'/><category term='yoğun trafik'/><category term='Yoga'/><category term='kadınların kâbusu'/><category term='yağsız yoğurt diyeti'/><category term='vajinismus'/><category term='bebek bakım rehberi'/><category term='yağlı ciltler'/><category term='estetik ameliyat'/><category term='boyun fıtığı'/><category term='cinsel hastalık'/><category term='AIDS ilaçları'/><category term='böbrek hastalıkları'/><category term='görme kaybı'/><category term='inatçı çocuk'/><category term='HIV Nasil Bulasir'/><category term='gıdayla bulaşan hastalıklar'/><category term='özgüven eksikliği'/><category term='bebek bakımı yanlışları'/><category term='sağlıklı dişler'/><category term='kaygı'/><category term='South Beach diyeti'/><category term='öfke nöbetleri'/><category term='iyi huylu tümörler'/><category term='karşılıklı anlayış'/><category term='Diyet'/><category term='kızamıktan korunmak'/><category term='anne sütü'/><category term='kanola yağı'/><category term='diyabet'/><category term='cilt bakımı'/><category term='Panik Atak Nedenleri'/><category term='kepçe kulak düzeltilme'/><category term='estetik ameliyatlar'/><category term='Bahar yorgunluğu'/><category term='regl dönemi problemleri'/><category term='obezite görülme sıklığı'/><category term='suyun yararları'/><category term='kan grubu sağlık ilişkisi'/><category term='panik atak nöbetleri'/><category term='ter kokusunu önlemenin yolları'/><category term='gergin cilt'/><category term='işte verim'/><category term='zayıflama tüyoları'/><category term='kanola yağının yararları'/><category term='astım hastalığı'/><category term='ağız sağlığı'/><category term='kas gevşetici'/><category term='bacaklarda varisler'/><category term='Acquired Immune Deficiency Syndrome'/><category term='boşanma psikolojisi'/><category term='sıvı ihtiyacı'/><category term='obezite virüsü'/><category term='öğrenci psikolojisi'/><category term='yağlı yemekler'/><category term='ergonomi'/><category term='otoplasti'/><category term='aşırı yemek yeme'/><category term='kalpte ritim bozukluğu'/><category term='aile sorunları'/><category term='homo'/><category term='sert diş fırçalama'/><category term='kitap okumak'/><category term='regl dönemi sorunları'/><category term='lohusa şerbeti nasıl yapılır'/><category term='kızamık hastalığı'/><category term='modern yaşam'/><category term='çocuğu ödüllendirmek'/><category term='sünnet olmak'/><category term='kramp girmesi'/><category term='çocuklarda öğrenme'/><category term='AIDS vakaları'/><category term='Dünya Gıda ve Tarım Örgütü'/><category term='emzirme pozisyonu'/><category term='çaprazlama tutuş'/><category term='yolculuk'/><category term='doğru evlilik'/><category term='Aşırı yemek'/><category term='mikrobakteri'/><category term='boşanma'/><category term='alerjik hastalıklar'/><category term='sıtmayla mücadele'/><category term='otoplasti rehberi'/><category term='çocuk gelişimi'/><category term='aile hastalığı'/><category term='Ağız kuruluğu'/><category term='Goz-Sagligi'/><category term='obezitenin kaynağı'/><category term='Kanserler'/><category term='meyve sularının zararları'/><category term='geçimsizlik'/><category term='diş taşı'/><category term='diş çürümesi'/><category term='eklem romatizması'/><category term='okul sendromu'/><category term='Ramazanda diş çürükleri'/><category term='AIDS&apos;den korunmak'/><category term='yenidoğan sağlığı'/><category term='depresyon tedavisi'/><category term='bağışıklık sistemi'/><category term='biyolojik kirlilik'/><category term='pürüzsüz bir cilt'/><category term='sağlık durumu'/><category term='MS'/><category term='HSG yöntemi'/><category term='erkeklerin yağ oranı'/><category term='2 haftada 6 kilo'/><category term='ahlak gelişimi'/><category term='Akıl sağlığı'/><category term='iltihaplı romatizma'/><category term='melatonin hormonu'/><category term='depresyon belirtileri'/><category term='MR'/><category term='Aile-Sagligi'/><category term='Türk insanı'/><category term='Panik-Atak'/><category term='büyüme'/><category term='diyabet tipleri'/><category term='kadınlar için yağ oranı'/><category term='diş bakımı'/><category term='prezervatif kullanımı'/><category term='genital anormallik'/><category term='vajina enfeksiyonu'/><category term='panik atak teşhisi'/><category term='nefes darlığı'/><category term='sağlıklı bir cilt'/><category term='çözücü maddeler'/><category term='eşlerin sağlığı'/><category term='panik atağın belirtileri'/><category term='ayrılık'/><category term='öğrenci problemleri'/><category term='kronik hastalık'/><category term='HIV virüsünün bulaşması'/><category term='konforlu yolculuk'/><category term='hamile kalmak'/><category term='östrojen hormonu'/><category term='cilt sarkması'/><category term='solaryumun zararları'/><category term='mortalite'/><category term='kişilik gelişimi'/><category term='cilt güzelliği'/><category term='retina'/><category term='sağlıklı beslenme'/><category term='HIV bulaşma riski'/><category term='yanlış diyetler'/><category term='Panik Atak'/><category term='PRCP enzimi'/><category term='sperm hücreleri'/><category term='Bulanık Görme'/><category term='kalp hastalıkları'/><category term='su içmek'/><category term='sıcak renk tonları'/><category term='Simian virüsü'/><category term='modern hayat'/><category term='avidina'/><category term='Böbrek sorunları'/><category term='Nörolojik Hastalıklar'/><category term='beceriler'/><category term='verimli çalışma ortamı'/><category term='dengeli beslenme'/><category term='göz problemleri'/><category term='çocuk psikolojisi'/><category term='burun estetiği'/><category term='AIDS ilacı'/><category term='ikiz bebek'/><category term='Anestezi'/><category term='ilaç kullanmak'/><category term='anti-HIV'/><category term='depresyon teşhisi'/><category term='AIDS virüsünün bulaşması'/><category term='embriyo dondurma'/><category term='morötesi'/><category term='Dantelli külot'/><category term='AIDS hastalığı'/><category term='suyla bulaşan hastalıklar'/><category term='kimyasal kirlilik'/><category term='beyin'/><category term='Şeker Hastalığı'/><category term='kişilik'/><category term='okul dönemi'/><category term='şişmanlık'/><category term='prezervatif kullanmak'/><category term='AIDS belirtisi'/><category term='su kaybını önlemek'/><category term='uyumlu evlilik'/><category term='Down Sendromu tedavisi'/><category term='diş çürükleri'/><category term='Patch testi'/><category term='su tüketimi'/><category term='Ağrılı hastalıklar'/><category term='göğüs ucu çatlakları'/><category term='aile'/><category term='laparoskopi'/><category term='ilaç'/><category term='verem'/><category term='evsel atıklar'/><category term='dişeti çekilmesi'/><category term='ekmek tüketimi'/><category term='fiziksel acı'/><category term='kollarda güçsüzlük'/><category term='cilt kırışıklıkları'/><category term='ev dışı etkinlikler'/><category term='hidrosalpenks'/><category term='eklem ağrıları'/><category term='cilt sarkmaları'/><category term='doğru beslenme'/><category term='Baş dönmesi'/><category term='Beslenme'/><category term='günışığı'/><category term='kusursuz görünmek'/><category term='Human Immunodeficiency Virus'/><category term='C vitamini'/><category term='çiftlerin birbirinden uzaklaşması'/><category term='aile babası'/><category term='Cinsel-Saglik'/><category term='çocukların ödüllendirilmesi'/><category term='Metabolik Hastalıklar'/><category term='istem dışı kilo kaybı'/><category term='koltuk altı temizliği'/><category term='genetik farklılıkları'/><category term='depresyonun nedenleri'/><category term='bel fıtığı'/><category term='kulak çınlaması'/><category term='ayrılmak'/><category term='Panik Atak Tedavisi'/><category term='HIV Nasil Anlasilir'/><category term='sıcak havalar'/><category term='cerrahi'/><category term='bel fıtığının zararları'/><category term='AIDS vakası'/><category term='tansiyon yükselmesi'/><category term='Manyetik Rezonans Görüntüleme'/><category term='ölümcül AIDS virüsü'/><category term='Isentress'/><category term='insan ömrü'/><category term='Omega-3 yağ asitleri'/><category term='Elos sistemi'/><category term='vücudun su kaybetmesi'/><category term='uygun emme pozisyonu'/><category term='kalori yakmak'/><category term='solunum yolu hastalıkları'/><category term='vajina sorunları'/><category term='sel'/><category term='bağışıklık sistemi zayıflaması'/><category term='kalbe vuran romatizma'/><category term='Cildin donuk görünmesi'/><category term='hamile kalma yaşı'/><category term='kepçe kulak ameliyatı'/><category term='felç'/><category term='nasıl hamile kalınır'/><category term='fast-food'/><category term='okuma merakı'/><category term='yoğurt diyeti'/><category term='regl dönemi'/><category term='kan şekeri'/><category term='astım'/><category term='geçen zaman'/><category term='tip 1 diyabet'/><category term='doğru eş seçimi'/><category term='çocuğunuzu okula hazırlayın'/><category term='çocuk doğurma yaşı'/><category term='idrar kaçırma'/><category term='Glokom'/><category term='işyerinde egzersiz'/><category term='SBS'/><category term='bebekler'/><category term='X ışınları'/><category term='Hamilelik'/><category term='ideal kiloda kalabilmek'/><category term='AIDS’den korunmak'/><category term='kızamığın belirtileri'/><category term='antidepresan'/><category term='HIV'/><category term='kepçe kulak tedavisi'/><category term='egzersiz'/><category term='toksin'/><category term='romatizma tedavisi'/><category term='evlilik sorunları'/><category term='su içmemek'/><category term='gebelik sırasında AIDS'/><category term='pişmiş besinler'/><category term='gerdek gecesi iç giyim'/><category term='çocuğun ahlak gelişimi'/><category term='ereksiyonun gerçekleşmemesi'/><category term='standart uyku süresi'/><category term='3G'/><category term='psikolojik doyum'/><category term='doğurganlık'/><category term='kronik depresyonun nedenleri'/><category term='Göz Sağlığı'/><category term='Trizomi 21'/><category term='Bebek emzirmek'/><category term='alerjiler'/><category term='Kyoto Protokolü'/><category term='öğrenci sağlığı'/><category term='oturarak çalışmak'/><category term='egzersizler'/><category term='Kan Hastalıkları'/><category term='düzenli kahvaltı'/><category term='filtre kâğıdı'/><category term='ben kanserleri'/><category term='döner'/><category term='duş yapmak'/><category term='zehirlenme'/><category term='fruktoz'/><category term='kalp yetersizliği nedir'/><category term='çocuk sağlığı'/><category term='çocuğun dişlerini fırçalaması'/><category term='panik atağın çareleri'/><category term='göbek yağlarını eritmek'/><category term='kan örneği alımı'/><category term='AIDS’den nasıl korunmalı'/><category term='romatizma nasıl tedavi edilir'/><category term='tansiyon düşmesi'/><category term='insan ömrünü tahmin etme'/><category term='kan grupları'/><category term='depresyon'/><category term='elektronik'/><category term='hassas cilt'/><category term='idrar yolu enfeksiyonları'/><title type='text'>Sağlık Hakkında Herşey</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>337</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5286187382747649135</id><published>2010-01-23T22:20:00.002+02:00</published><updated>2010-01-23T22:20:55.240+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarında Havale Riski</title><content type='html'>Boğaz ve kulak enfeksiyonlarının görüldüğü üst solunum yolu enfeksiyonlarının, ateşli havale ya da buna bağlı gelişen nöbetlere yol açabileceği belirtildi.&lt;br /&gt;Uzmanlar, havale öncesi gelişme geriliği olan çocuklarda havalelerin daha sık ve uzun süreli olabileceği, nöbetlerde bilinç kaybı, gözlerde kayma, morarma, kasılma ve gevşemelerin görülebileceği uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 38 derecenin üstünün yüksek ateş olarak kabul edildiğini ve 39 derecenin üzerine çıkan yüksek ateşin de ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kişide bilinç ve davranış değişikliğinin tıpta ''Havale'', enfeksiyon sırasında ateşli dönemlerde görülmesi halinde ise ''Ateşli havale'' olarak tanımlandığını anlatan Serdaroğlu, ''Ateş, havaleden önce mevcut olabildiği gibi havale sırasında ya da havaleden sonra da görülebilir. Genellikle süt çocukluğu ve oyun çocukluğu döneminde, başka bir deyişle 5 ay-5 yaş arasında görülür'' dedi.&lt;br /&gt;Serdaroğlu, ateşli havale ya da buna bağlı gelişen ateş yükselmesinin (nöbetler), daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında izlendiğini belirterek, ''Örneğin, boğaz ve kulak enfeksiyonlarında görülür. Daha az sıklıkla idrar yolu ve bağırsak enfeksiyonlarında izlenir. Ateşli havalelerin yaklaşık yüzde 95'i enfeksiyonun ilk 24 saatinde görülür. Çocuk, 5-10 gün ateşli olabilir ancak havale riski 1-2 gündür'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''RİSK FAKTÖRLERİ EPİLEPSİ OLASILIĞINI ARTIRIYOR''-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli havalelerin iki şekilde görüldüğünü anlatan Serdaroğlu, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;''İki şekilde görülebilir. En sık olanı basit havalelerdir. Bu tipte tüm vücutta kasılma ve gevşemeler olur. 15 dakikadan kısa sürer. Daha az sıklıkta olanı karmaşık ya da başka bir deyişle kompleks tipidir. Bu tipte nöbetlerde çocuğun vücudunun bir kısmında kasılma ve gevşemeler olur. 15 dakikadan uzun sürer. Fizyolojik belirtiler, hastaya göre değişiklilik gösterir. Sadece bilinç bozukluğu olabilirken, bilinç kaybı gözlerde kayma, morarma, kasılma ve gevşemelerle seyredebilir. Havale öncesi gelişme geriliği olan çocuklarda havaleler daha sık ve uzun süreli olabilir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdaroğlu, karmaşık nöbetler varlığında yani düşük ısıda havale geçirilmesi, ailede epilepsi varlığı, beyin elektrosunun anormal olması, çocuğun zihinsel ve motor gelişiminin geri olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, vücudunun yarısında nöbet aktivitesinin olmasının önemli risk faktörleri olduğunu vurgulayarak, ''Risk faktörleri çoğaldıkça epilepsi riski de artmaktadır. Eğer risk faktörleri çok ise birkaç yıl sonra ateşsiz nöbetler yani epilepsi gelişebilir'' uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;Ateşli havalelerin beşte birinin genetik olduğunu anlatan Serdaroğlu, çocukların yakın akrabalarında ateşli havale öyküsü aranması gerektiğini ve karmaşık tipli ateşli havale geçiren çocuklarda beyin elektrosu (EEG) çekilmesinin uygun olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Serdaroğlu, çocukların Sağlık Bakanlığı aşı takviminde yer alan tüm aşıları yaptırmaları gerektiğine de işaret ederek, ailelere çocuklarını enfeksiyondan korumaları ve enfeksiyon durumunda gerekli tedavinin verilmesini sağlamaları, havale durumunda çocuğun yan yatırılması, giysilerinin çıkarılarak ateşinin düşürülmeye çalışılması, ağzı açıksa dişlerinin arasına bir bez parçası konularak çocuğun dilini ısırmasının önlenmeleri yönünde tavsiyede bulundu. (AA)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5286187382747649135?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5286187382747649135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5286187382747649135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5286187382747649135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarnda.html' title='Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarında Havale Riski'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3344302268491579609</id><published>2010-01-23T22:19:00.003+02:00</published><updated>2010-01-23T22:19:54.551+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Ailenin İlgisi Lösemide Daha Önemli</title><content type='html'>Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik Hematoloji Bölüm Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümran Çalışkan, lösemi (kan kanseri) hastası çocuğun hastalığı kabullenmesi, tedaviye uyumu ve sosyal ilişkilerinin iyi olması için aile desteğine ihtiyacı olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ümran Çalışkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluk çağı lösemisinin ailenin her ferdini etkileyen bir hastalık olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;Aile bireylerinden birine lösemi tanısı konulması halinde diğer aile bireylerinin birbirine kenetlemesi gerektiğini ifade eden Çalışkan, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;''Lösemi hastası çocuğa sahip ailelerin önce hastalığı kendileri kabullenmeli. Bu durum ne kadar iyi olursa çocuğun hastalığı kabullenmesi, tedaviye uyumu ve sosyal ilişkileri o kadar iyi olur. Tedavi sürecinde anne ve babada stres ve davranış problemleri varsa benzer şeylerin çocukta da görülmesi, çocuğun aileden etkilenerek ümitsizliğe kapılması ve tedaviye olumlu yanıt vermemesi mümkündür. Çocuklar ailelerinin davranışlarını taklit ederler. Hastalığı kabullenemeyen çocukların, tedaviye olumlu yanıt veremedikleri ve hayatlarını kaybettiklerini gördük. Ailenin tedavi sürecinde çocuklarının yanında bulunması oldukça önemlidir.''&lt;br /&gt;Prof. Dr. Çalışkan, tedavi sürecinde çocuğun dikkatinin başka yöne çekilmeye çalışılarak çocuğun stresinin en aza indirgenmesi gerektiğini belirterek, ''Aile çocuğa şefkatini göstermeli ve onun hoşlandığı şeyleri yapmaya gayret etmeli. Çünkü ufacık bir ayrıntı onu hayata bağlayabilir. Çocuğa üzüntü, keder hissettirilmemeli'' diye konuştu. (AA)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3344302268491579609?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3344302268491579609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/ailenin-ilgisi-losemide-daha-onemli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3344302268491579609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3344302268491579609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/ailenin-ilgisi-losemide-daha-onemli.html' title='Ailenin İlgisi Lösemide Daha Önemli'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6978876271731199251</id><published>2010-01-23T22:19:00.000+02:00</published><updated>2010-01-23T22:19:08.761+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Çocuk Gelişiminde Kardeşler Anne Baba Kadar Önemli</title><content type='html'>Çocuk gelişiminde kardeşlerin de anne-baba kadar önemli olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;Amerikalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çocukların anne ve babalarından olduğu kadar kız ya da erkek kardeşlerinden çok şey öğrenebileceklerini, bu nedenle kardeşlerin çocuk gelişimi üzerindeki öneminin hafife alınmaması gerektiğini ortaya koydu.&lt;br /&gt;İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan araştırmaya göre ebeveynler, sosyal kurallar hakkında çocukları üzerinde daha etkili olurken, kardeşler "sokakta" davranış biçimi konusunda rol oynuyor.&lt;br /&gt;Kardeşlerden öğrenilenler arasında okulda ve arkadaş çevresinde nasıl davranılması gerektiği konusu ön sırada yer alırken, küçüklerin büyüklerden sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları edinme ihtimali de bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Illinois Üniversitesiden profesör Laurie Kramer, çocukların günün büyük bölümünü geçireceği sosyal çevreye daha yakın olmaları nedeniyle kardeşlerin çocuk gelişimine katkılarının gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizdi. Kramer, ebeveynlerin yapabileceği en önemli işlerden birinin, en başından kardeşler arasında dayanışmayı artırmaya yardım etmek olduğunu kaydetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-6978876271731199251?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/6978876271731199251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/cocuk-gelisiminde-kardesler-anne-baba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6978876271731199251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6978876271731199251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/cocuk-gelisiminde-kardesler-anne-baba.html' title='Çocuk Gelişiminde Kardeşler Anne Baba Kadar Önemli'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5334209599628760723</id><published>2010-01-19T19:56:00.000+02:00</published><updated>2010-01-19T19:56:32.928+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Boğaz ve Kulak Enfeksiyonunda Havale Riski</title><content type='html'>Ateşli havale ya da buna bağlı gelişen ateş yükselmesinin daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında izlendiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz ve kulak enfeksiyonlarının görüldüğü üst solunum yolu enfeksiyonlarının, ateşli havale ya da buna bağlı gelişen nöbetlere yol açabileceği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, havale öncesi gelişme geriliği olan çocuklarda havalelerin daha sık ve uzun süreli olabileceği, nöbetlerde bilinç kaybı, gözlerde kayma, morarma, kasılma ve gevşemelerin görülebileceği uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu, yaptığı açıklamada, 38 derecenin üstünün yüksek ateş olarak kabul edildiğini ve 39 derecenin üzerine çıkan yüksek ateşin de ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişide bilinç ve davranış değişikliğinin tıpta ’’Havale’’, enfeksiyon sırasında ateşli dönemlerde görülmesi halinde ise ’’Ateşli havale’’ olarak tanımlandığını anlatan Serdaroğlu, ’’Ateş, havaleden önce mevcut olabildiği gibi havale sırasında ya da havaleden sonra da görülebilir. Genellikle süt çocukluğu ve oyun çocukluğu döneminde, başka bir deyişle 5 ay-5 yaş arasında görülür’’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serdaroğlu, ateşli havale ya da buna bağlı gelişen ateş yükselmesinin (nöbetler), daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında izlendiğini belirterek, ’’Örneğin, boğaz ve kulak enfeksiyonlarında görülür. Daha az sıklıkla idrar yolu ve bağırsak enfeksiyonlarında izlenir. Ateşli havalelerin yaklaşık yüzde 95’i enfeksiyonun ilk 24 saatinde görülür. Çocuk, 5-10 gün ateşli olabilir ancak havale riski 1-2 gündür’’ diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜ Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdaroğlu, karmaşık nöbetler varlığında yani düşük ısıda havale geçirilmesi, ailede epilepsi varlığı, beyin elektrosunun anormal olması, çocuğun zihinsel ve motor gelişiminin geri olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, vücudunun yarısında nöbet aktivitesinin olmasının önemli risk faktörleri olduğunu vurgulayarak, ’’Risk faktörleri çoğaldıkça epilepsi riski de artmaktadır. Eğer risk faktörleri çok ise birkaç yıl sonra ateşsiz nöbetler yani epilepsi gelişebilir’’ uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli havalelerin beşte birinin genetik olduğunu anlatan Serdaroğlu, çocukların yakın akrabalarında ateşli havale öyküsü aranması gerektiğini ve karmaşık tipli ateşli havale geçiren çocuklarda beyin elektrosu (EEG) çekilmesinin uygun olduğunu bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşe Serdaroğlu, çocukların Sağlık Bakanlığı aşı takviminde yer alan tüm aşıları yaptırmaları gerektiğine de işaret ederek, ailelere çocuklarını enfeksiyondan korumaları ve enfeksiyon durumunda gerekli tedavinin verilmesini sağlamaları, havale durumunda çocuğun yan yatırılması, giysilerinin çıkarılarak ateşinin düşürülmeye çalışılması, ağzı açıksa dişlerinin arasına bir bez parçası konularak çocuğun dilini ısırmasının önlenmeleri yönünde tavsiyede bulundu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5334209599628760723?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5334209599628760723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/bogaz-ve-kulak-enfeksiyonunda-havale.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5334209599628760723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5334209599628760723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/bogaz-ve-kulak-enfeksiyonunda-havale.html' title='Boğaz ve Kulak Enfeksiyonunda Havale Riski'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-8332823792133891872</id><published>2010-01-19T19:53:00.001+02:00</published><updated>2010-01-19T19:54:17.745+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beslenme'/><title type='text'>Damak Tadından Vazgeçmeden Zayıf Kalmanın Tüyoları</title><content type='html'>Yemeklerle ilgili yapılacak küçük değişikliklerle daha az kalori almak mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya nüfusu giderek şişmanlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki obezite artık salgın olarak kabul ediliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun büyük bir kesimi özellikle de kadınlar zayıf kalmak için pek çok yol deniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Restorantlar da bu durumun farkına varmış olacaklar ki yemekleri daha az kalori ile müşterisine sunuyor ve genelde zeytinyağlı yemekleri tercih ediyorlar. Yemekler arasında: Zeytinyağlı yaprak sarması, harşlanmış sebzeler, yoğutlu patlıcan yani hepsi az yağlı ve sağlıklı...&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında evde yemek pişirirken bazı ufak değişikliklerle kalorileri azaltmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte damak tadından vazgeçmeden zayıf kalmanın tüyoları...&lt;br /&gt;* Öncelikle kızartma tencelerinizden kurtulun,&lt;br /&gt;* Salatanıza yağ koyduğunuz şişenin ucuna küçük damlalıklar koyun,&lt;br /&gt;* Düdüklü tencerenizi ve fırını yemek pişirmede daha sık kulllanın.&lt;br /&gt;* Normalde 600 kalori olan "karnıyarık" yemeğini, patlıcanları kızartarak değil çok az yağlı suda haşladıktan sonra içini doldurduktan sonra fırınlayarak 150 kaloriye düşürebilirisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirinçunu Yerine Kırık Pirinç ve Tatlandırıcı Kullanın&lt;br /&gt;Örneğin sütlacın da daha az kalorili olması için pirinçunu yerine kırık pirinç ile pişirebilir, tatlandırıcı kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca uzmanlar düdüklü tencerenin ve fırının yemek pişirmede daha sık kulllanılması gerektiği konusunda da hemfikir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-8332823792133891872?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/8332823792133891872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/damak-tadindan-vazgecmeden-zayif.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8332823792133891872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8332823792133891872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/damak-tadindan-vazgecmeden-zayif.html' title='Damak Tadından Vazgeçmeden Zayıf Kalmanın Tüyoları'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2586498084031598401</id><published>2010-01-19T19:51:00.001+02:00</published><updated>2010-01-19T19:51:53.738+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Finlandiya Sigarayı Tamamen Yasaklıyor</title><content type='html'>Yeni yasa tasarısında tütün ürünlerinin raflardan tamamen kaldırılmasını planlayan Finlandiya, sigarayı tamamen yasaklayan ilk ülke olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finlandiya hükümeti, sigarayı tamamen yasaklayan ilk ülke olmaya hazırlanıyor. Yeni yasa tasarısında tütün ürünlerinin raflardan tamamen kalkması planlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede tütün ürünlerine karşı yasaların daha da sertleştirilmesi planlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkbahara kadar yürürlüğe girmesi beklenen yeni yasa ile özel araçlarında bile eğer 18 yaşından küçük biri varsa sigara yasağı öngörülüyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Finlandiya Sağlık Bakanlığı, yeni yasa tasarısının sigaradan kesin olarak "kurtulmayı" öngördüğünü belirterek, bunun tütün üreticilerine karşı bir savaş değil, halkın sağlığıyla ilgili bir durum olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tütün üreticileri hükümetin kararına karşı resmi şikayette bulunmayı düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, halkın sigara tiryakisi olan yüzde 20’sinin çoğunluğu da hükümetin kararını destekliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2586498084031598401?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2586498084031598401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/finlandiya-sigarayi-tamamen-yasakliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2586498084031598401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2586498084031598401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/finlandiya-sigarayi-tamamen-yasakliyor.html' title='Finlandiya Sigarayı Tamamen Yasaklıyor'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-4591530917352583197</id><published>2010-01-06T03:04:00.000+02:00</published><updated>2010-01-06T03:04:48.873+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beslenme'/><title type='text'>Yaş gruplarına göre bayanlara beslenme önerileri</title><content type='html'>Eğer beslenme tarzınızı ve besin seçimlerinizi özellikle yaşınıza göre akılcı seçimlerle çeşitlendiremezseniz demir eksikliği kansızlığından, kemik kırılganlığı artışına (osteoporoz) kadar pek çok sorunla karşılaşmanız kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların yaş grupları, bedensel aktivite düzeyi, metabolizma hızı ve hastalık risklerine bağlı olarak ne gibi besin unsurlarını tüketmelerinin uygun olacağını inceleyen pek çok araştırma yapılmaktadır. Belirli yaş grubundaki kadınların hangi besin unsuruna öncelik vermeleri gerektiğini merak ediyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;11-13 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Genç kızların, beslenmelerinde öncelik süt ve süt ürünlerindedir. Ergenliğin bu erken dönemlerinde yeterli miktarda kalsiyumun besinlerle alınması, yaşamın daha sonraki dönemlerindeki sağlıklı kemiklerin temelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalsiyumun ve temel aminoasitlerden zengin, biyolojik değeri yüksek proteinin, güvenilir kaynakları olan yağı azaltılmış süt, peynir ve yoğurt bu yaş grubundaki genç kızların en önemli besinidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt yerine şekerli meşrubatlar veya hazır meyve konsantreleri kullanılmamalıdır. Kalsiyumla zenginleştirilmiş taze meyve suları, ıspanak, biber, brokoli gibi kalsiyum zengini yeşil sebzeleri bu yaş grubu çocuklarınızın beslenmesine mutlaka dahil edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;13-18 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;13-18 yaş grubundaki genç kızlar için adet dönemlerinde kaybettikleri mineral miktarının, özellikle demirin dengelenmesi öncelik taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Periyotlarda kaybedilen demiri dengelemek için demirden zengin yağsız kırmızı et, deniz ürünleri ve sebze-meyveler beslenme listesine ilave edilmelidir. Bu yaş grubundaki genç kızların günde ortalama 15 miligram demir almaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vejetaryen beslenmeyi seçen genç kızlarınızın demir ihtiyacını, tahıllarla ve demirle zenginleştirilmiş kahvaltı gevrekleriyle karşılamalarına özen göstermelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;18-25 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;18-25 yaş grubundaki kadınların beslenme önceliği ise yeterli C vitamini alınmasıdır. Özellikle fast- food bağımlılığı, alkol ve sigara kullanımı gibi zararlı alışkanlıklar söz konusuysa, yeterli miktarda C vitamini kullandığınızdan emin olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taze meyve ve sebzeler C vitamininin en değerli kaynaklarıdır. Yeterli miktarda C vitamini alınması demirin emilmesine de yardımcı olacaktır. Bu yaş grubunda da yeterli miktarda kalsiyum aldığınızdan emin olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;25-30 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu yaş grubunda iseniz ve özellikle hamile kalmayı düşünüyor ya da hamileyseniz, folik asit alımınızı artırmanız şarttır. Hamilelik öncesinde ve hamilelik süresince yeterli miktarda folik asit almayan kadınlarda doğum defektlerine sahip çocuklara ilişkin riskler yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Folik asit ihtiyacını yeşil yapraklı sebzelerle, pek çok meyve ve özellikle portakal suyuyla, bakliyatlarla karşılayabileceğiniz gibi, 400 mcg’lık folik asit destekleri ile de giderebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30-35 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;br /&gt;Bu yaş grubu kadınlarda öncelik, antioksidan gücü yüksek olan besinlere verilmelidir. Antioksidan kapasitesi yüksek bir beslenme tarzı, sadece sizin genç ve sağlıklı bir görünüm kazanmanıza yardım etmekle kalmaz, bağışıklığınızı güçlendirir, enerji düzeyinizi yükseltir. İyilik hissinizi artırır ve pek çok hastalıktan sizi korur. Antioksidan gücün olağanüstü yararından faydalanmak istiyorsanız özellikle taze ve renkli sebze ve meyvelere yönelmeye özen göstermelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘En kırmızılardan’ karpuz- domates, pembe greyfurtla likopen, ‘en sarılardan’ kayısı, mango, havuçla karotenoid, ‘en mor kırmızılardan’ siyah dut, vişne, kiraz ve üzümle proantosiyanidin alacağınızı asla unutmamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;40-45 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;40-45 yaş dönemindeki kadınların önceliği toplam kalori alımlarını azaltmaları, daha az yağ ve daha bol posa tüketmeye özen göstermeleridir. 40′lı yaşlara geldiğinizde gençlik günlerinizdeki kadar çok kaloriye ihtiyacınız yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metabolizmanız her 10 yılda bir %2-4 oranında yavaşlamaktadır. Metabolizmanızdaki bu azalmayı dikkate almaz, yüksek kalorili beslenme alışkanlığını sürdürürseniz kilo almanız kaçınılmazdır. Kalori alımınızı sınırlamaya daha az yağ tüketmekle başlamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meyve, sebze ve tahıldan zengin beslenme biçimi hem yağ alımınızı azaltacak, hem de düşük kalorili ve yüksek posalı bir diyeti size temin edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaş grubunda, balığın ve yarım yağlı ya da yağsız süt ürünlerinin gençleştirici ve güçlendirici etkilerinden de yararlanmalısınız. Tükettiğiniz besinlerin daha az kolesterol içermesine özen göstermeye bu dönemde başlamanızda yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;45-50 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;45-50 yaş grubundaki bayanların önceliği Omega-3 temel yağ asitleri olmalıdır. Bu yaş grubundaysanız diyetinizin doymuş yağ ve kolesterolden fakir, Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan deniz ürünleri, soya ve soya ürünleri, ceviz, fındık gibi kuruyemişleri ihtiva etmesine özen göstermelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkisel Omega-3 kaynakları olan keten tohumundan ve keten tohumu yağından (flax seed oil), cevizden, ceviz yağından ve semizotundan yararlanmayı unutmayın. Yeterince Omega-3 yağ asidi alabilmek için bizim öncelikli önerimiz; Omega-3 yağ asitlerinin en iyi kaynağı olan balığı haftada 2-3 kez 100-150 gram tüketmenizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;50-60 yaş grubu bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;50-60 yaş grubunda yer alıyorsanız, gençlik yıllarınıza dönmeli, kalsiyum ihtiyacınızı yeterince karşılayıp karşılamadığınıza dikkat etmelisiniz. Bu yaş grubunda zayıflayan ve yorgun düşen kemiklerinizin kalsiyum ihtiyacı fazlaca artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönem daha az kalorili beslenmeniz, daha az yağ tüketmeniz, zeytinyağından yararlanmanız, antioksidan zengini sebze ve meyvelere öncelik vermeniz için harika bir zamandır. Soyalı yiyecekler, keten tohumu ve tahıllar bu dönemde düşen hormon seviyelerinizi desteklemeniz için yararlı olabilecek besinlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;60 yaş üstü bayanlara beslenme önerileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;60 yaş sonrasında beslenme çok daha fazla önem kazanmaktadır. B vitamini yanında kalsiyumdan da yeterli; temel yağ asitlerinden, temel amino asitlerden ve posadan zengin bir beslenme tarzı oluşturmalısınız. Beslenme biçiminiz hipertansiyon, şeker hastalığı, ateroskleroz gibi genel sağlık sorunlarınıza göre size özel planlanmalıdır. Olanak varsa beslenme planınızı oluştururken, bir uzman doktor ve beslenme uzmanıyla işbirliği yapmanızı öneriyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-4591530917352583197?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/4591530917352583197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/yas-gruplarna-gore-bayanlara-beslenme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4591530917352583197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4591530917352583197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/yas-gruplarna-gore-bayanlara-beslenme.html' title='Yaş gruplarına göre bayanlara beslenme önerileri'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2237983031275519281</id><published>2010-01-06T03:02:00.000+02:00</published><updated>2010-01-06T03:02:29.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Mutlu bebekler için 5 ipucu</title><content type='html'>Sizin için çok değerli bir varlık olan ve hayatınıza ayrı bir renk, farklı bir tat getiren bebeğinizi mutlu etmenin yollarını biliyor musunuz? İşte uzmanların mutlu bebek için tavsiye ettikleri 5 ipucu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt; Bebeğinizle birlikte oyun oynamak onun için en büyük mutluluktur. Onunla içinizden geldiği gibi oyun oynayabilirsiniz. Bu hem sizi hem de onu son derece mutlu eder. Onu günlük yaşamınızın içine katabilir, birlikte alışverişe çıkabilir, pusetiyle gezdirebilirsiniz. Sizin rahat ve sakin olmanız bebeğinize de yansır. Yumuşak, parlak renkli oyuncaklar onların mutlu olmalarını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. &lt;/b&gt;Banyo saatleri bebekler için rahatlatıcı ve eğlenceli olabilir. Ancak bazı bebekler banyodan korktukları için sorun çıkarabilir. Oysa uzmanlar bunun anneden kaynaklanabileceği görüşünde. Anne bebeğini yıkamaktan korkuyor olabilir, sinirli hali bebeğe yansıyabilir. Olaya sakin yaklaşırsanız hem bebeğiniz hem de siz banyo saatlerinden keyif alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3.&lt;/b&gt; Uyku bebeğin beslenmekten sonra ikinci önemli ihtiyacıdır. Uykusu gelen bir bebek huzursuzluğuyla bunu belli eder. Yorulup uykusu gelen bebeğinizi hemen uyutmaya çalışmak en iyisidir. Büyüdükçe yanına sevdiği bir oyuncağını alıp yatmaktan hoşlanan bebeğiniz, oyuncağını alıp yanınıza geldiyse uyumak istiyor olabilir. Mesajı doğru alırsanız onu mutlu edersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4. &lt;/b&gt;Anneler bebeklerinin sevdikleri yiyecekleri bilirler. Zaten bebekler sevdikleri gıdaları kabul edip sevmediklerini reddeder. Yemek konusunda onu zorlamaz, onunla işbirliği yaparsanız yemek saatleri “mutlu saatler” e dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5.&lt;/b&gt; Bebeğiniz ilk aylardan itibaren sizin ilginize muhtaçtır. Birlikte geçirdiğiniz dakikalarda ona söyleyeceğiniz sevgi dolu cümlelere cevap veremese bile bu diyalog onu mutlu eder. Onunla konuşurken ara verip size kendince cevap vermesini bekleyin. Bir bakışla, bir gülücükle mutlaka size cevap verecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2237983031275519281?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2237983031275519281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/mutlu-bebekler-icin-5-ipucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2237983031275519281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2237983031275519281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/mutlu-bebekler-icin-5-ipucu.html' title='Mutlu bebekler için 5 ipucu'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7580670033287511202</id><published>2010-01-06T03:01:00.000+02:00</published><updated>2010-01-06T03:01:21.197+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile-Sagligi'/><title type='text'>Çocuklara boşanma kararı nasıl açıklanmalı?</title><content type='html'>Uzmanlar, boşanmaya karar veren çocuklu eşlerin aldıkları bu kararı çocuklarına açıklarken dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Özellikle şu konularda çok dikkatli olmalısınız:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ayrılık kararınızı çocukların yaş dönemlerine uygun cümlelerle açıklamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne ve baba olarak sorumluluklarınızın değişmediğini her zaman onu seveceğinizi hissettirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Görüşme düzeninizin nasıl olacağına hep birlikte karar vermek.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuklar bazen evden ayrılan ebeveyn için kaygı duyuyorlar. Nerede yaşadığı, ne hissettiği ile ilgili soruları olabilir. Bunları dikkatle dinleyip tatmin edici cevaplar vermeye çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne ve babaların kendi aralarındaki sorunları çocukların önünde konuşmamalarına özen göstermeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Okul, sağlık sorunları gibi konularda her iki ebeveynin de işbirliği yapmaları çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuklar boşanma sırasında terk eden veya ihmal eden ebeveyni de özlerler. Mutsuzluk, içe kapanma, reddetme yoğun yaşanan duygulardır. Babası tarafından ihmal edilen bir erkek çocuk kendisini şekillendirmeye yardımcı olacak modelini de kaybetmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kız çocuklar için ise diğer cinsiyetle ilişkisi oluşturmakta güçlükler yaşadıkları gözlemlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Boşanma sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanma ve sonrasında yaşananlar, çocuğun gelişimini etkileyecek bir sürecin başlamasına neden oluyor. Ebeveynlerin bu sürece nasıl hazırlandıkları ve boşanma sonrasındaki durumları, çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanma kararını kesin olarak alan anne-babalar, bu konuyu çocuğa açıklamak için en doğru ortamı nasıl belirlemeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kararı açıklamadan evleri ayırmamak gerekir. Ebeveynlerin sakin ve kontrollü olması ve ortak bir dille anlatması uygun olur. Çiftler ayrı yaşamayı deneyecek bile olsalar bunun bilgisini mutlaka çocuğa vermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çocuğa bu konu nasıl ve hangi dille anlatılmalı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunulan durum ve bundan sonraki yaşam şekli açıklayıcı cümlelerle anlatılmalı. Ayrıca, çocukların konuşma sırasındaki soruları ya da itirazları, hissettikleri konusunda bilgi veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Boşanma kararını açıklarken çocuğun yaşı önem taşıyor mu?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul öncesi dönemlerde yaşanan boşanmalarda çocuklar evden giden ebeveynin onu terk ettiğini ve bu durumun sorumlusunun kendisi olduğunu düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli görüşmeler yapılması ve çocuğun evden giden ebeveynle duygusal duyumunun olması bu sürecin olumsuz etkilerini azaltıyor. Açıklama yapılacak çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar somut bilgiye ihtiyacı oluyor. Bir ergen için hayat ile ilgili ciddi değişiklik yaşıyor olması fikrini daha küçük yaşlardaki çocuk terk edilmek olarak algılayabiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7580670033287511202?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7580670033287511202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/cocuklara-bosanma-karar-nasl-acklanmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7580670033287511202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7580670033287511202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/cocuklara-bosanma-karar-nasl-acklanmal.html' title='Çocuklara boşanma kararı nasıl açıklanmalı?'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5520290193406734147</id><published>2010-01-06T02:59:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T02:59:59.298+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AIDS'/><title type='text'>AIDS virüsünün bulaşmasını önleyen aşı geliştirildi</title><content type='html'>Uzmanlar, AIDS virüsünün bulaşmasının önlenmesine yardımcı olacak aşının geliştirildiğini bildirildi. Tayland’da 16 bin gönüllünün katıldığı deneyde aşının virüsün bulaşma riskini yüzde 31 oranında azalttığı belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan ordusu ve Taylandlı yetkililerin Bangkok’ta düzenledikleri basın toplantısında, Tayland’da 16 bin gönüllünün katılımıyla yapılan deney sonucu aşının, ölümcül AIDS virüsünün bulaşma riskini yüzde 31 oranında azalttığı açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililer, dünyanın en kapsamlı aşı denemesi olan deneye katılan 18-30 yaş aralığında, HIV testi negatif olan Taylandlı heteroseksüel kadın ve erkeklerin 3 yıl boyunca takip edildiğini, sonuçta, aşı yapılan 8197 denekten 51′inin, aşı yapılmayan 8198 denekten 74′ünün AIDS virüsü kaptığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce denenen iki aşının birleşiminden oluştuğu belirtilen aşı, Amerikan ordusunun sponsorluğunda, Amerikan Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü ve Tayland Kamu Sağlığı Bakanlığı tarafından yürütülen çalışma sonucunda elde edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstitü Müdürü Dr. Anthony Fauci, aşının yolun sonu olmadığına dikkati çekti, ancak elde edilen sonuçtan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Fauci, “Bu sonuçların geliştirilmesi ve daha etkili bir AIDS aşısı elde edilmesi ihtimali hakkında tedbirli bir iyimserlik içindeyim. Bu yapabileceğimiz bir şey” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan ordusunda görevli Albay Jerome Kim de deneme sonucu elde edilen başarı oranının çok yüksek olmamasına rağmen aşının, “güvenli ve etkili bir koruyucu aşı elde edilebileceğinin ilk kanıtı” olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;105 milyon dolara mal olan çalışmayla ilgili detaylı bilgilerin ekim ayında Paris’te yapılacak bir konferansta açıklanacağı kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmanın, Tayland’da daha önce bu konuda yapılan çok önemli bir araştırma yüzünden bu ülkede yapıldığı, Tayland hükümetinin de çalışmayı kuvvetle desteklediği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya genelinde her gün 7500 kişi AIDS virüsü kapıyor. 2007 yılında 2 milyon kişi AIDS yüzünden hayatını kaybetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5520290193406734147?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5520290193406734147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/aids-virusunun-bulasmasn-onleyen-as.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5520290193406734147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5520290193406734147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/aids-virusunun-bulasmasn-onleyen-as.html' title='AIDS virüsünün bulaşmasını önleyen aşı geliştirildi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-539972529991556913</id><published>2010-01-06T02:59:00.000+02:00</published><updated>2010-01-06T02:59:05.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Agiz-ve-Dis-Sagligi'/><title type='text'>Diş iltihaplanmaları erkeklerin cinsel performansını düşürüyor</title><content type='html'>Diş iltihabı problemi tüm erkeklerin cinsel hayatını olumsuz etkileyen hastalıkların başında geliyor. Uzmanlar, kalp sorunlarına ve kasık problemlerine neden olması nedeniyle diş iltihaplanmalarının erkeklerde cinsel problemlere neden olduğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş, ağız, sindirim ve solunum yollarının başlangıcı olması nedeniyle genel vücut sağlığı açısından önem taşıyor. Diş enfeksiyonu kalp kapakçığında problemlere yol açıyor, böbrekleri etkiliyor, gözde körlüğe kadar birçok hastalığa sebep oluyor. Diş çürükleri ve iltihabı sadece dişleri değil vücudun bütün organlarını tehdit ediyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çene gelişimini engelliyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bazı diş enfeksiyonları, kalp ve akciğer boşluğuna kadar yayılarak hayatı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor. Çürüyen dişlerin düşmesi veya çekilmesi çene gelişimini de etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kalp sorunlarına neden oluyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Diş ve dişeti iltihabının tetiklediği ve iltihabın neden olduğu rahatsızlıklar vücudun direncini düşürüyor. Özellikle erkeklerde damar sertliğine, kalp rahatsızlığına, kasıklarda problemlere yol açabiliyor. Bu durumda cinsel hayatı dahi etkiliyor. Yataktaki performanslarını düşürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Diş korkusunu yenmek gerek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Genelde dişçi koltuğundan korkulur ve diş ile ilgili sorunlar ertelenir. Uzmanlar, “Diş korkusunu 7’den 70’e herkes yaşar. Teknolojinin ve tıp dünyasındaki gelişmeler sayesinde bu korkuya yer yok. Bilinçli sedasyon adı altında uygulanan yöntem sayesinde her türlü diş müdahalesini kolaylıkla atlatabilirsisiniz.” diyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-539972529991556913?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/539972529991556913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/dis-iltihaplanmalar-erkeklerin-cinsel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/539972529991556913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/539972529991556913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/dis-iltihaplanmalar-erkeklerin-cinsel.html' title='Diş iltihaplanmaları erkeklerin cinsel performansını düşürüyor'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1237777791768999290</id><published>2010-01-02T04:06:00.001+02:00</published><updated>2010-01-02T04:06:57.489+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sıcak Çay ve Kahve İçmek Kanser Riskini Arttırıyor</title><content type='html'>Yemek borusu kanserlerinin, tedavi edilmemesi halinde ölümcül bir etkiye sahip olabileceğini kaydeden uzmanlar, sıcak çay başta olmak üzere çok sıcak sıvı tüketiminin sakıncalarının olduğu konusunda uyarılarda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüşhane İl Sağlık Müdür Yardımcısı Op. Dr. H. Volkan Kara, çok sıcak çayın yemek borusu kanserine yakalanma riskini artırdığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek borusu kanserine çay gibi sıcak içeceklerin yanı sıra aşırı alkol, sigara, nitrat, nitrit, uyuşturucu kullanımı, salamura yiyeceklerdeki mantar toksinlerin de sebep olacağını belirten Dr. Kara, şu açıklamayı yaptı:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Günümüzdeki birçok kanser türü gibi yemek borusu kanseri de çevresel etkenlerle yakından ilişkilidir. Bunların başında sigara içmek yer alır. Özellikle alkol kullanımı ve aşırı sıcak içecekler de bu oranı daha fazla artırıyor. Sık ve aşırı sıcak sıvı tüketimini en uygun seviyeye indirmemiz lazım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayı ve kahveyi 70 dereceden sıcak içmenin kanser riskini 8 kat artırdığını vurgulayan Dr. Kara, “Çayı ve kahveyi çok sıcak içmeyin. Sıcak içeceklerin yeterince soğumasını bekleyerek, yemek borusu kanserlerinde ciddi azalma sağlayabilirsiniz.” diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1237777791768999290?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1237777791768999290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/scak-cay-ve-kahve-icmek-kanser-riskini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1237777791768999290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1237777791768999290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/scak-cay-ve-kahve-icmek-kanser-riskini.html' title='Sıcak Çay ve Kahve İçmek Kanser Riskini Arttırıyor'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3726156919456001832</id><published>2010-01-02T04:04:00.003+02:00</published><updated>2010-01-02T04:04:52.814+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sağlıklı ve Seksi Olmak Hissetmek İçin Tavsiyeler Öneriler</title><content type='html'>Uzmanların tavsiye ettiği 35 pratik öneri ile yaşam kalitenizi artırabilirsiniz. Daracık jean pantolonlarınızın içine zorlanmadan girmek için potasyum yüklü yiyecekler yiyin, ağrı kesicilerin etkisini artırmak için değişik markalar kullanın, ofisinize gül ve zambak koyun. İşte bütün öneriler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Canlanmak ve kendinizi daha enerjik hissetmek için sırt üstü yatın ve ayaklarınızı havaya kaldırın. Böylece kan akışı başınıza doğru hızlanacak ve beyninize daha fazla oksijen ulaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. 5, 10, hatta 20 yıl sonra nasıl olacağınızı düşünün. Geleceğe dair hayaller kurmak kendinizi iyimser ve mutlu hissetmenizi sağlayacak.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3. Egzersiz yaparken gereğinden fazla kardiyo çalışması yapmak, kaslara zarar verebilir. Bu nedenle başta 30 dakika ağırlık çalışıp sonra 20 dakika kardiyo çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Dişinizin beyazlığı için sitrik ve tartarik asitli sodalardan ve buzlu çaydan uzak durun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Dudak parlatıcısı olarak 15 koruma faktörlü olanları tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Sizin için önemli olan bir tarihi hatırlamak için o bilgiyi okurken sakız çiğneyin. Çünkü sakız çiğnerken beyne doğru olan kan akışı hızlanır ve bu da hatırlama gücünüzün yüzde 40 oranında artmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Alkol aldıktan sonra ertesi gün kendinizi kötü hissetmek istemiyorsanız içmeden önce fındık, ton balığı ve tahin gibi yağlı yiyecekler tüketin. Yağ, vücudunuzun alkolü emişini yavaşlatacak ve siz de bu sayede ertesi gün daha rahat olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Eğer sık sık vajinal mantar enfeksiyonlarına yakalanıyorsanız dantel dokulu ve sentetik iç çamaşırlarından uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Sürekli bilgisayar kullanımının gözünüze zarar vermesini önlemek için her birkaç saatte monitörden uzak bir noktaya bakın, yavaşça gözlerinizi kapatıp açın. Bunu üç kere tekrar edin. Daha sonra göz bebeklerini önce sağa sonra sola kaydırarak aynı hareketleri üç kez daha tekrarlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Isırarak elma, havuç ve salatalık yerseniz nefesinizi tazelemiş olursunuz. Bu temizleyici yiyecekler tıpkı diş macunu gibi ağız kokusuna sebep olan bakterileri ağızdan uzaklaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Araştırmalar, vücuttaki östrojen seviyesinin sigaradan alınan zevki artırdığını gösteriyor. Sigaraya karşı aşırı bağımlılığınız yoksa ve sosyal içiciyseniz bu alışkanlığınızdan adet dönemlerinizden iki hafta önce kurtulabilirsiniz. Çünkü bu dönemde bu hormon en alt seviyeye düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Soğuk algınlığı ya da grip mikrobundan uzak durmak için hapşıran ya da öksüren bir kişiden uzak durmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Ofisteki masanıza zambak, gül gibi kokulu çiçekler koymayı ihmal etmeyin. Bu bitkilerin kokuları beyin kimyanızı etkiler ve kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Zihninizi açmak ve kendinizi daha iyi hissetmek için bir fincan kahve için. Kafein, kendinizi mutlu hissetmenizi sağlayan seratonin ve dopamin hormonlarının daha fazla salgılanmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Jean’inizin içine giremiyorsanız şeftali, muz gibi potasyum yüklü yiyecekler yiyin. Potasyum vücuttaki suyun atılmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Nane, yeşil elma veya muz yağını üç kez koklayarak içinize çekin. Bu aromalar iştahınızı keserek zararlı yiyeceklerden uzak durmanızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Günde en az 15 litre su için. Taze ve parlak bir cildin sırrı bol su içmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. Erkek arkadaşınızın evinde ilk defa kalacaksanız ve diş fırçanız yanınızda yoksa parmağınızı fırça gibi kullanmayı deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. Genel sağlık kontrolü için tırnaklarınızı her ay bir kere kontrol edin, bakımlarını ihmal etmeyin. Tırnakların kolay bir şekilde kırılması demir ya da protein eksikliğine işaret edebilir. Sarı renkli tırnaklar kan dolaşımının düşük seviyede olduğunu, soluk renkli tırnaklar ise anemi hastalığı olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. Eğer cildiniz sivilce oluşumuna eğilimliyse somon, ceviz ve kanola yağı tüketin. Bu besinler vücuttaki aşırı yağlanmayı azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. Alerjiyle mücadele etmek için dudaklarınızı sevgilinizinkilerle birleştirin. Yarım saat öpüşmenin bağışıklık sistemi üzerinde sakinleştirici etkisi var. Bu sizi, örneğin bahar nezlesinden korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. Bir ilaç yutacağınız zaman mutlaka su kullanın. Çünkü susuz ilaç yutmaya kalkarsanız yemek borunuzu tahriş edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. Her gün çantanızı dönüşümlü olarak farklı kollarınızda taşıyın. Aksi halde çantanızı sürekli taşıdığınız kolunuzda kas ağrıları oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. İdrar yolları enfeksiyonu olursanız, gerekli ilaçları almadan önce ağrıyı hafifletmek için vajina bölgenize ıslak bir havlu koyabilirsiniz. Soğuk, idrar yollarınızı uyuşturur ve idrarınızı yaparken daha az acı duyarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. Eğer uykuya dalamıyorsanız nefes egzersizi yapmayı deneyin Bunun için elinizi midenize koyun ve altıya kadar sayarken derin nefes alın. Sonra üçe kadar sayarak nefesinizi dışarı verin. Bunu sekiz kez tekrarlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26. Metabolizma hızınızı artırmak için badem yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. Sık sık tuvalete gitmek zorunda mı kalıyorsunuz? Eğer öyleyse yapay tatlandırıcı içeren besinlerin tüketimini durdurun. Bu tür maddeler mesanenizi uyardıklarından sık sık tuvalete gitmenize sebep olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. Yatak odanızın dinlendirici ortama sahip olması için dekorasyonda kan basıncı seviyelerini düşüren mavi ya da yeşil rengi tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29. Kramplardan kurtulmak için her gün ekstra birkaç bardak su içmeyi ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. Ani yaralanma yaşarsanız yarayı bandajlamadan önce üzerine vazelin, yoksa tükürüğünüzü sürün. Tükürük iyileşmeyi hızlandıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31. Adet öncesi sendrom kalsiyum eksikliğiyle ilgili olabilir. Bu nedenle her gün yeterli derecede süt, yoğurt ve peynir tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32. Kahvaltıya başlamadan önce bir-iki porsiyon meyve yiyin ve mutlaka bir bardak su için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33. Alkol olarak şarabı tercih edin. Çünkü şarap antioksidan içerdiği için vücudumuzun hastalıklara karşı direncini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34. Evde on tane kediniz olmasın ama yaşamınızı bir canlıyla paylaşmak sizi mutlu edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35. Hep aynı ağrı kesiciyi kullanmayın. Çünkü vücudunuz bu ağrı kesiciye alışır ve etkinliği azalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3726156919456001832?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3726156919456001832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/saglikli-ve-seksi-olmak-hissetmek-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3726156919456001832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3726156919456001832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/saglikli-ve-seksi-olmak-hissetmek-icin.html' title='Sağlıklı ve Seksi Olmak Hissetmek İçin Tavsiyeler Öneriler'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-842477125465341401</id><published>2010-01-02T04:01:00.001+02:00</published><updated>2010-01-02T04:03:03.111+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Şifalı Bitki Rehberi Hangi Şifalı Bitki Neye İyi Gelir</title><content type='html'>İlaçların yan etkilerinin ciddi şekilde artması nedeniyle son zamanlarda doğaya ve bitkisel tedavilere dönüş gözle görülür derecede artış gösterdi. Uzmanlar, şifalı bitkilerin doğru kullanım rehberini açıklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herbalist Tarkan Güveloğlu, şifalı bitkileri kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Doğal tedavi altın çağını yaşıyor. Çünkü yıllardır hormonlu ve GDO’lu ürünlerle beslenen insanlar birçok hastalığı bedenlerinde barındırıyor. Farklı sağlık sorunlarıyla baş edemeyen insanlar, “doğaya dönüş” felsefesiyle çözüm arıyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Doğanın şifalı bitkilerinden yardım almak Amerika ve Avrupa’da çok moda. Hastalıklara çözüm olarak birçok bitkinin hapı, ekstresi, kremi ve yağı üretilmiş. Doğadan uygun bir şekilde toplanan, kurutulan ve kullanıma hazır hale getirilen çeşitli bitki ve otların özleri, birçok derde derman oluyor. Özellikle sedef gibi geçmez diye bilinen hastalıklar için, doğal yollarla yüzde 95 oranında bir çözüm söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt sorunları, astım, bronşit, grip, kalp hastalıkları, sinirsel şikâyetler, akciğer hastalıkları, kalp-damar tıkanıklıkları, hepatit türleri, bazı kanser türleri, sedef, vitiligo, egzama, bağırsak hastalıkları, baş ağrısı, böbrek hastalıkları, demir eksikliği ve iltihaplanmalar gibi 500’e yakın hastalığın tedavisinde şifalı otlar kullanılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin ve bitki özlerinin yararları üzerinde çalışan bir herbalist olarak şunu söyleyebilirim: Doğal tedavinin literatüründe ‘çaresiz hastalık’ cümlesi geçmiyor. Avrupa’da çok kullanılıyor şifalı bitkiler. Doğayı iyi tanıyan eski halk hekimlerinin de dediği gibi her hastalık için bir bitki yaratılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki 93 bin dolayındaki bitki türünden 20 bini hastalıklara çare olarak kullanılıyorlar. Daha çok geleneksel tıbbın çare bulamadığı hastalıklarla ilgili olarak bitkilerden yardım isteniyor. Yıllardır doğal olan ne varsa, sağlık da güzellik de orada var diye söylüyoruz. Son yıllarda ilaçların yan etkilerinin ciddiyet kazanması üzerine “doğaya dönüş” hızlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Her bitki demlenmez&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların doğal hayat şartlarından uzaklaştığı bu çağda en büyük çarenin yine doğadan geldiğinin altını çizmek istiyorum. İnsanlığın varoluşundan bu yana, doğanın ‘lütuflarından’ biri olan bitkiler sağlık dağıtıyor. Örneğin özelikle sedef hastalığında yüzde 95 oranında başarı sağlanıyor. Bu arada şunu unutmayalım. Şifalı bitkilerin kullanım şekli de önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle domuz gribi tehlikesine karşı şifalı bitkilerin kullanımı da artar. Fakat uygulamada birçok hata yapılıyor. Bu konuda bazı ipuçları vermek istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu konulara dikkat edin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir şeker hastası veya yüksek tansiyon hastası meyan kökü kullanmamalı çünkü bu bitki şekeri ve tansiyonu yükseltir.&lt;br /&gt;- Her şey demleyerek olmaz. Örneğin kuşburnu ile ıhlamurdan verim almak için kaynatmak gerekir.&lt;br /&gt;- Ancak ıhlamurun yaprağı kaynatılmalı ama çiçeği demlenerek kullanılmalı.&lt;br /&gt;- Çay olarak hazırladığımız adaçayının içine bir tutam kekik koyarsak faydaları çoğalır. 5 dakika demlemek yeterlidir.&lt;br /&gt;- Keten tohumunun içinde bağırsakları çok iyi çalıştıran yağ var. Öğütülmüş olanını sabah ve akşam birer tatlı kaşığı yemek gerekir.&lt;br /&gt;- Halk arasında bağırsak çalıştırmak için sinemaki kullanılmalı diye bilinir. Bu yanlıştır. Sürekli kullanımda bağırsak tembelliğini artırır. Çok gerekirse ayda 1 defa kullanılabilir.&lt;br /&gt;- Şifalı bitkileri demlemek için porselen, seramik, cam ve emaye kap tercih edilmelidir. Eğer alüminyum ile kaynarsa metalle karşılaştığı için başkalaşım geçirir ve faydalı etkisi azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hangi şifalı bitkiler nelere iyi gelir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Karabaş otu:&lt;/b&gt; Adale ağrısı, damar tıkanıklığı, astım, basur, baş ağrısı, baş dönmesine iyi gelir. Beyin hastalıkları için etkilidir. Çok etkili bir mikrop öldürücüdür.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yeşil Çin çayı:&lt;/b&gt; Kanı temizler ve gaz gidericidir. Etkisi dünyaca kanıtlanmış bir antioksidandır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Arı sütü: &lt;/b&gt;Cinsel isteksizlik yaşayanlara, sperm azlığına mide ve bağırsak hastalıkları çekenler için çok iyi sonuçlar yaratır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Polen:&lt;/b&gt; Vücut direncini artırır. Virüslü hastalıkların tedavisi için kullanılır. Mevsim gripleri polenle giderilir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Adaçayı:&lt;/b&gt; Boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları için birebirdir. Ayrıca iştah açar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aynısafa: &lt;/b&gt;Uyuz, siğil, iyileşmeyen yaralar, ayak mantarı ve vajinal mantar hastalıklarında kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mısır püskülü:&lt;/b&gt; İdrar söktürücü ve zayıflatma özelliği vardır. Bedendeki yağın azalmasında faydalı olur.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ihlamur&lt;/b&gt;: Solunum yolları sorunları, grip, idrar yolları ağrıları ve mide rahatsızlıkları için çare olarak kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Papatya:&lt;/b&gt; Yaklaşık 70 yaygın hastalıktan en az 50’si için faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Adaçayı, yonca, mısır püskülü, kaz ayağı ve nane&lt;/b&gt;: Bu bitkiler aynı zamanda östrojen etkisine de sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Defne:&lt;/b&gt; Yaprakları kaynatılarak içilen defne antiseptik özelliğine sahiptir. Hazmı kolaylaştırır ve saç dökülmelerini de önler.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-842477125465341401?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/842477125465341401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/sifali-bitki-rehberi-hangi-sifali-bitki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/842477125465341401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/842477125465341401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2010/01/sifali-bitki-rehberi-hangi-sifali-bitki.html' title='Şifalı Bitki Rehberi Hangi Şifalı Bitki Neye İyi Gelir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3419011722994567808</id><published>2009-12-31T23:57:00.000+02:00</published><updated>2009-12-31T23:57:22.225+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tup-Bebek'/><title type='text'>Tüp Bebekte Düşük Doz İle Kaliteli Yumurta</title><content type='html'>Tüp bebekte eskiden beri fikir olarak ortaya konulmuş ama çok da uygulanmayan, günümüzde ön plana çıkmış yenilikler var. Bu teknikler özellikle son yıllarda daha dikkat çeker hale geldi. Bunların içinde ilk planda söyleyebileceklerimizin arasında, hastaların tedaviye bağlı komplikasyonlarının azaltılması, çoğul gebeliklerin önlenmesi, ilaçlara bağlı yan etkileri azaltmak için yapılan uygulamalar var. &lt;strong&gt;Acıbadem Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Acıbadem Kadıköy Hastanesi Tüp Bebek Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Demirel &lt;/strong&gt;ilaçsız tüp bebek uygulamaları hakkında sık sorulan soruları yanıtladı:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İn Vitro Matürasyon yöntemi nedir, nasıl uygulanıyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemi hastanemizde başarıyla uyguluyoruz. Burada, hiç ilaç kullanmadan yumurtaları erken bir aşamada toplayıp laboratuvarda olgunlaştırarak dölleme işlemi yapılarak transfer gerçekleştiriliyor. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Burada ilaçlara karşı aşırı yumurtalık çevabı gösteren hastalarda&lt;br /&gt;&amp;nbsp;- Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan hastalarda kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok ilaç vermek yumurtalıkları daha mı çok uyarıyor? Bu konuda yeni yaklaşımlar var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Artık günümüzde bazı hastalarda yumurtalıkları daha düşük dozda ve daha az uyarmayı tercih ettiğimiz bir yaklaşıma göre hareket ediyoruz. Yani ilaçları yüksek dozlarda uzun süreli kullanmıyoruz. Çok düşük dozlarda kısa süreli uygulayarak az sayıda fakat kaliteli yumurtalar elde etmeye çalışıyoruz. Buradaki amacımız onlarca yumurta elde etmek değil 2-7 arasında yumurta elde etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlaçların hastalara ne gibi yan etkileri oluyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazen normal doz da verilse yüksek doz da verilse yan etki olabilir. Hastanın hayatını tehlikeye atacak olan “ovarian hipersitümülasyon sendromu” ortaya çıkabiliyor. Burada kadının yumurtalıkları 10-15 cm’e kadar ulaşıp büyüyebiliyor, karın içinde sıvı birikiyor, nefes darlığı, böbrek yetmezliği, dolaşım bozuklukları gözlenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıbadem’teki temel felsefelerimizden biri de hastaya fazla ilaç yüklemeden az uyarım ile kaliteli yumurta elde etmek ve daha başarılı sonuçlar almaktır. Düşük doz ilaç verme şeklinde özetleyebileceğimiz bu tıbbi yaklaşıma, “Minimal Sitümülasyon IVF” diyoruz. Bu yakın gelecekte birçok merkezin de benimseyeceği yol olacaktır. Çünkü artık günümüzde onlarca yumurtaya ihtiyacımız yok, başarı oranlarının artmasıyla daha az sayıda yumurta ile olumlu sonuçlar alabiliyoruz. Bu sayede hem ekonomik olarak hastaya faydamız oluyor, hem de komplikasyonlardan kaçınmayı sağlamış oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yumurta dondurma taleplerinde bir artış var mı? En fazla kaç yıl dondurulabiliyor? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üreme çağında kansere yakalanmış ve göreceği kemoterapi nedeniyle üretkenliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan hastalardan hastanemize çok başvuru oluyor. Bu kadınlar ve erkeklerde üreme potansiyelinin korunması çabaları var. Kemoterapi ya da radyoterapi üreme hücrelerinde kalcı kayba neden olabiliyor. Kişi kanserden kurtulmasına rağmen, çocuk sahibi olma şansını yitiriyor, yaşam kalitesi azalıyor. Bu kişiler bize erken kanser teşhisinden hemen sonra başvurabilirlerse kemoterapi almadan önce erkeğin sperm hücrelerini kadının ise yumurtalarını, ya da eşinin spermiyle döllenmiş embriyoları dondurup saklıyoruz. Böylece ileride bu hastalar çocuk sahibi olabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin bir kadın bekarsa, o zaman yumurtalarını toplayıp donduruyoruz. Evliyse yumurtalarını toplayıp eşinin spermiyle laboratuvarda dölleyip embriyo halinde dondurup saklıyoruz. Bazen de kadının yumurtalık dokusunu dondurup saklıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hem kanser hastaları için hem de artık üretkenliğinin son dönemlerine yaklaşmakta olan fakat evlenmemiş kadınlarda üretkenliklerini korumak amacıyla tek yol yumurtalarının dondurulup saklanmasıdır. Yumurtaların vitrifikasyon ya da yavaş dondurma yöntemleriyle günümüzde oldukça başarılı bir şekilde dondurulup saklanabilmesi üreme tıbbında bu insanlar için büyük bir ümit kaynağı olmuştur. Bu son yılların en önemli gelişmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hızlı dondurma yöntemi nedir, nasıl uygulanıyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hızlı dondurma dediğimiz “Vitrifikasyon” yöntemi, son yıllarda üreme hücrelerinin (yumurta) ve embriyoların dondurulup saklanmasında kullanılıyor. Son yıllarda bu yöntemin öne çıktığını, çok pratik bir yöntem olduğunu ve başarı oranlarının çok yüksek olduğunu görmekteyiz. Artık bu hızlı dondurma yöntemiyle dondurma işlemi gerçekleştiriliyor. Normalde eksi 20 bin derecelere kadar hızlı bir dondurma sürecini uyguluyoruz. Sonra hücreler, bu dondurma sağlandıktan sonra eksi 196 derecede korunabiliyor. Kanunen 5 yıla kadar dondurup saklamaya izin var. Bu süreyi geçtikten sonra merkezler dondurdukları hücreleri imha etmek zorundadır. Dondurma yöntemlerinin gelişmiş olması da son yıllarda tüp bebek tedavilerindeki çok önemli aşamalardan biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüp bebek işlemini birden fazla deneyenlerde başarılı olmak için neler yapılmalı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında öncelikle ailenin iyi bir hikayesinin alınması gerekiyor. Daha önceki denemelerde kaç yumurta toplanmış, yumurtalar nasıl döllenmiş, embriyoların kalitesi, embroyaların tarnsfer işlemi kolay mı zor mu olmuş, gibi tedavide herhangi bir sorunla karşılaşmışlar mı gibi konuların aydınlatılması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra eğer yapılabilecek bu sorunu aydınlatmaya yönelik testler varsa da onlara yönelmek gerekiyor. Bu testler arasında anne ve baba adayının genetik incelemesi, anne adayının pıhtılaşma sistemine ait yatkınlığının ve tirodinin değerlendiridiği testler var.&lt;br /&gt;Anenin rahminin içinin histereskopi ile değerlendirilerek tutunmaya engel bir sorunun var olup olmadığının ortaya konulması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının tüplerinin içerisinde sıvı birikiminin (hidrosalpings) olup olmadığının anlaşılması için HSG (Histero Salpingografi) filminin çekilmesi gibi araştırmalar yapılabilir.&lt;br /&gt;Bu araştırmalar sonucunda herhangi bir sorun bulunamazsa bir sonraki denemede yumurtalıkları uyarma protokolünün gözden geçirilmesi, uyarımın minimal sitümülasyon ile yapılması, invitro matürasyon uygulanması, embriyoların erken dönemde değil beşinci ya da altıncı günde naklinin denenmesi, laboratuvarın deneyimi ve yetkinliği varsa endomatrial co culture&amp;nbsp; gibi uygulamaların teklif edilmesi ya da elimizde yeterli sayıda iyi kalitede embriyo varsa preimplantasyon genetik tanı yöntemiyle embriyo seçimi yapılması düşünülebilir.&lt;br /&gt;Bu hastaların rahimlerinde rahim içi boşluğunu bozmuyor olsa bile 4 cm’nin üzerinde myomları varsa bu myomların çıkarılması düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altta yatan bir pıhtılaşma sorunu gösterilemediyse bu tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan çiftlerde aspirin, ya da kanı sulandırmak için kullanılan heparin gibi ilaçların bir anlamı yoktur.&lt;br /&gt;Yine bazen bu hastalara teklif edildiğini duyduğumuz lenfosit aşısı ya da bağışıklık sistemi tedavilerinin de tüp bebek yöntemleri 30 yılı aşkın bir süredir uygulanmasına rağmen hiçbir çalışmada faydası olduğu gösterilememiştir. Bu tür yaklaşımlar tıbbi etikle bağdaşmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bazen altıncı yedinci denemelerde gebe kalan hastalar olabilir. Hekimin doğru zamanda müdahale edip artık bu noktadan sonra tedaviyi bırakması gerektiğini söyleyerek hastaya açıklama yapması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Embriyoların kalitesini yumurta mı sperm hücresi mi daha çok etkiliyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Embriyo kalitesini belirleyen ana faktör yumurtadır. Yumurta embriyo kalitesini belirlemede daha baskındır. Ama her şeyden de yumurta sorumlu diyemeyiz. Spermin etkisiyle embriyo kalitesi de bozulabilir, ama genelde embriyoyu destekleyen, beslenme ve gelişimini sağlayan yumurtanın yapısı, içindeki organeller ve dokulardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yumurta kalitesi neye göre değişiyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yumurta kalitesi aydan aya değişkenlik gösterebilir, bazen ise devamlı bir şekilde hep kötü ya da hep iyi olabilir. Bunun nedeni kişinin kendine has bünyesel özelliği olabilir, kaşın gözün rengi gibi fiziksel bir özellik de olabilir. Bazen yumurtalıkların uyarılma süreci, kullanılan ilaçlar etkileyebilir. Çoğu zaman altında yatan nedeni de ortaya koymamız mümkün olmayabilir.&lt;br /&gt;Bu kaliteyi artırmak için ilaç kullanmamak, hastanın siklusundaki doğal yumurtaları kullanmak hiçbir dış etkene maruz bırakmadan kullanmak, hafif minimal bir uyarı yapmak, hastanın sigara gibi toksik etkenlerden uzak durmasını sağlamak yeterli olabilir. Besinlerle bunu çok değiştirmek mümkün değildir. Kilolu hastanın kilo vermesi etki yapabilir. Hasta tiroid açısından mutlaka değerlendirilip normalse tedaviye alınması çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Spermlerin en iyisini seçmede teknoloji yeterli mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Laboratuvarda dölleme işlemi için kullanılacak yüz binlerce, milyonlarca sperm arasından hangisi daha sağıklı iyi sonuç verir bu konuda da bazı çalışmalar kendi kliniğimizde de sürdürülmektedir. IMSI yöntemini bu alanda kullanmaktayız. Özellikle ciddi erkek faktörüne bağlı infertilitede tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları da söz konusuysa sperm hücrelerini büyütme altında değerlendirip en normal görünenleri seçip kullanmak belki de başarıda bir miktar artış sağlayacaktır. Mikroskop altında normal gördüğünüz hücreyi değil onu binlerce kez büyütüp normal büyütmede göremediğiniz şekil bozukluklarını görüp, onları kullanmıyor, normal görünenleri seçiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Labarotuvar uygulamalarında yenilikler var mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kültür vasatlarında artık önemli gelişmeler izleniyor. Tek basamaklı kültür vasatlarının son yıllardaki gelişimiyle embriyo kaliteleri, gelişim hızları ve embriyoların tutunma oranları, oldukça tatminkar sonuçlar veriyor.Embriyoların saklandığı kültür ortamlarının ve inkübatörlerin (laboratuvarda üreme hücrelerinin bir araya geldikten sonra saklandıkları içinde belli oranda ısı, karbondioksit ve nemi koruyan cihazlar)&amp;nbsp; içindeki oksijen oranının düşürülmesi ile daha olumlu sonuçlar alındığı gözleniyor.&lt;br /&gt;Günümüzde ileri dönemde en önemli adım, hastalarımıza artık en fazla bir ya da iki embriyonun nakli olmalıdır. Ve iyi çalışan bir dondurma programınız varsa geriye kalan embriyoları da dondurup saklayarak hastaların başarı şansını düşürmeden, çoğul gebeliklerin bu yöntemle önüne geçmiş olacağız. Bizlerin görevi şu anda bir salgın durumunda olan çoğul gebelik ve buna bağlı erken doğum gibi sorunların önlenmesi olmalıdır. Bu konuda da kanun koyucuların hem kanunları net bir şekilde belirlemesi (doktor inisiyatifine bağlı embriyo transfer sayısının serbestliğine izin verilmemesi) ve buna uymayanların ciddi yaptırımlara tabi tutulması gerekmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3419011722994567808?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3419011722994567808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/tup-bebekte-dusuk-doz-ile-kaliteli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3419011722994567808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3419011722994567808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/tup-bebekte-dusuk-doz-ile-kaliteli.html' title='Tüp Bebekte Düşük Doz İle Kaliteli Yumurta'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-393761134094186524</id><published>2009-12-31T23:55:00.001+02:00</published><updated>2009-12-31T23:55:23.825+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Emzirme Hakkında Yararlı Bilgiler</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bebeklerin normal büyüme ve gelişmelerini sağlayan en uygun besin anne sütüdür. İçeriği sabit olmayıp çocuğun yaşına, fizyolojik durumuna uygun bir değişim gösterir. Dolayısıyla her annenin sütü kendi bebeği için en ideal olanıdır. Bu özelliklerinden dolayı da hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü verilmesinde herhangi bir engel yoksa ilk 6 ay sadece anne sütü verilmelidir. Anne sütü ilk 6 ay tek başına yeterli bir besindir ve diğer gerekli besinleri de alması şartıyla 1–2 yıl devam ettirilebilir.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü bebeklerin normal büyümesi ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hiçbir yiyecek ve içecek anne sütünün yerini tutamaz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü temizdir ve bebek için en uygun sıcaklıktadır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütünün sindirimi daha kolaydır. Çok zengin gıda içeriğine rağmen, bebeklerin hassas sindirim sistemlerine uygunluk gösterir.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü hastalıklardan koruyucudur. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ishal, alerjik hastalıklar, solunum yolu hastalıkları daha az görülür.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü bağışıklık ile ilgili maddeler içerir ve bebeğin bağışıklık sisteminin gelişimini kolaylaştırır.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü ile beslenen bebeklerde şeker hastalığı, astım, obezite, koroner kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların oluşma riskinin daha az olduğu görülmüştür.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü ile beslenme bebeğin ruhsal, bedensel ve zekâ gelişimine yardımcı olur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Emzirme bebeğin diş ve çene sağlığı için yararlıdır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü alan bebeklerde barsak hastalıkları ve kulak enfeksiyonları riski daha az olur.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü ekonomiktir.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İlk 6 ay içerisinde bebeklere anne sütü dışında su dâhil hiçbir ek gıda verilmesine gerek yoktur. (doktorunuz önermedikçe)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü tüm organ ve sistemlerin büyümesini düzenleyen büyüme faktörü içerir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Emme işlemi çocuğun psiko-sosyal gelişimine katkıda bulunmakta, anne ile bebek arasındaki olumlu ruhsal iletişime ve bebeğin duygusal gereksinimlerin karşılanmasına yardımcı olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-393761134094186524?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/393761134094186524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/emzirme-hakkinda-yararli-bilgiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/393761134094186524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/393761134094186524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/emzirme-hakkinda-yararli-bilgiler.html' title='Emzirme Hakkında Yararlı Bilgiler'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-8575161838391126813</id><published>2009-12-31T23:53:00.002+02:00</published><updated>2009-12-31T23:53:41.645+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Bebeğinize İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü Verin</title><content type='html'>Acıbadem Sağlık Grubu, Sağlık Bakanlığı´nın bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi yönündeki politikalarını destekliyor. Bebeklerin bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, hastalıklara karşı koruma kalkanının oluşturulması için anne sütünde, başka hiçbir besinde olmayan özel maddeler bulunuyor. &lt;br /&gt;Acıbadem Sağlık Grubu hekimleri, 1–7 Ekim Emzirme Haftası nedeni ile anneleri, bebeğin sağlığı için çok gerekli bir besin olan anne sütünün faydaları hakkında bilgilendirdi:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bebeğin vücut ve ruh sağlığı için en uygun besin, annenin kendi sütüdür.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Emzirmenin doğumdan hemen sonra başlatılması ve sık emzirme ile süt yapımı kolaylaşır.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Erken emzirme ile annede doğum sonu kanamalar çabuk kesilir, memelerde şişme ve iltihaplanma olmaz, loğusalık kolaylaşır.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü ile beslenen bebeğin, D vitamini dışında su dahil hiç bir ek sıvıya, ek besine, vitamine gereksinimi yoktur.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bebeğe ek sıvı ya da besinlerin verilmesi, annenin süt yapımını azaltır.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İlk 6 ay yalnız anne sütü ile beslenen bebekler sağlıklı büyür ve gelişirler. Başta ishal olmak üzere, mikroplu hastalıklara yakalanmazlar, bebeklik döneminden sonra daha az hastalanırlar.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Annenin bebeğini emzirmesi ile anne bebek ilişkisi güçlenir, annenin bebeğini benimsemesi, bebeğin sağlıklı bir kişilik kazanması kolaylaşır.&amp;nbsp; Ayrıca, anne sütü bebek ile anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü alan bebeklerde karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür. Emziren annenin doğum sonu kanaması daha az olur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Anne sütü alan bebekler diğer besinler ile beslenen bebeklerden daha zeki olurlar.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sağlıklı her anne bebeği için yeterli süt&amp;nbsp;üretebilir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;strong&gt;ANNE SÜTÜNÜN ÖZELLİKLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan sonra gelen sarı süte ağız / klostrum denir. Bebeği hastalıklardan korur. İlk sütün miktarı az olmasına karşın ilk günlerde bebeğin beslenmesi ve bağırsakların çalışması için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" border="1" cellpadding="4" cellspacing="0" height="127" style="width: 299px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td style="text-align: left;"&gt;Anne sütü bebeğin beslenmesi için ideal besindir.&amp;nbsp;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td&gt;Anne sütü en doğal ve taze besindir.&amp;nbsp;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td&gt;Anne sütü her zaman temiz ve mikropsuzdur.&amp;nbsp;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td&gt;Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.&amp;nbsp;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td&gt;Anne sütü tamamıyla ve kolaylıkla sindirilir.&amp;nbsp;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;SÜT YAPIMI NASIL BAŞLAR?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Memedeki süt yapımını sağlayan madde annenin beyninden salgılanan prolaktin adlı bir hormondur. Gebeliğin sonlanması ile vücuttaki gebelik hormonları azalır ve prolaktin salgılayan bezler uyarılır. Prolaktin salgısı doğumdan sonra bazı annelerde hemen, bazılarında 4 gün içinde artmaya başlar.&lt;br /&gt;Kan damarları, memede süt yapımı için gereken maddeleri süt hücrelerine taşır. Prolaktin etkisiyle memeler sütle dolar. Bu sürede memede kan damarları daha çok kan taşır ve memeler sıcak ve sert olur. Süt akmaya başlayınca ve bebek emmeyi öğrendikçe memedeki gerginlik azalır, anne de rahatlar.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ANNE SÜTÜNÜN GÖRÜNÜMÜ NASILDIR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlk sütün sarımtırak renkte olmasına karşın olgun süt, beyaz ve inek sütünden daha sulu görünümdedir, rengi mavimsi bile olabilir. Bebek büyüdükçe anne sütünün rengi değişir. Bunun nedeni bebek büyüdükçe ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sütün içeriğinin değişmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SÜT MEMEDEN NASIL AKAR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Süt yapılır yapılmaz memeden dışarı salınmaz, süt akması için bebeğin emmesi gerekmektedir. Bebeğin etkin emmesi için memeye iyi yerleştirilmesi ve memeyi iyi kavraması çok önemlidir. Bebek emerken, meme başındaki sinirlerden, başka uyarılar da çıkar ve bu uyarılarla annenin beyninin başka bir bölümünden oksitosin adlı bir diğer hormon salgılanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin süt adacıklarının etrafındaki küçük kasları etkiler. Bu etki ile kaslar kasılır ve süt, süt adacıklarından meme başındaki kanallara taşınır. Bebeğin emmesi ile meme ucunda bulunan 10-15 delikten süt dışarıya akar. Her iki meme aynı anda çalışır. Bebek bir memeden emerken, diğer memeden süt damlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek emmeye başladığında, ilk önce meme başının hemen arkasında bulunan süt havuzundaki birikmiş sütü alır. Bu süt hemen tükenir. Süt akımının devamı için oksitosin salgısının uyarılması gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memede süt yapımı ve yapılan sütün meme ucuna ulaşması bebeğin her iki hormonun yapımını uyaracak kadar kuvvetli ve etkin emmesi ile gerçekleşir. Bunun için bebeğin sık aralıklarla ve uygun bir biçimde memeye yerleştirilmesi ve bebeğinde meme başını iyice kavraması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EMZİRME SIRASINDA SÜT AKIMININ DEVAMLILIĞI NASIL SAĞLANIR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı annelerin sütleri bebek emmeye tutulur tutulmaz akmaya başlar. Emzirmeyi düşünmek bile beyni uyararak sütün akmasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kuvvetli emme ile annenin beynine uyarılar gider.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Oksitosin salgılanarak memeye ulaşır ve süt akımı başlar.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;strong&gt;SÜT YAPIMININ DEVAMLILIĞI NASIL SAĞLANIR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emzirmede bebeğin ağzı annenin meme ucu çevresini sıkıştırır. Bu baskı ile uyarılan sinirler beyinde prolaktin yapımı ile ilgili görevli olan bölgeye uyarılar götürürler. Bu uyarılar prolaktin salgılanmasını başlatır. Ne kadar çok uyarı iletilirse o kadar çok prolaktin yapılır.&lt;br /&gt;Bebeğin her emmesinde sinirler yoluyla gönderilen uyarılar annenin beynine iletilir. Beyinden prolaktin salgılanarak memeye kan yoluyla iletilir ve memede süt yapımı uyarılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EMZİRMEYE NE ZAMAN BAŞLAMALISINIZ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emzirmeye doğumdan hemen sonra, kendinize gelir gelmez başlamanız gerekir. &lt;br /&gt;Doğumdan sonra ilk birkaç gün içerisinde gelen koyu süt bebeğe mutlaka verilmelidir. Ağız sütü bebeğin büyümesine ve hastalıklara karşı koruyucu madde almasına yardımcı olur. Doğumdan sonra 1-2 gün süt gelmese bile mamaya geçilmemeli, biberon verilmemeli, bebek emzirilmelidir. &lt;br /&gt;Bebek sık sık memeye tutulursa 3-4 gün sonra bile süt gelebilir. Yeni doğan ve sarılığı olan bebekte de emzirme sürdürülmelidir. Yalancı meme verilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BEBEK MEMEYE NASIL YERLEŞTİRİLMELİ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlk günlerde bebeği yatarak emzirmek anne için daha rahat olabilir. Bu durumda bebek yan yatmış olan anneye dönük yatırılır. Anne serbest kolu ve eli ile bebeği memesine yaklaştırabilir. Annenin ve bebeğin arkasının birer yastıkla desteklenmesi bebeğin yerleşmesine yardımcı olur. Eğer anne oturarak emziriyorsa, dik oturmalı veya hafifçe eğilmeli, ancak kucağı düz olmalıdır. Bunun için gerekirse ayaklarının altına bir tabure konabilir. Bebeği rahatça tutması için annenin kucağına da yastık konulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BEBEK MEMEYİ NASIL DAHA İYİ KAVRAR ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bebek ağzını iyice açarak ve dilini hareket ettirerek emer. Bebeğinizi yavaşça memeye yaklaştırınız, ağzını meme başına dokundurunuz. Emzirmenin başlangıcında anne meme ucunda acı hissedebilir. Ancak emzirme süresi boyunca meme ucunun devamlı acıması bebeğin memeyi doğru kavramadığını gösterir. Meme ucunda acı duyulmasının nedeni, bebeğin dilini meme yerine meme ucuna karşı hareket ettirmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız yeterince açılmamışsa, dil meme ucuna sürtünerek zedelenmesine yol açacaktır. Bebek emdikten sonra doymuş görünmüyorsa, memeyi kavramasında sorun var demektir. Bebeğin süt ile dolu kanallara ulaşabilmesi için ağzını iyice açması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BEBEK NASIL EMER?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Eğer bebek memede uygun biçimde tutulmuyorsa iyi ememez ve annenin meme başları zedelenip acıyabilir. Bebeğin iyi emmesi için ağzıyla yalnız meme ucunu değil, etrafındaki kahverengi alanı da kavraması gerekir. Bebek emmeye yaklaştırılırken, ağız mümkün olduğunca açık olmalı ve çene memeye dayanmalıdır. Bebeğin ağzını iyice açması için meme ucunu bebeğin alt ve üst dudaklarına değdirmelidir. Eğer bebek memeyi doğru olarak kavramışsa her emme işlemi sırasında çenesinin, bazen de kulaklarının hareket ettiği görülür. Bebek sürekli emmez. Kuvvetli emme hareketlerinden sonra kısa dinlenme aralıkları olur. Emerken şapırtı sesi duyulması ya da yanakların içeri çekilmesi genellikle bebeğin yalnızca meme ucunu emdiğini ve ağzıyla yeterince meme dokusunu kavramış olduğunu gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-8575161838391126813?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/8575161838391126813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bebeginize-ilk-6-ay-sadece-anne-sutu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8575161838391126813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8575161838391126813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bebeginize-ilk-6-ay-sadece-anne-sutu.html' title='Bebeğinize İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü Verin'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6379524486262640861</id><published>2009-12-31T23:51:00.003+02:00</published><updated>2009-12-31T23:51:53.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Hamilelikte Diş Çürükleri Artar Mı ?</title><content type='html'>Hamileliğe bağlı olarak meydana gelen hormon seviyelerindeki değişiklikler, ağız sağlığını da etkiliyor. Bu sebeple anne adayları hamilelik döneminde, ağız sağlığına normal dönemlere oranla daha fazla özen göstermeli. Diş çürüklerinin halk arasında çok yaygın olarak bilinenin aksine hamilelikte artmadığını belirten &lt;b&gt;Acıbadem Kadıköy Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Umut Çakan&lt;/b&gt;, hamilelikte ağız ve diş bakımıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar ve dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verdi:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hamilelikte Sürekli Atıştırma Diş Çürüğüne Zemin Hazırlıyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hamilelikte çürük eğiliminin artması, enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla alınan karbonhidrat miktarındaki artış ile ilgili olabiliyor. Dişlerin üzerinde biriken yiyecek artıkları ve mikroorganizmalar (plaklar) dişi çürütecek asitleri oluşturuyor. Mikroorganizmalar varlıklarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları nişastayı ise yenilen yiyeceklerden temin ediyor. Nişastalı ya da şekerli besin yenildiğinde ağzın içinde çok güçlü bir asit ortam oluşuyor ve bunun normale dönmesi yaklaşık 20 dakika sürüyor. Gün içinde sürekli atıştırma yapıldığında bu güçlü asit ortamı nedeniyle dişler hızla çürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Her Hamilelikte Bir Diş Kaybedilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Her hamilelikte bir dişin kaybedildiği düşüncesi halk arasında yaygın görülüyor. Ancak bunun hiçbir bilimsel dayanağı bulunmuyor. Hamilelikte dişin kaybedilmesi, tamamen ağız bakımının eksikliği ile ilgilidir. Nasıl sağlıklı bir kişinin durup dururken dişini kaybetmesi söz konusu değilse, anne adayları da dikkatli oldukları takdirde diş kaybı veya diğer diş sorunlarını yaşamıyorlar. Yani hamilelikte diş kaybının sebebi hamilelik değil, dişlerin çürümesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Beslenme, Hamilelik Ve Ağız Sağlığı Arasında Nasıl Bir İlişki Bulunuyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kadın hamilelik boyunca ana öğünler arasında atıştırmaya istekli oluyor. Bu, normal bir durum olmakla beraber, şekerli gıdaları sık tüketmek diş çürüklerine davetiye çıkarabiliyor. Gün içinde sıkça yemek yemek gerekiyorsa, tercihin şekerli ve nişastalı besinlerden çok meyve, sebzeler; asitli içeceklerden çok süt ürünleri ve su yönünde kullanılması daha doğru olur. Bu süreçte çocuğunuzun diş gelişimi de bu etkilenebiliyor. Annenin A,C,D vitaminleri, kalsiyum, protein ve fosforu yeterli miktarda alması çocuğun sağlıklı dişlere sahip olmasını sağlıyor. Çocuğun dişleri için gerekli olan kalsiyumun kaynağı annenin dişleri değil, beslenmeyle alınan kalsiyumdur. Eğer yeterli miktarda kalsiyum alınmıyorsa, çocuk annenin kemiklerinden kalsiyum alıyor. Süt ve süt ürünleri, annenin beslenmesindeki kalsiyum kaynaklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hamilelik Dişetlerini Nasıl Etkiliyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğe bağlı olarak değişen hormon seviyeleri, (progesteron ve östrojen) diş eti sorunlarını doğrudan ve diş çürüklerini de dolaylı olarak etkiliyor. Çoğu hamilede, dişeti dokuları ağız ortamında bulunan bakteri plağına abartılı bir yanıt veriyor. Bu durum kendini dişetlerinde kırmızılık, şişlik, büyüme ve kanama olarak gösterebiliyor. Özellikle hamileliğin 2. ve 8. ayları arasında görülen bu diş eti hastalığına ‘hamilelik gingivitisi’ deniyor ve ilerlemesi halinde dişlerin kaybına neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hamilelikte Diş Tedavisi Yaptırılabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hamilelik süresince her türlü diş tedavisi yapılabiliyor. Ancak annenin daha önceden düşük hikayesi varsa veya düşük yapma ihtimali bulunuyorsa, hamileliğin ilk üç ayında çok acil olmayan tedaviler yapılmıyor. Diş tedavisi sırasında annenin ağrı duymaması için anestezik maddeler ve sonrasında gerekli görülen bazı ilaçlar kullanılıyor. Kullanılan anestezik maddelerin anneye ve bebeğe zararı bulunuyor. Ağrı kesici veya antibiyotik kullanılması gereken hallerde ise, diş hekimi kadın doğum doktoru ile görüşerek en güvenli ilaçları anneye veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hamilelikte Diş Röntgeni Çektirmek Sakıncalı mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kural olarak, tüm gebelik boyunca, özellikle de bebeğin organlarının oluştuğu ilk üç ayda, X-ışını radyasyonundan uzak durulması öneriliyor. Hamilelik süresince çok gerekmeyen durumlarda diş filmleri alınmıyor. Acil bir durumda tanı veya tedavi için diş röntgeni gerekiyorsa, koruyucu kurşun yelekler giyilerek ve çok düşük dozlarda röntgen ışını kullanan cihazlarla bu sorun giderilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hamilelik Süresince Ağız Ve Diş Sağlığını Korumak İçin Ne Yapmak Gerekiyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Anne adayının diş çürüklerini ve diş eti hastalıklarını önlemek için günde 2 kez, 3 dakika süre ile dişlerini “fluorid” içeren bir diş macunu ile fırçalaması, dişlerinin arasını diş ipi ile temizlemesi ve fluoridli bir ağız gargarası kullanması gerekiyor. Diğer bir önlem ise hamilelik boyunca diş hekimi kontrolünde olmak. Diş kliniğine düzenli olarak kontrole gelmek ve diş temizliği yaptırmak, hamilelik süresince anne adayının acil bir durumla karşılaşma ihtimalini azaltıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-6379524486262640861?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/6379524486262640861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/hamilelikte-dis-curukleri-artar-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6379524486262640861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6379524486262640861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/hamilelikte-dis-curukleri-artar-mi.html' title='Hamilelikte Diş Çürükleri Artar Mı ?'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3699830638012044468</id><published>2009-12-31T23:50:00.001+02:00</published><updated>2009-12-31T23:50:17.756+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Kafayı Şişiren Basınca Endoskopik Tedavi</title><content type='html'>&lt;b&gt;Şanta gerek kalmadan beyindeki fazla sıvı boşaltılıyor &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Hidrosefali, anne karnında ya da sonradan oluşabilen ciddi bir sağlık sorunu. Bebeğin başında aşırı sıvı birikmesiyle ortaya çıkıyor. &lt;b&gt;International Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Soner Duru, &lt;/b&gt;beynin içinde bulunan 4 tane karıncık ve beynin birinci ve ikinci zarları arasında beyin omurilik sıvısının bulunduğunu, bu hastalığın da aşırı sıvı birikmesi nedeniyle oluştuğunu belirtiyor. Bu nedenle de hidrosefali ile doğan çocukların kafaları normal çocuklarınkinden büyük oluyor; öyle ki çocuk başını taşımakta zorluk çekiyor. Beyne biriken su nedeniyle artan kafa içi basıncın azaltılması için de şant tedavisinin yanı sıra artık endoskopik yöntemle de girilerek sıvı boşaltılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Şant takmadan endoskopik tedavi yapılıyor &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bazı tür hidrosefalilerde hiç şant takmadan endoskopik olarak beyne girilebildiğini anlatan Doç. Dr. Soner Duru, yöntemin uygulanışı hakkında şu bilgileri veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beyinde adeta şant yapılacakmış gibi nöro endoskopik olarak tek bir delik açılıyor. Yan karıncık tavanından giriliyor, üçüncü karıncığa ulaşılıyor, tabanına yaklaşık 6-7 mm´lik bir delik açılarak endoskopik olarak giriliyor. Üçüncü karıncığın altı, beyin omurilik sıvısının dolaştığı doğal yollardan bir yol. Bu yöntem tıkayıcı tip hidrosefalilerde geçerli oluyor. Tabana delik açılıp by-pass yapılıyor. Beyin omurilik sıvısının fazlası aşağı akıyor. İşlem çok kısa, ama iyi bilmek lazım, çünkü endoskopik alet beynin ortasında dolaşmayı gerektiriyor, beyin sapı, hafızayla ilgili merkezler de yol üzerinde bulunuyor, yani çok hayati merkezlerden alet geçiriliyor. Ameliyatı yaklaşık 20 dakika sürüyor. Hasta ertesi gün taburcu oluyor. Ekonomik olarak avantajlı, hastanın şanta bağımlı olmaktan ve şant komplikasyonlarından kurtuluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Beyindeki fazla sıvı dışarı atılıyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sağ kulağın arkasında kafatasında küçük bir delik açılıyor şantın bir ucu buradan beyin boşluklarına yerleştiriliyor. Daha sonra cilt altından ilerletilerek diğer ucu karın boşluğuna kadar uzatılıyor. Hastaların korktuğu gibi şant takma ameliyatı büyük bir ameliyat değil, yaklaşık 40 dakika sürüyor. Hasta bir gün hastanede kalıyor. Hastalar ameliyattan 3-4 gün sonra normal hayatına dönüyor. Ameliyattan sonraki ilk birkaç gün çok fazla hareket edilmemesi öneriliyor. Aşırı sıvı boşalmasına neden olabileceği için fazla hareket edilmesi sakıncalı olabiliyor. Hastanın şantın olduğu bölgeyi darbelerden koruması gerekiyor. Başını biraz yüksekte tutarak uyuması önem taşıyor. Şant eğer tıkanırsa değiştirilebiliyor. Şant takılınca hastanın eski şikayetleri tekrar artarak ortaya çıkarsa tıkanmasından şüphelenmek lazım. Şantın büyüklüğü bir 25 kuruşun büyüklüğü kadar ve bazı tiplerinin basıncı dışarıdan kontrol edilebiliyor.&amp;nbsp; Şant uygulamasının en önemli komplikasyonu enfeksiyon oluşabilmesi ve tıkanması. Her türlü enfeksiyonun çocuğun zeka gelişimine zarar vereceğini belirten Doç. Dr. Soner Duru, “Eğer hiç komplikasyon oluşmamışsa, ek hiçbir anormallik yoksa, çocuğun zekasında sorun olmaz, matematik profesörü bile olabilir.” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hidrosefali, hamilelik döneminde anlaşılabiliyor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hamilelere yapılan ultrason ve fetal MR ile bu sorunun anlaşılabilmesi mümkün oluyor. Doç. Dr. Soner Duru, fetal MR´ın çıkmasından sonra bu anormalliklerin ultrasonografiye göre daha ayrıntılı görüntülenebildiğini söylüyor. Şüpheli durumlarda amniyosentez yapılması gerekebiliyor. Eğer tek başına hidrosefali varsa, ek bir beyin anomalisi yoksa, korteks denilen beyin kabuğu çok ince değilse bebek, doğduktan sonra ameliyat edilerek normal yaşantısını sürdürebiliyor. Çocuk doktorlarına rutin olarak çocuklarını kontrole getiren aileleri hekimler beyin cerrahisine yönlendiriyor. Hidrosefalide hastanın gözleri aşağı kayıyor tıpkı batan bir güneşe benziyor. Çocuk yukarı bakmakta zorlanıyor. Kafa normalden daha büyük oluyor ve cilt altında toplardamarlar çok belirgin hale geliyor. Bıngıldak denilen bölge gergin oluyor, kalp atışı gibi atan nabazan alınmıyor. Aile hızlı baş büyümesini, kafadaki toplardamarların belirginleşmesinden anlayabiliyor. Yemekten bağımsız kusmalar oluyor, aktif hareketler azalıyor ve uykuya meyil artıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3699830638012044468?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3699830638012044468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kafayi-sisiren-basinca-endoskopik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3699830638012044468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3699830638012044468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kafayi-sisiren-basinca-endoskopik.html' title='Kafayı Şişiren Basınca Endoskopik Tedavi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7990371185856767030</id><published>2009-12-20T02:40:00.001+02:00</published><updated>2009-12-20T02:40:59.821+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Aromaterapi Nedir Aromaterapi Masaj Yağları Aromaterapi Tedavisi</title><content type='html'>Aromaterapi, bitkisel Aroma yağları ile terapi uygulama yöntemidir. Aromaterapi çok eskiye dayanan bir tedavi yöntemidir. Köklerini Hindistan ve Çin uygarlıklarında görebiliriz. Aromaterapi de kullanılan yağlar, bitkilerin kök, çiçek, yaprak vs. bölümlerinden elde edilen saf uçucu yağlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısırlılar aroma yağlarını mumyalamada ve ayinlerde kullanmışlardır. Aromaterapi daha sonra Mısır dan Yunan uygarlığına geçmiş, oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Eski zamanlarda aromaterapi bir koruyucu hekimlik sistemi idi. Ama dünyada ilaç sanayii başlayınca ve hazır ucuz ilaç elde edilince, zahmetli olan bu işlemden zamanla vazgeçilmiş ve aromaterapi gündemden kaybolmuştur.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yüzyılımızın başlarında Fransız Kimyager Doktor Gattefosse, laboratuvarında yaptığı bir deney esnasında kaza ile elini yakmış (gaz lambası ile), o sırada elinde bulunan şişeden dökülen lavanta yağının elini süratle iyileştirdiğini farketmiştir. Daha sonra yaptığı araştırmalar sonucunda yağların, güçlü antiseptik, mikrop öldürücü, iyileştirici, hızlı hücre yenileyici etkilerinin olduğunu saptamıştır. Ayrıca aroma yağlarının kan dolaşımı yardımı ile lenf sistemine ulaştığını ve hücre arası sıvı (extra cellular fluid) yolu ile iyileştirdiğini kanıtlamıştır. Diğer bir Fransız, Dr. Jean Valnet ve Madam Maury da bu konuda iyi araştırma yapan uzmanlar arasındadır. Dr. Jean Valnet, İkinci Dünya Savaşı nda aromaterapiyi, yaraları tedavi etmek ve çabuk iyileştirmek için geniş olarak kullanmıştır. Bir biyokimyacı olan Madam Maury ise konuyu, kozmetik ve gençleşme tedavilerine kadar yaygınlaştırmıştır. Günümüzde Avrupa da, özellikle İngiltere ve Fransa da popülerlik kazanan bu yöntem, zamanla bir yaşam biçimi haline gelmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Yağlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerde doğal olarak oluşan yağların, bitkinin gerçek özü olduğu ve de hiçbirinin diğerine eşit olmadığı düşünülmektedir. Bitki metabolizmasının artıkları da olabilecek bu ürünlerin, tam olarak ne olduğunu hiç kimse bilmemektedir. Bunlar bitkinin değişik bölümlerinde oluşur ve dolaşırlar, örneğin akşamları çiçeklerde çok yoğun olan esanslar, sabahları yapraklarda toplanabilir. Bir bitkinin özel bir yerinden elde edilen bir esansın kimyasal ve tıbbi özellikleri, bitkinin ait olduğu kısmına göre farklılıklar gösterebilir. Örneğin portakal ağacı çiçeğinden elde edilen esans, insan vücudunda, portakal kabuğundan elde edilene göre çok farklı etki gösterir. Onun için yağları ve özelliklerini çok iyi bilmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Uçucu yağlar (Essential Oils)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünyada her organın ve organizmanın gözle görülemeyen ve ölçülemeyen bir enerjisi (ruhu) vardır. Bitkilerde ise bu enerji, onların uçucu yağlarında saklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağ özleri bitkilerin hormonu sayılır ve bizim vücudumuzdaki hormonlara eş değerde bir görev üstlenir (canlandırıcı, ateşleyici, aracı). Bu uçucu yağ özleri bitkinin içinde dolaşarak ve hormonlarını şekerli ortamda birbirine bağlayarak, bitkinin bütün yaşamı boyunca, çok az miktarda üretilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçucu yağ özleri, elde edildikleri bitkilerin yapısına göre insan vücudunda iyileştirici etki yaratır. Bu etkinin doğru elde edilmesi için gerekli miktarlarda ve uygun yöntemlerle uygulanması gerekir. Terapide kullanılan uçucu yağlar, kan dolaşımı yolu ile arzu edilen bölgeye ulaşırlar. Örneğin, baş ağrısı için kullanılan bir ağrı kesici ilacın, kan dolaşımı yolu ile sinir sistemine ulaşıp ağrıyı kesmesi gibi, aroma yağları da aynı etkiyi yaratır. Buradaki tek fark, aroma yağlarının sinirleri yatıştırmak yerine, ağrıya neden olan dengesizliğin düzelmesi için gerekli ortamı yaratmasıdır. Uçucu yağlar doğal ürünlerdir ve yan etkileri çok azdır. Doğru kullanılırsa farmakolojik ilaçlardan faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Temel yağlar (Base oils)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çoğu bitkisel özlü yağlar aromaterapide taşıyıcı yağ olarak kullanılabilir. Seçilen yağın yapısı ve tedaviye uygun olması alınacak sonucu güçlendirir. Genellikle yüz bölgesinde kullanılacak olan bir yağın hafif yapıda ve vitaminli olması, tedavinin etkisini güçlendirir. Örneğin yayoba yağı veya çayırnergisi yağı, ciltte genel yatıştırıcı ve iyileştirici etki yarattığı için, cilt problemlerinde kullanılması, tedavinin etkisini güçlendirir. Binbirdelikotu yağı, sinirsel gerginlik veya depresyon durumlarında uygulandığında çift etki sağlar. Buğday tohumu yağı ise, güçlü E vitamini içerdiği için yaşlı kişilerde uygulanması daha uygundur, vs. Burada esas olan bakım esnasında seçilecek yağın kişinin terapi amacına uygun olması ve terapinin etkisine uyum sağlamasıdır. Örneğin, uyarıcı bir terapide aşırı uyuşturucu etkideki bir yağ kullanılmazken, aşırı sinirli olan bir kişi tedavi ediliyorsa, ağır koku bırakabilen bir temel yağ seçilmemelidir. Örneğin; zeytinyağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Ana aroma yağları&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1. Clary sage - Adaçayı.&lt;br /&gt;2. Lavander - Lavanta.&lt;br /&gt;3. Ylang Ylang - kananga.&lt;br /&gt;4. Chamomile - Papatya.&lt;br /&gt;5. Peppermint - İngiliz Nanesi.&lt;br /&gt;6. Rose - Gül.&lt;br /&gt;7. Rosemary - Biberiye.&lt;br /&gt;8. Sandalwood - Sandal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Yüz ve vücut için kullanılan Temel yağlar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1. Susam yağı - Yayoba yağı (Tüm ciltlere uygundur)&lt;br /&gt;2. Havuç yağı - Hawaii Ceviz yağı (Hücre yenileyici)&lt;br /&gt;3. Sarısabır yağı - Çayırnergisi (Hassas yapılı ciltler)&lt;br /&gt;4. Buğday Özü yağı - Zerdali Çekirdeği yağı (Olgun ciltler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aroma yağların kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Şimdi bunlara kısaca değinelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromaterapi alternatif koruyucu hekimlik sistemine dayanan bir tedavi yöntemidir. Önemli hastalıklarda doktor kontrolu olmadan tek başına aromaterapi kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromaterapi yapılan kişi aynı anda reçeteli bir ilaç kullanmakta ise aromaterapi tedavisi uygulanmaz. Zira belirli yağlar ilaçların etkisini nötrleştirir veya yan etki yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önerilen dozun üzerinde bir doz kullanılmamasına özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yağı ve karışımı uzun süre kullanmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bebeklerde, çocuklarda ve yetişkinlerde farklı bir doz gerekir. Bazı yağlar ise asla kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılacak olan yağlar inceltilerek kullanılmalı ve kesinlikle ağız yoluyla alınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hassas olan ciltlerde kullanılacak olan yağın test edilmesi gerekir. Eğer herhangi bir reaksiyon oluşmaz ise o zaman yağ rahatlıkla kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0-4 yaş grubu bebeklerde sadece lavanta ve papatya kullanılabilir. Kullanım dozu düşük olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-7 yaş grubunda ise, lavanta, papatya, mandalina, gül ve palmarosa yağları çok düşük dozlarda kullanılır. Alerjisi olmayan çocuklarda hintdefnesi ve sedir kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-12 yaş grubunda tüm yağlar kullanılabilir. Kullanılan doz, yetişkinlerde kullanılan dozun yarısı kadar olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşte ve solaryumla birlikte kullanılmaması gereken yağlar ise şunlardır: Bergamot, greyfurt, limon, ağaçkavunu, portakal, turunç, melekotu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüksek tansiyonu olan kişilerde Biberiye kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sara / epilepsi rahatsızlığı olan kişilerde rezene, ökaliptus ve kekik kullanılmaz. Biberiye ise çok az dozda kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalığı söz konusu ise, ökaliptus, ıtır ve limon kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin ilk 4 ayında aromaterapi yağları kullanılmamalı, 4 üncü aydan sonra, papatya, lavanta, ağaçkavunu, turunç, palmarosa, portakal, hintdefnesi, fasturuncu hafifletilmiş dozlarda kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelikte sakıncalı yağlar: (bu yağlar kas spazmına ve düşüğe neden olablilir) Karanfil, fesleğen, yalancı mirha, ardıç, biberiye, tatlı mercangüç, oğulotu, adaçayı, rezene, anason, servi, yasemin, hardal, karaturp, ingiliznanesi, kekik, gerçek melisa dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saf olarak kullanımı sakıncalı yağlar, anason, hintlimonu, havuç tohumu, tarçın, karanfil, kekik ve kafur dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toksik etkili ve hormon dengesini bozabilen yağlar ise, Amerikan pennyroyal, pennyroyal, mugword ve ruharuts dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz bölgesinde kullanılması sakıncalı olan yağlar tarçın ve karanfildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hassas ciltlerde sakıncalı yağlar: Tüm asitli yağlar. Fesleğen, rezene, hintlimonu, biberiye ve lemon verbena dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Aromaterapi tedavisini yavaşlatan nedenler:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1. cilt tıkalı ve cansız ise, yağların emilimi zayıflar.&lt;br /&gt;2. kan dolaşımı zayıflığı yağların vücutta dolaşmasını yavaşlatır.&lt;br /&gt;3. Stres oranı aromaterapi etkisini zayıflatır, kasların gergin olması tedavinin etkisini değiştirir.&lt;br /&gt;4. kabızlık ve vücutta toksik maddelerin artması. Aşırı kirli hava, sigara, alkol kulllanımı vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Tedavi yapılmaması gereken durumlar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1. Ateşli hastalıklar ve ateş&lt;br /&gt;2. deri veya eklem iltihapları.&lt;br /&gt;3. Bilinmeyen kaşıntı ve kızarıklıklar.&lt;br /&gt;4. Ödem ve şişmeler (Bilinmeyen iltihaplı durumlar)&lt;br /&gt;5. Yara bereler (Açık yaralar)&lt;br /&gt;6. Spor yaralanmaları - Burkulmalar (Akut durumlarda)&lt;br /&gt;7. Adele yırtılmaları veya bağdokusu zedelenmeleri.&lt;br /&gt;8. Kırık kemikler.&lt;br /&gt;9. Yanıklar (Açık yara söz konusu ise)&lt;br /&gt;10. Varisler (direkt olarak üzerinde masaj baskısı uygulanmaz)&lt;br /&gt;11. Ancak bölgesel ise (masajla yayma söz konusu ise)&lt;br /&gt;12. Yeni ameliyat ve yaralanmalar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7990371185856767030?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7990371185856767030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/aromaterapi-nedir-aromaterapi-masaj.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7990371185856767030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7990371185856767030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/aromaterapi-nedir-aromaterapi-masaj.html' title='Aromaterapi Nedir Aromaterapi Masaj Yağları Aromaterapi Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5561862801776190366</id><published>2009-12-20T02:35:00.001+02:00</published><updated>2009-12-20T02:35:46.257+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Öksürüğe İyi Gelen Şifalı Bitkiler Nelerdir Hangileridir</title><content type='html'>Öksürüğe karşı kullanageldiğiniz çoğu ilacın doğa eczanesinin sunduğu imkânlarla üretildiğini biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk algınlığı virüsleri hemen her kış solunum yollarımızın mukoza tabakasına bir şekilde yerleşmenin yollarını bulan inatçı adaptasyon sanatçılarıdır. Burada enfeksiyona ve buna bağlı olarak sıklıkla balgam artışına neden olurlar. Bronş duvarını döşeyen epitel hücrelerinin yüzeyinde yer alan küçük tüycükler ortaya çıkan bu aşırı salgıyı artık uzaklaştıramadığında uyarılan öksürük refleksi ile solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır. Bu gibi durumlarda saponin içeren bitkiler yardıma yetişebilmektedir. Saponin, balgamı yumuşatma ve tüycükleri uyarma özelliğine sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Saponin içeren bitkiler başlıca duvar sarmaşığı (Hedera helix; belsaniye), çuha çiçeği (Primula veris), anasoniye (Pimpinella saxifraga), ballıbaba yaprakları (Lamium amplexicaule) ve kedibaşı (Galeopsis tetrahit; horozbaşı – Galeopsis speciosa; yalan kenevir otu) olarak sayılabilir. Öksürük şuruplarını ve/veya çaylarının bileşiminde sıklıkla bu bitkiler ya da bunlardan elde edilen etken maddeler yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Balgamlı öksürükte&lt;/b&gt; ayrıca kekik (Thymus vulgaris), anason (Pimpinella anisum), ökaliptus (Eucalyptus globulus; sıtma ağacı) ve nane (Mentha spp.) içeren ilaçlar da fayda vermektedir. Bunların solunum yollarını dezenfekte edici özelliği bulunmaktadır. Öksürüğün yumuşatılmasında bu gibi bitkilerin karışımından elde edilen merhemlerin göğüs ve sırta ovularak sürülmesi de fayda verebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kuru öksürükte&lt;/b&gt; ise gülhatmi (Althaea officinalis), ciğerotu (Pulmonaria officinalis), islanda likeni (lichen islandicus), ebegümeci (Malva spp.) ve sinir otu (Plantago lanceolata) mukoza koruyucu özellikleriyle ön plana çıkabilmektedir. Bu özelliği normal mukoza üzerine ilave bir tabaka oluşturarak yerine getirmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvar sarmaşığının ayrıca solunum kaslarını gevşetici özelliği de bulunmaktadır. Dolayısıyla çok dikkatli doz ayarı gerektiren bu bitkinin gelişigüzel kullanılmaması gerekir. Itır çiçeğinin (Pelargonium spp.) ise akut bronşite bağlı rahatsız edici şikâyetleri hafifletebilmenin yanında bağışıklık sistemini uyarıcı ve bakteri üremesini engelleyici özellikleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sıralanan bitkileri kaynatarak veya daha iyisi demleyerek elde edilen çaylarını tüketmek de öksürüğü rahatlatıcı etki yapabilir. Ancak, öksürükle bu şekilde mücadele ederken bu bitkilerin antibiyotiklerin yerini tutamayacağı unutulmamalıdır. Yüksek ateş, hızlı solunum, zorlamalı ve fazla öksürük ile cerahatli balgam görülmesi durumunda mutlaka hekim kontrolüne başvurulmalıdır. Yine 10 günü geçen normal öksürük durumunda da sağlık kontrolü şarttır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5561862801776190366?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5561862801776190366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/oksuruge-iyi-gelen-sifali-bitkiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5561862801776190366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5561862801776190366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/oksuruge-iyi-gelen-sifali-bitkiler.html' title='Öksürüğe İyi Gelen Şifalı Bitkiler Nelerdir Hangileridir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3117348718200093661</id><published>2009-12-20T02:32:00.001+02:00</published><updated>2009-12-20T02:32:48.326+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sigara Bıraktıran Şifalı Bitki Karabaş Otu</title><content type='html'>Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, sigarayı bırakmak isteyen ve türlü yöntemler deneyen tiryakilere Türkiye’de yetişen bir bitkinin çayını tavsiye etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanal D’de Seda Sayan’ın programına katılan Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, Türkiye’de yetişen binlerce bitki türünün mucizevi faydalarını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Karabaş otu ağrıları dindirme özelliğine sahip.&lt;br /&gt;Kalbe kuvvet veren bu bitki iyi bir balgam sökücü.&lt;br /&gt;Sara ve beyin hastalıklarının tedavisinde mucize etkileri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraçoğlu, özellikle sigarayı bırakmak isteyip, bir çok yöntem denemesine rağmen bırakamayanlar için karabaşotunu önerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;İşte o formül:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Bir tatlı kaşığı karabaşotunu bir su bardağı suda 3 dakika hafif ateşte kaynatıp içiyorsunuz. Gün atlayarak bu çayı içmelisiniz. Bir gün durup bir gün içilmeli."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktarlarda da bulunabilen ve Türkiye’de yetişen karabaşotunun dünyanın hiçbir yerinde aynısının bulunmadığını sözlerine ekleyen İbrahim Saraçoğlu, çay yapmaya vakit olmayan ya da yolculuktaki durumlarda şu öneriyi yaptı: "Karabaşotunun saplarından 5-6 tane yanınızda bulundurun. Bunları çiğneyebilirsiniz. Yutmanızda da herhangi bir sakınca yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Japonlar bitkilerimize göz dikti..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Japonya’dan gelen araştırmacıların Türkiye’deki bitki türlerini inceledikten sonra toprağın ve bitkilerin ne kadar değerli olduğunu kendisine aktardıklarını söyleyen Saraçoğlu, "Bizim bitkilerimiz çok kıymetli. Dış ülkeler bizi yakından takip ediyorlar" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3117348718200093661?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3117348718200093661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigara-biraktiran-sifali-bitki-karabas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3117348718200093661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3117348718200093661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigara-biraktiran-sifali-bitki-karabas.html' title='Sigara Bıraktıran Şifalı Bitki Karabaş Otu'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7533567288283528093</id><published>2009-12-20T02:29:00.001+02:00</published><updated>2009-12-20T02:29:54.896+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Alkolün Vücudumuza Zararları Nelerdir</title><content type='html'>Aşırı alkol kullanımı önemli bir sosyal ve tıbbi sorundur. Bir çok toplumda orta düzeyde alkol kullanımı kabul edilebilir. Ancak aşırı alkol kullanımı karaciğer,pankreas,beyin ve dolaşım sistemine büyük hasarlar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Beyin ve Sinir Sistemi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Aşırı alkol kullanımının beyin ve sinir sistemi üzerine önemli etkileri vardır. alkol geçici bir bellek kaybına da neden olabilir. Gerek yeni içmeye başlayanlarda gerekse aşırı kullananlarda içtikleri dönemin tümünü ya da bir bölümünü unutmak sık görülen bir durumdur. Aşırı alkol kullananlarda,içki bırakıldıktan sonra birkaç hafta süren geçici bellek kayıpları da görülebilir. Ancak alkolden uzak durulduğunda bellek sorunları ortadan kalkabilir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aşırı alkol kullanımı uyku bozukluklarına ve bütün gece uyuduktan sonra bile sabah bit-km kalkmaya neden olabilir. Beynimizin etkinliğiyle hafif veya orta uyku derinliği dönemlerinden,rüya gördüğümüz uyku dönemine geçeriz. Bu döneme hızlı göz hareketleri (REM) dönemi denir ki fiziksel ve ruhsal sağlığımız bu döneme bağlıdır. Ne yazık ki alkolün anestezik (narkoz benzeri) etkisi beynin yeterince REM uyku dönemi oluşturma yeteneğini etkiler ve bu durum aşırı alkol kullananlarda görülen sabah yorgunluğunun sebebidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kronik alkoliklerde Wernicke-Korsakoff Sendromu denen bir nörolojik bozukluk bulunabilir. Bu bozukluk özellikle kötü beslenen (özellikle yetersiz tiamin[B1 vitamini] )alkoliklerde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın ilk belirtisi göz kaslarında ani güçsüzlük ve felce bağlı çift görmedir. Zamanla hasta yardımsız ayakta duramaz veya yürüyemez. Wernicke-Korsakoff Sendromu nda hasta özellikle yakın geçmişe ait olayları unutur,ayrıca çok ileri derecede bellek kayıpları da ortaya çıkabilir; dönem dönem kim olduğunu bile unutur. Ayrıca bu kişilerde kendi kendine konuşma, bulunduğu yerin ve zamanın farkında olmama ve halüsinasyonlar (gerçek olduğu düşünülen hayaller) görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wernicke-Korsakoff Sendromunun tedavisi bellidir:alkolden uzak durmak ve vitamin yetersizliği belirtilerini geriletmek için tiamin (B1 vitamini) kullanmak. Ancak bu bozukluğun yol açtığı şikayetler genellikle tam olarak ortadan kalkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Sindirim Sistemi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;alkol midenizin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite, kusmaya yol açarak midenin üst bölümü ve yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara neden olabilir; Mallory-Weiss Yırtıkları denen bu küçük yırtıklardan kanama olabilir. Uzun süre alkol kullanımı özellikle B vitaminlerinin (özellikle folik asit ve tiamin) ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir. alkol kullanımını kestiğinizde bu sorunların çoğu ortadan kalkacaktır. Bununla birlikte, yağlanmış veya büyümüş karaciğer, alkol hepatiti veya yemek borusu varisleri gibi sorunlar acil tıbbi müdahale gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaşıma katılan alkol karaciğere gelir ve orada enzimler tarafından parçalanır. Sağlıklı bir karaciğer alkolü saatte 50 kalori oluşturacak bir hızla parçalar. Bu 30ml. viskiye eşittir. Eğer karaciğere gelen alkol bu miktardan fazla olursa, parçalanana kadar kanda kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alkol kullanımından sonraki gün ortaya çıkan baş ağrısı ve ağız kuruluğunun nedeni pek belli değildir. Olası bir neden, alkolün idrar söktürücü etkisi nedeniyle oluşan su kaybıdır. Bu, dehidratasyona (vücuttaki sıvının azalması) neden olabilir. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için dinlenmek, bol miktarda sıvı ve bir ağrı kesici almak gerekir (mide sorunu olanlar ağrı kesici kullanırken dikkatli olmalıdır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alkoliklerde akut veya kronik pankreas iltihabı da görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Dolaşım Sistemi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;alkol geçici olarak kan basıncını düşürebilir. Ancak sürekli kullanıldığında kan basıncını yükseltebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli ve aşırı alkol kullananlarda kardiyomiyopati denilen, kalp kasını harabeden ve aritmiden (kalp atışları ritminde düzensizlik) kalp yetmezliğine kadar çeşitli önemli sorunlara yol açan bir hastalık da sık olarak görülür. Az miktarda alkol kullanımı da kalp hastalığı olasılığını artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsel İşlevler..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;alkol alışkanlığı erkeklerde empotansa (sertleşme kaybı) neden olabilir. Kadınlarda ise adet düzeni bozulabilir. Ayrıca anne karnındaki bebeğin sağlığını ve gelişimini bozacağı için, hamile kadınların kesinlikle alkol almamaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alkoliklerde kalp-damar hastalıklarından sonra en sık ölüm nedeni kanserdir. alkol kullanmayanlara göre kansere yakalanma olasılıkları oldukça yüksektir (özellikle gırtlak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserleri).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7533567288283528093?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7533567288283528093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/alkolun-vucudumuza-zararlari-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7533567288283528093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7533567288283528093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/alkolun-vucudumuza-zararlari-nelerdir.html' title='Alkolün Vücudumuza Zararları Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5835026567082262886</id><published>2009-12-20T02:26:00.001+02:00</published><updated>2009-12-20T02:26:47.188+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sigarayı Bıraktıran Hap Sigara Bıraktıran İlaç</title><content type='html'>Yeni yılda ilaç üreticileri tiryakileri mutlu edecek yeni ürünlere imza attılar. Bunların başında sigara ve alkol geliyor. Yakın zamanda eczanelerde yerini alacak olan sigara hapı, yüzde 44 oranında başarı sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadarki en etkili sigara bıraktırıcı hap olarak lanse edilen ilaç, Viagra'nın mucidinin imzasını taşıyor. İlaç geçen ay ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde ruhsat alarak kullanıma girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacı kullanan 2 bin kişiden yüzde 44'ü 12 hafta sonunda sigarayı bıraktı. Uzmanlar etken maddesi "vareniclin tartrat" olan ilacın sigarayı bırakmak isteyenlere büyük kolaylık sağlayacağını söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nikotine set çekiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç, nikotinin beyne yapışarak zevk verici hormon salınımının önüne geçiyor. Böylelikle sigara içerken ortaya çıkan ödüllendirilme ve yoksunluk mekanizmaları engelleniyor. Yani bu ilacı kullanmaya başladığınızda sigara size eskisi kadar zevk vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 hafta şart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacın en az 12 hafta kullanılması gerekiyor. Maliyeti ise günlük 1.95 euro... İlacın bugüne kadar rapor edilen tek yan etkisi, kullanımdan itibaren üç ay devam edebilen mide bulantısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilacı kullanan kişiler sigarayı bıraktığı gibi alkol tüketimini de azaltıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5835026567082262886?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5835026567082262886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigarayi-biraktiran-hap-sigara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5835026567082262886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5835026567082262886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigarayi-biraktiran-hap-sigara.html' title='Sigarayı Bıraktıran Hap Sigara Bıraktıran İlaç'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-172346065174407931</id><published>2009-12-20T02:24:00.000+02:00</published><updated>2009-12-20T02:24:23.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sigaradan Tiksindiren iksir Sigara Bıraktıran ixir</title><content type='html'>Uşaklı emekli binbaşı Özkan Tunaboylu, icat ettiği sigara tiksindirici ile üç yılda 15 bini geçkin kişiye sigarayı bıraktırdığını iddia etti. Amerika, Rusya, Fransa, Hollanda, Almanya, Avusturya ve Belçika'ya tiksindirici ihraç ettiğini ifade eden Tunaboylu, Türk ve Rusya sağlık bakanlıklarının tiksindiriciyi incelemeye aldığını ifade etti.&lt;br /&gt;İki buçuk yaşındayken babasını sigaradan kaybeden Tunaboylu, yetim büyüdüğü için baba hasretiyle yanıp tutuşmuş. Askerlik hayatı boyunca günde üç paket sigara içen Tunaboylu, şifalı bitkiler üzerinde çalışırken 'Tek Umut' adını verdiği sigara tiksindiricisini icat etmiş. Tiksindirici sayesinde önce kendisi sigarayı bırakan Tunaboylu, patent ve ruhsatını aldığı bu karışımı ticarî hale getirmiş. 50 yıllık tiryakilere bile sigara bıraktırdığını iddia eden Özkan Tunaboylu, üç yılda 15 bini geçkin kişiye sigarayı bıraktırdığını savunuyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Rusya Sağlık Bakanlığı'nın ihraç çalışmaları için dostları aracılığıyla teklif getirdiğini belirten Tunaboylu, Türkiye'nin dört bir yanından sipariş aldığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;67 yaşındaki emekli binbaşı, bitkisel karışımı üretmek için 40 yıl çalıştığını, bütün dünya insanını tiksindirici ile buluşturarak sigaradan kurtarmak istediğini söyledi. Tunaboylu, tiksindiricinin kullanımı hakkında şu bilgileri verdi: "Yedi gün boyunca her sigara içmek istendiğinde şişe içindeki tiksindiriciden bir çay kaşığının dörtte biri kadar ağıza alınıyor. Yedi gün sonunda sigara gargarası yapılarak sigaradan tiksiniliyor. Böylece insanlar ömür boyu sigarayı terk ediyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 yıllık sigara tiryakisi olan hakim Faruk Ceyhan, tiksindirici sayesinde bir yıldan beri sigara kullanmadığını söyledi. Her gün üç paket sigara tükettiğini ifade eden hakim Ceyhan, geçen yıl bir arkadaşının önerisiyle buluştuğu Tek Umut sigara tiksindiriciyi yedi gün kullandıktan sonra bir daha içmediğini dile getirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-172346065174407931?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/172346065174407931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigaradan-tiksindiren-iksir-sigara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/172346065174407931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/172346065174407931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/sigaradan-tiksindiren-iksir-sigara.html' title='Sigaradan Tiksindiren iksir Sigara Bıraktıran ixir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6008276503940290664</id><published>2009-12-14T06:30:00.002+02:00</published><updated>2009-12-14T06:34:59.455+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Besin Değerleri ve Kaloriler Tablosu Cetveli Listesi</title><content type='html'>Gidalarin besin degerlerine ait ayrintili bir tablo her zaman elinizin alinda bulunmasi gereken dokümanlar arasinda olmalidir. Daha saglikli ve bilinçli beslenmenize büyük katkisi olacak yazimizi mutlaka okuyun.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0" height="470" style="width: 559px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#006699" class="kucuk" colspan="9"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;Deniz Ürünleri&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Miktar&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Kalori&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Yağ&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Doy. Y.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Koles.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Prot.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Pot.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Sod.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Alabalık&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;238 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;247.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;8.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;197.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;40 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;811.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;138 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Dil Balığı&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;163 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;148.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;78 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;30.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;588.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;132 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Istakoz&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;150 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;135&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;142.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;28 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;412.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;444 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Karides&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;29.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;42.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;52 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;41.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Kılıç Balığı&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;136 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;164.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;53 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;27 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;391.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;122.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Mezgit&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;193 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;168&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;110 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;36.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;600.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;131 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Midye&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Tane&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;17&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;64 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;57 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Ringa&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;184 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;290.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;16.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;110.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;33 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;601.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;165.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Sazan&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;218 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;277&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;12 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;144 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;39 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;726 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;107 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Som Balığı&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;198 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;281&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;12.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;109 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;39.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;970 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;87 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Ton Balığı&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;85 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;87.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;40 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;18.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;346 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;31.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99ffff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Uskumru&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;112 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;229.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;15.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;78.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;21 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;351.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;101 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#66ccff" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Yılan Balığı&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;204 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;375.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;24 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;257 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;37.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;555 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;104 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0" height="544" style="width: 560px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#006633" class="kucuk" colspan="9"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Meyvalar&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Miktar&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Kalori&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Yağ&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Lif&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Protein&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Carb.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Sod.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;C Vit.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Armut&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;100&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;25 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;6.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Avokado&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;323.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;31 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;10 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;15 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;20 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;16 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Çilek&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Kase&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;45.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;10.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;86 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Elma&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;81&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;21 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;8 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Erik&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;100&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;25 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;6.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Greyfurt&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1/2 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;41&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;10 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;44 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Karpuz&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Kase&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;48.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;12 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Kiraz&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Kase&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;104&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;24 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;10 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Kivi&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;46.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;74.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Limon&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;21.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;83 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Mandalina&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;37&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;9.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;12 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Muz&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;108.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;27.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;10.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Nektarin&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;66.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;16 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;7.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Portakal&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;61.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;15.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;69.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cccc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Şeftali&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;42&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;6.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ffff99" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Üzüm&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Kase&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;58&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;16 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.6 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0" height="440" style="width: 560px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#996633" class="kucuk" colspan="9"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Sebzeler&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Miktar&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Kalori&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Yağ&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Lif&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Prot.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Carb.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Sod.&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;Demir&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Brokoli&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Demet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;170&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;18 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;18 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;32 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;164 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Domates&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;26&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Havuç&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;26&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;6 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;21 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Ispanak&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Demet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;75&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;9 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;9.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;12 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;268.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;9 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Karnıbahar&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;144&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;14 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;30 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;172.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Mantar&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Kase&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;17&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3.2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.8 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Marul&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;64&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;7.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;5.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;11 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;49 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Mısır&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;77&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;17 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;13.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Patates&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;96&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;22 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;7 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Salatalık&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;39&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;8 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;6 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#99cc66" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Sarımsak&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Diş&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;4.5&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0.5 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ccffcc" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;Soğan&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 Adet&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;41&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;2 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;1 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;9.5 gr&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;3 mg&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;0&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0" height="400" style="width: 560px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#990033" class="kucuk" colspan="9"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Alkollü İçecekler&lt;/span&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="top"&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Miktar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Kalori&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Yağ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Alkol&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Potas.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td bgcolor="#f0edd5" class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: x-small;"&gt;Sodyum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Bira&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Şişe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;146&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;13 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;89 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;18 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Bloody Mary&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;115.5&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;14 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;216 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;10.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Cin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Duble&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;73&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;10.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Cin Tonik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;171&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;16 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;11.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;4.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Manhattan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;127.5&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;17.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;15 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Martini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;156&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;22.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;12.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;2 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Pina Colada&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;262.5&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;2.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;14 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;100 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;11.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;Şarap,&lt;i&gt; beyaz&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kadeh&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;70&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;9.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;82.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;9.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;Şarap,&lt;i&gt; kırmızı&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kadeh&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;74&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;9.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;115.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;8 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Tekila&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Kokteyl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;189&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;18.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;179 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;10.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#ff9999" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Viski&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Duble&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;69.5&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;10 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr bgcolor="#cc0066" valign="top"&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;Votka&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;1 Duble&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;64&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;9.5 gr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0.5 mg&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="kucuk"&gt;&lt;span style="color: white; font-size: x-small;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-6008276503940290664?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/6008276503940290664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/besin-degerleri-ve-kaloriler-tablosu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6008276503940290664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6008276503940290664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/besin-degerleri-ve-kaloriler-tablosu.html' title='Besin Değerleri ve Kaloriler Tablosu Cetveli Listesi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3699073431335715455</id><published>2009-12-14T06:26:00.001+02:00</published><updated>2009-12-14T06:26:32.247+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Suyun Vücudumuza Faydaları Yararları Nelerdir</title><content type='html'>İnsanın yaşamını devam ettirmesi için en az oksijen kadar önemli olan suyun, vücutta pek çok görevi de bulunuyor. Son yıllarda özellikle diyet listelerinin baş köşesinde yer alan suyun vücudumuz ve hayatımızı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmemiz için büyük önemi bulunuyor. İnsan yapısı, yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece 3-4 gün. İnsan bedeninin 2/3 ü sudan oluşurken, her insanın kendini zinde hissetmesi için günde 2.5 litre suya ihtiyacı bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer vücutta az su bulunursa, kan yoğunlaşıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Fakat içtiğiniz su miktarı çok aşırıya kaçarsa, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.Çünkü böbrekler aşırı çalışır ve sık sık tuvalete çıkmanıza neden olup, vücudunuzdaki &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;kalsiyumun atılmasına neden olur. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmek. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su almıyorsunuz anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;SUYUN VÜCUT İÇİN ÖNEMİ..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Vücut sıvılarında bulunarak, eklemlerin kayganlaşmasına neden olur. İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinleri sindirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücre ve kas dokularını güçlendirir. Karbonhidratları, yağları, proteinleri, hormonları ve oksijeni, kanda bulunarak kaslara taşır. Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştırmayı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;ŞİŞMANLIĞA KARŞI SU..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Vücut özellikle geceleri su almadığı için, sabahları uyandığınızda hemen bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun su toplamaması için, bol miktarda su içmek gerekir. Su miktarında azalma oldukça, vücutta depolanan yağ miktarı da artmaya başlar. Nedenine gelince; böbrekler yeterli miktarda su almazlarsa, iyi çalışmazlar. Bu görev de karaciğerin olur. Karaciğer böbreklerin görevini üstlendiğinde ise, daha az yağı enerjiye dönüştürür. Bu da zayıflamayı son derece olumsuz etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücut özellikle geceleri su almadığı için, sabahları uyandığınızda hemen bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz. Öğlen ve akşam yemeklerinden önce içeceğiniz bir bardak su, iştahı bastırıp, mideyi doldurur ve sindirime iyi gelir. Spor yapmadan önce içilen bir bardak su da yine metabolizmayı çalıştırırken, kas glikojeninin tükenmesinin önüne geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;SUYUN RAHATLATICI ETKİSİ..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Günün tüm yorgunluğundan ve stresinden arınmanız için yapmanız gereken en önemli şey; şöyle bol köpüklü bir banyo. Suyun rahatlatıcı etkisi, aslında sandığımızdan çok daha fazla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su sadece temizlenmek için değil, arınıp, yenilenmek ve yorgunluktan kurtulmak için de birebir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkandığınız suyun sıcaklığının, ne çok sıcak ne de çok soğuk olmamasına özen göstermelisiniz. Çok sıcak su, kanın yüze doğru hücum etmesine neden olur ve ana merkezler görevini daha zor yaparlar. Sıcak su, bazı dolaşım bozukluklarını da doğurabilir, kalbi zayıf olanlar üzerinde ise daha kötü etkiler yaratır. Sıcak suyun bir dezavantajı da, deriyi yumuşatması ve varislerin daha da ortaya çıkmasını sağlamasıdır. Bunun yanı sıra çok soğuk suyun da bazı zararları bulunur: Özellikle yaz aylarında tercih edilen soğuk su, serinletmek yerine aksine terletir. Kan damarlarının önce daralmasına, ardından hemen genişlemesine neden olur. Bu nedenle, ideal banyo suyunun sıcaklığı, 33 ile 37 derece arasında değişir. Eczaneden alacağınız bir termometre ile suyun sıcaklığını ölçmeniz mümkün. İdeal su sıcaklığı içerisinde, en az 15 dakika kalmayı da ihmal etmemelisiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;DERİYE KAYBETTİĞİ SUYU YENİDEN VERİN..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eğer banyo çıkışında vücudunuzda kırmızılık oluştuysa ve kaşınıyorsanız, suyunuz fazla klorlu ya da kireçli demektir. Kireçli su ise, vücudu kurutup, sertleştirir. Bunun için, banyo sonrası, vücudunuza nem kazandıracak kremler sürmenizde fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokulu ve renkli banyo tuzlarından kattığınız suda yıkanırsanız, tuzların canlılık verme ve yorgunluk alma özelliğinden de faydalanabilirsiniz. Gülsuyu ve gliserin eklenmiş su ile yapılan banyo ise, deriye kaybettiği suyu yeniden verir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3699073431335715455?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3699073431335715455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/suyun-vucudumuza-faydalari-yararlari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3699073431335715455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3699073431335715455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/suyun-vucudumuza-faydalari-yararlari.html' title='Suyun Vücudumuza Faydaları Yararları Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3543463900750698431</id><published>2009-12-14T06:23:00.003+02:00</published><updated>2009-12-14T06:24:04.366+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile-Sagligi'/><title type='text'>İlköğretim Dönemi Çocuklarda Sağlıklı Beslenme</title><content type='html'>Gelişme çağında mutlaka alınması gereken süt, yumurta, et ve tavukgibi besinler ve yararları üzerinde durulmalı ve bu tür gerekli besinlerin alınmaması halinde vücudun uğrayacağı hasarlara da dikkat çekilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ilköğretim öğrencisinin her gün tüketmesi gereken besinler ve miktarları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemikleri, dişleri ve kaslarının gelişimi, yaşına ve ağırlığına göre ideal boy uzunluğuna sahip olabilmesi için 2-3 su bardağı süt veya yoğurt, bir kibrit kutusu büyüklüğünde peynir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin gelişimi, hastalıklara karşı dirençli olması ve kansızlıktan korunması için 2-3 köfte büyüklüğünde et (tavuk, balık veya hindi), haftada 3-4 kez 1 adet yumurta, haftada 3-4 kez 1 porsiyon kurubaklagil,&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hastalıklara karşı daha güçlü olması, gözlerinin, dişlerinin, cildinin sağlığı ve kabız olmamaları için 5 porsiyon taze sebze veya meyve,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji sağlaması, sinir sisteminin güçlenmesi için 4-6 orta dilimekmek, 1 porsiyon pilav, makarna veya 1 orta dilim börek, 1 kase çorba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 ANA 2 ARA ÖĞÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzu günde 3 ana 2 ara öğün olarak besleyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kahvaltısı yapmadan güne başlatmayın, öğün atlatmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara öğünlerde çocuğunuzun beslenmesi için meyve, ayran, süt, tazemeyve suları, peynirli sandviç, küçük kek veya poğaça gibi besinleri tercih edin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyotlu tuz tüketin, tuzu yemeğe ocaktan indirmeye yakın katın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun günde 2-2.5 litre su/sıvı tüketmesini sağlayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme çantasını, evde yapılmış tost, yumurta, kek, poğaça, börek, taze meyve, ayran, salatalık, domates ve havuç gibi yiyeceklerle hazırlayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme çantasının temizliğine çok dikkat edin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzu açıkta satılan besinleri almaması konusunda uyarın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El yıkama ve diş fırçalama alışkanlığı kazandırın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuza yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak için örnek olun, aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli besinler yerine sağlıklı besinler seçmesini teşvik edin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun hareketli bir yaşam sürmesine dikkat edin, herhangi bir spor dalı ile ilgilenmesi konusunda destekleyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3543463900750698431?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3543463900750698431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/ilkogretim-donemi-cocuklarda-saglikli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3543463900750698431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3543463900750698431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/ilkogretim-donemi-cocuklarda-saglikli.html' title='İlköğretim Dönemi Çocuklarda Sağlıklı Beslenme'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5866318264794948809</id><published>2009-12-14T06:22:00.003+02:00</published><updated>2009-12-14T06:22:47.442+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Sağlıklı Beslenme Nedir ?</title><content type='html'>Her konu hepimizi ilgilendirmez ama yemek kesinlikle herkesi ilgilendiren bir konudur. Hayatın başlıca zevklerinden biridir ve aynı zamanda hayat veren bir temeldir. Vücudumuzdaki gıdalar sürekli yenilenmese, ölürdük. Yiyecek o kadar önemlidir ki, çok eski zamanlardan beri her toplumda ritüellerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirimizi değerlendirdiğimiz temellerin çoğu görünüşümüze dayanır ve bu dolaylı da olsa yiyecekle bağlantılıdır. Bir toplumun başarısı geleneksel olarak yiyeceklerinin bolluğu ve kalitesiyle (ya da kalite eksikliğiyle) ölçülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Amerikan toplumu geliştikçe, zengin ve çeşitli yiyeceklere sahip olmak gibi ulusal bir amaç edindi. Dünyadaki herkesi besleyebilmeyi ulusal bir gurur haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 50 yıl önce, beslenme araştırmasının odak noktası, temel gıdaların eksikliğinden kaynaklanan kötü beslenme ve hastalıklarla mücadele etmekti. Bugün, herşey tersine döndü ve aşırı tüketim Amerika nın temel beslenme sorunu olarak gıda eksikliğinin yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna yanıt olarak, Başkan Ronald Reagan döneminde Genel Sağlık Servisi Başhekimi Dr. C. Everett Koop, ülke sağlığı üzerine bir rapor hazırladı. Rapor, AiDS in yayılmasını sınırlama ve sigarayı bertaraf etmekle birlikte, Amerikalı lann sağlık gündeminde beslenmeyi üst sıralara yerleştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor yıllarca süren araştırmalara dayanan sağlam kanıtlar sunmaktadır. Aşırı bir şekilde sigara ya da içki içmeyen üç kişiden ikisi için, uzun dönemli sağlık durumumuzu en fazla etkileyen seçimlerin diyetle ilgili olduğu ileri sürülmektedir. Rapor, Amerikalıların daha iyi bir sağlık için diyetlerini nasıl değiştirmeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tavsiyeler, vücudumuzun gıdaları nasıl kullandığına ilişkin temel bilgilerle birlikte bu bölümde ele alınmaktadır, izleyen sayfalarda aynca ağırlık kontrolü ve hastalık durumunda nasıl yemek gerektiği tartışması da yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayfalarda ele alınanların dışında, bir beslenme sorunuyla ilişkili özel tavsiyelere ihtiyacınız varsa, bir beslenme uzmanıyla görüşün. Bu unvanı almak için, kişinin güvenilir bir yüksek okul ya da üniversitedeki 4 yıllık bir gıda bilimi ve beslenme programından lisans diploması alması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme durumunuzu incelemek ya da düzeltmek için başka insanlar da yardımcı olabilir. Bazı doktorlar beslenmeye özel bir önem vermektedirler. Ev ekonomicileri genellikle yemek planlaması, gıda koruma ve yemek hazırlama konusunda iyi bir bilgi kaynağı oluştururlar, afina belirli bir kişinin beslenme ihtiyaçları konuşunda tavsiyede bulunma açısından bir diyetisyenden daha az ehliyetlidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme uzmanı terimi özel olarak tanımlanmamıştır ve ne yazık ki bazen gerçek bir beslenme eğitimi olmayan ve diyet ekleri ya da zayıflama programlan satmaya çalışan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Bazıları pek az anlam ifade eden bir diploma ya da sertifika bile gösterebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5866318264794948809?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5866318264794948809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/saglikli-beslenme-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5866318264794948809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5866318264794948809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/saglikli-beslenme-nedir.html' title='Sağlıklı Beslenme Nedir ?'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5155242079873109675</id><published>2009-12-14T06:21:00.001+02:00</published><updated>2009-12-14T06:21:21.989+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>GKM Gıda Katkı Maddeleri Nedir Nelerdir</title><content type='html'>Tüketime sunulan veya sunulacak olan gıdaların görünüm ve lezzetlerini tüketicinin arzu ettiği duruma getirmek, bozulmalarını önleyerek, gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla gıdalara tüketime sunulmadan önce bilinçli ve amaçlı olarak ilave edilen maddelere &lt;b&gt;GIDA KATKI MADDELERİ&lt;/b&gt; denmektedir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıda katkı maddeleri; Sağlık Bakanlığı nın gıda katkı maddeleri yönetmeliğinde şu şekilde tanımlanmıştır : "Normal koşullarda tek başına tüketilmeyen ya da tipik besin bileşeni olarak kullanılmayan, tek başına besleyici değeri olmayan ve besinin üretilmesi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması, depolanması sırasında teknolojik amaçla ya da beklenen sonucu elde etmek için ürüne ya da bir öğesini elde etmek için yan ürüne &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;doğrudan ya da dolaylı olarak ve bilinerek katılan maddelerdir" . Gıdalara hile ve besin değerini arttırmak amacıyla katılan maddeler ise GKM değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;GKM nin Kullanımında Genel Koşullar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;GKM gıdalara bilinçli ve amaca yönelik olarak katılmaları yanında, aşağıda sıralanan koşullara uygun kullanılmak zorundadırlar .&lt;br /&gt;- Gıda katkı maddelerinden hiçbiri, hangi amaçla gıdaya katılmış olursa olsun insan sağlığına zarar vermemelidir. Kullanılacak katkı maddesi hakkında analiz sonuçları ve kullanılma miktarları bilinmelidir.&lt;br /&gt;- GKM katıldığı yiyecek ve karışımın besleyici değerine zarar vermemeli, besin değerini azaltmamalı ve değiştirmemelidir. Gıdaların içerisinde bulunan vitaminleri tahrip etmemeli ve besinlerin emilimini azaltmamalıdır.&lt;br /&gt;- Gıdaya katılması düşünülen veya istenilen GKM nin özellikleri hakkında bilgiler bulunmalı, bu konuda in-vivo ve in-vitro deneyler yapılmalıdır. Katkı maddesi olarak kullanılan maddeler belirgin özelliklerine göre belirlenmeli ve belirlenen GKM nden başkası kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;- Katılması düşünülen katkı maddesinin kantitatif analizini yapabilecek güvenilir analiz metotları bulunmalı ve bu analizleri yapacak, kontrol hizmetlerini yürütecek kurumlar olmalıdır. Ülkede bulunan laboratuvarlar GKM nin analizlerini yapacak koşullarda değil ise uluslararası kuruluşların inceleme sonuçlarından yararlanılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü nün alt kuruluşlarından birisi olan Gıda Tarım Örgütü ve Dünya Sağlı Teşkilatının Gıda Katkı Maddeleri Eksper Komitesi (JECFA - Joint FAO / WHO Expert Committee on Food Additives) her yıl GKM ile ilgili toplantılar yapmakta ve bunları yayınlamaktadır. JECFA nın düzenlemiş olduğu toplantılarda GKM konusunda uzman ve yetkili ülke temsilcilikleri bulunmaktadır.&lt;br /&gt;- Katkı maddesinin hangi gıdalara ne miktarda ve hangi amaçla katılabileceği GKM Kodeksinde belirtilmiş olmalıdır. Gıdaya belirlene miktarlardan fazlası katılmamalı ve üretimleri sırasında katkı maddesi kullanılan gıdalar sürekli denetlenmelidir.&lt;br /&gt;- Katılan maddelerin açık ismi ve miktarı gıdaların üzerindeki etikette belirtilmelidir.&lt;br /&gt;- Katkı maddesi, katıldığı maddelere homojen olarak dağılmış olmalı ve ürünün maliyetini arttırmamalıdır.&lt;br /&gt;- Gıdaya katılan katkı maddesi gıdanın bozukluğunu maskeleyici ve tüketiciyi aldatıcı olmamalıdır.&lt;br /&gt;- Bazı gıdalara, özellikle çocuk mamalarına ve diyet gıdalarına katılması düşünülen katkı maddesinin katkı maddesinin katılma koşulları ve miktarları özel izne tabi olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;GKM nin Sınıflandırılması&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;A - Bozulmayı Önleyenler (Prezervatifler)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1. Antimikotikler (Küflenmeyi Önleyiciler)&lt;br /&gt;2. Mikrop Antagonistleri (Bakteri Üremesini Önleyiciler)&lt;br /&gt;3. Antioksidanlar (Oksidatif Bozulmayı, Acılaşmayı Önleyiciler)&lt;br /&gt;4. Antibrowing Ajanlar (Enzimatik Bozulmayı Önleyenler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B - Görünüm - Lezzet - Yapı ve Kaliteyi Geliştirenler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1. Boyalar ve Renklendiriciler&lt;br /&gt;2. Tat, Koku Vericiler ve Arttırıcılar&lt;br /&gt;3. Asit veya Baz Yapıcılar ve Nötralize Ediciler&lt;br /&gt;4. Yapı (Texture) Geliştiriciler, Emülsifiyanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;C - Diğerleri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1. Diğer Additifler&lt;br /&gt;2. Solventler&lt;br /&gt;3. Filtre Ediciler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;E numara sistemine göre gıda katkı maddelerinin sınıflandırılması :&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hazır gıdaların paketleri üzerinde kullanım amaçlarına göre GKM nin kategorileri, bunu izleyen özel adlar ve "E(uropean)" numaraları ile belirtilir. "E" numaraları Avrupa Birliği ülkeleri tarafından GKM ne pratik bir kodlama yöntemi olarak getirilmiştir. "E" numaraları ve özel adları besinlerin dış satım ve iç alımları sırasında kolayca tanınmalarını sağlamaktadır .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;"E" numara sistemi ile GKM nin temel işlevlerine göre sınıflandırılması şu şekildedir :&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1. Renklendiriciler E 100 - 180&lt;br /&gt;2. Koruyucular E 200 - 297&lt;br /&gt;3. Antioksidanlar E 300 - 321&lt;br /&gt;4. Emülsifiyer ve stabilizatörler E 322 - 500&lt;br /&gt;5. Asit baz sağlayıcılar E 500 - 578&lt;br /&gt;6. Tatlandırıcılar, koku verenler E 620 - 637&lt;br /&gt;7. Geniş amaçlılar E 900 - 927&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde uygulanan üretim teknikleri sayesinde besin sektöründe verim artışı, kayıpların en aza indirilmesi, ürün kalitesinin arttırılması ve standardizasyonu, ürünlerin dayanma sürelerinin arttırılması ve değişik yeni besinlerin üretimi gibi uygulamalar gerçekleşmiştir. Tüm bu gelişmelerde GKM nin besin endüstrisinde kullanılması etkili olmuştur. Yasalarla kontrol edilen GKM nin kullanım alanları şu şekildedir :&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. Renklendiriciler :&lt;/b&gt; Boyalar ve pigmentler, besinlerin işlenmeleri sırasında kaybolan doğal renklerinin kazandırmak, tüketiciye çekici hale getirmek için besinlere katılırlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Koruyucular :&lt;/b&gt; Besinlerin mikrobiyal bozulmalarını önlemek için katılırlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Antioksidanlar :&lt;/b&gt; Yağların bozulmalarını, acılaşmalarını önlemek için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4. Emülsifiyerler ve Stabilizörler : &lt;/b&gt;Emülsifiyerler, yağlarla suyun karışımını sağlamak için kullanılmaktadır. Stabilizörler, emülsiyonların dayanıklı hale getirilmelerini ve bileşenlerine ayrılmalarını önlemek için kullanılırlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5. Tatlandırıcılar : &lt;/b&gt;Şekerden daha tatlı olan bu maddeler çok düşük miktarlarda ve besinleri tatlandırmak için kullanılırlar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6. Geniş Amaçlı GKM : &lt;/b&gt;Bunlar aroma vericiler, çözücüler, polifosfatlar gibi geniş amaçlı olarak kullanılan GKM dirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5155242079873109675?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5155242079873109675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/gkm-gida-katki-maddeleri-nedir-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5155242079873109675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5155242079873109675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/gkm-gida-katki-maddeleri-nedir-nelerdir.html' title='GKM Gıda Katkı Maddeleri Nedir Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3676568259350064564</id><published>2009-12-14T06:18:00.000+02:00</published><updated>2009-12-14T06:18:20.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Hangi Mevsimde Hangi Sebze ve Meyve Yenir Tüketilir</title><content type='html'>Günümüzde tarım ve teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde hemen her mevsimde bütün sebze ve meyvelere ulaşma imkanımız var. Ancak bu sağlıklı bir beslenme şekli mi. Yüzlerce yıl önce İbn-i Sina: sebze ve meyveyi mevsiminde yiyin, şeklinde bir öneride bulunmuş. Bunun önemi, ürünlerin doğallığının değeri günümüzde yeni/yeniden keşfedilir. Peki... sebzelerin doğal olarak yetiştiği aylar ve hangi mevsimde ne yemeliyiz ?&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SEBZELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAMYA: Haziran - Temmuz - Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BARBUNYA: Nisan - Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYAZ LAHANA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEZELYE: Nisan Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BROKOLİ: Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CARLİSTON BİBER ve DOLMALIK BİBER: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEREOTU: yılın her mevsimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMATES: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - ekim - Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAVUC: Eylül - Ekim - Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÇ BAKLA: Nisan - Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ISPANAK: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARNABAHAR: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEREVİZ: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI LAHANA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI SALÇALIK BİBER: Ağustos - Eylül - Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KURU SOGAN: Yılın her mevsimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MADIMAK: Mayıs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MANTAR: Eylül - Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAYDANOZ: yılın her mevsimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MARUL: Nisan - Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATATES: yılın her mevsimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATLICAN: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PIRASA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SALATALIK: Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEMİZOTU: Nisan - Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVRİ BİBER: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAZE FASULYE: Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAZE YEŞİL KABAK: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURP: Ocak - Şubat - Mart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEYVELER: Ağaçta büyüyen meyveler için yukarıdaki durum söz konusu değil ama bunların da depolanma suresi boyunca kullanılan ilaçların zararını en aza indirmek için yıkama işleminde titiz davranmak gerektiği belirtiliyor. Çilek üretimi farklı olduğu için belirtmek gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİLEK: Mayıs - Haziran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylara Göre Beslenme Şekli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OCAK: Sebze ve et suyu ile hazırlanmış çorbaları sofranızdan eksik etmeyin. Hareketsiz gecen soğuk kış günlerinde çorbalar bağırsak sistemini düzenler. Soğuk havalarda vücuda direnç veren balık ve baklagiller de en çok tüketilmesi gereken besinlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞUBAT: Kansere karşı etkili lahanagilleri (lahana, Brüksel lahanası, karnabahar ve brokoli) sık sık yiyin. Bol betakaroten içeren havuç ile salata, zeytinyağlı yemek veya havuç suyu hazırlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MART: Mart, yaza hazırlık ayıdır. Hafif beslenmeye ve diyet yapmaya başlamanın tam zamanıdır. Mart, ayni zamanda ilkbahara geçiş ayıdır. Bu nedenle hafif bir o kadar da direnç verici besinleri tüketmeye özen göstermek gerekir. Balık, ızgara et, sebze ve meyveler bol tüketilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NİSAN: Kuzu etinin en taze ve lezzetli zamanı. Bu aylarda et olarak kuzu etini tercih edin. Sutlu hafif tatlılar pişirin. Sabah kahvaltısında ve geceleri yatmadan önce bir bardak sut için. Hafif ama sağlıklı beslenerek ve açık havada düzenli yürüyüşler yaparak fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAYIS: Çilek kısa omurlu bir meyve. içeriğindeki zengin vitamin (özellikle C vitamini) ve mineraller sayesinde ani enerji verip, geçiş mevsiminde ortaya çıkan yorgunluk belirtilerini giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAZİRAN: Kısa omurlu dut ve kirazı bu ayda bol bol tüketin. Her ikisi de zengin vitamin ve mineral kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMMUZ: Semizotu, balıktan sonra en çok omega - 3 içeren sebze. Vücut tarafından üretilmeyen bir yağ asidi olan Omega - 3, kalp hastalıklarına, zihinsel karışıklığa ve bunamaya karsı etkili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞUSTOS: Yaz meyve ve sebzelerinin en olgun zamanı. Meyveleri bol yiyin. Bunun yanı sıra balık, zeytinyağlı sebze, hafif soslu makarnaları günlük öğünlerinize paylaştırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EYLÜL: Eylül, kışa hazırlık ayıdır. Vücudu soğuk mevsime hazırlamak gerekir. Bol balık, sebze, meyve ve makarna gibi enerji verici karbonhidratlar ağırlıklı beslenin. Mürdüm erik ve fındığı hergün belli bir miktar tüketmeye özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKİM: Ekim ayı omega - 3 içerikli cevizin tam zamanı. Cevizi bu aylarda bol bol tüketin. Ayrıca mantarlı nefis yemekler pişirebilirsiniz. Mantar, balık, et ve sebzelere çok yakışır. Mantarı ızgarada üzerine peynir serperek pişirip kahvaltıda da yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KASIM: Kasım ayında balkabağından bol bol yararlanın. Çorbası, tatlısı ve pastası ile nefis lezzetler hazırlayabilirsiniz . Balkabağını ayrıca etli sebze yemeklerine de ilave edebilirsiniz. içerdiği bol betakaroten sayesinde kansere karşı etkili bir sebze.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARALIK: Soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanmamak için sağlıklı beslenin. Portakal veya greyfurt suyu için. Ispanak, baklagil, et, yoğurt, muz,elma ve kuruyemişleri bol tüketin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3676568259350064564?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3676568259350064564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/hangi-mevsimde-hangi-sebze-ve-meyve.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3676568259350064564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3676568259350064564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/hangi-mevsimde-hangi-sebze-ve-meyve.html' title='Hangi Mevsimde Hangi Sebze ve Meyve Yenir Tüketilir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5236428532850455005</id><published>2009-12-14T06:16:00.001+02:00</published><updated>2009-12-14T06:16:36.392+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Tereyağı ile Margarin Arasındaki Farklar Yararları Zararları Nelerdir</title><content type='html'>Yüzyıllardır insanlar tarafından doğal olarak üretilen ve dedelerimizin vazgeçilmez besinlerinden olan tereyağının kullanımı son 50 yılda önemli derecede azaldı: bunun en önemli nedeni margarinlerin yaygınlaşması ve daha ucuz bir şekilde tüketiciye sunulması. Oysa tereyağı ile margarinin arasında fiyat farkı ile ölçülemeyecek farklar var:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;MARGARİNİN ZARARLARI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margarinde yağ asitleri çok yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margarin Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplam kolesterolü ve LDL yi yükseltir (kötü kolesterol)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HDL yi düşürür (iyi kolesterol)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser riskini beş katına çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne sütünün kalitesini düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini zayıflatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsülin tepkisini düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;TEREYAĞININ YARARLARI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi A vitamini kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lesitinden zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir iyot kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olduğu için, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş çürükleri ve osteoporoz riskini azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek kolesterolü azaltır (kolin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asetilkolini artırır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çinko içeriği yüksektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Magnezyum içeriği yüksektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omega-3 ten zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonda gördüğünüz kalbi koruyan, vitamin katkılı vs.li margarin reklamlarına kanmayın, dedeleriniz gibi tereyağını ve zeytinyağını sofranızdan eksik etmeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5236428532850455005?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5236428532850455005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/tereyagi-ile-margarin-arasindaki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5236428532850455005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5236428532850455005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/tereyagi-ile-margarin-arasindaki.html' title='Tereyağı ile Margarin Arasındaki Farklar Yararları Zararları Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-8540177685720294249</id><published>2009-12-14T06:10:00.000+02:00</published><updated>2009-12-14T06:10:25.497+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>İmpotans - Ereksiyon Güçlüğü Nedir Tedavisi</title><content type='html'>Erkeklerde erektif güçlükler, primer veya sekonder olarak ortaya çıkabilir. Primer ereksiyon güçlüğü (yeterli ereksiyon sağlayamama), nadir olarak görülür ve cinsel performansa ilişkin yüksek düzeyde anksieteden kaynaklanır. Tedavisi anksietenin psikoterapi ile giderilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder erektif güçlüklere oldukça sık rastlanır. Masters ve Johnson a göre, bir erkek, koitus olanaklarının % 25 inde ereksiyon sağlayamazsa, sekonder ereksiyon güçlüğünden bahsedilebilir. % 25 oranı kesin bir sınır değildir, eğer bir hasta, çok seyrek olmamak koşuluyla ereksiyon güçlüğünden yakınıyorsa, değerlendirilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder ereksiyon kaybı, psikolojik kaynaklı olabilir veya organik hastalıklara veya farmakolojik maddelere, sekonder olarak ortaya çıkabilir. Psikojenik ereksiyon kaybı, en fazla erken ejakülasyon öyküsü olanlarda veya akut alkol intoksikasyonlarından sonra görülür. Bunların dışında, aşırı dini inançlar, baskılayıcı anne-baba, olası bir homoseksüellik kaygısı, veya kronik stresle de ilişkili olabilir. Bunların çoğunda da, performans anksietesi olayın temelini oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak, organik nedenlere bağlı ereksiyon kayıpları, hazırlayıcı bir olay olmaksızın, sinsi olarak başlarlar. Fonksiyon kaybı kalıcıdır, giderek kötüleşir ve diğer koşullarda da ereksiyon olmaz (gece ereksiyonları, mastürbasyon, erotik durumlar gibi), cinsel istek kaybı ise olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikojenik nedenlere bağlı ereksiyon kayıpları ise tersine, hazırlayıcı bir olayı izleyerek, ani olarak başlar. Daha sonraları da ereksiyon kaybı geçici, zaman zaman ortaya çıkan ve geçici niteliktedir. Her durumda ve her eşle görülmez. Ön sevişme sırasında ereksiyon olduğu halde daha sonra ereksiyonun kaybı, özellikle sık görülür. Psikojenik ereksiyon güçlüğü olan erkekler genellikle mastürbasyonla ereksiyon sağlayabilirler ve gece ereksiyonları devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlara kadar ereksiyon güçlüklerinin % 80-90 ının psikojenik nedenlere, % 10-20 sinin ise organik nedenlere bağlı olduğu söylenirdi. Son zamanlarda, bazı araştırmacılar organik kaynaklı erektif sorunların oranının daha yüksek olduğunu ileri sürmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Organik Ereksiyon Kayıpları..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Organik ereksiyon kaybı, dört grup hastalığın seyri sırasında görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;l- Endokrin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Nadir bazı vakalarda, cinsel fonksiyon bozukluğu, düşük serum testosteronunu ve testiküler yetmezliğe sekonder olarak ortaya çıkar. Serum testosteronunun belirlenmesi tanıya yardımcı olur. Ereksiyon kaybı ile birlikte yüksek prolaktin düzeyi ise prolaktin salgılayan hipofiz tümörü düşündürür. Bu tip tümörlerin cerrahi tedavisiyle iyi sonuç alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksüel disfonksiyonlar, diyabet mellitusla birlikte, üç değişik şekilde, sık olarak görülürler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;a)&lt;/b&gt; Bir ölçüde psikojenik erektif kaybı olan diyabetik erkekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;b)&lt;/b&gt; Tanı konmamış ve kan şekeri kontrol altına alınmamış diyabetikler. Bu durumda kan şekerinin kontrolü ile sorun büyük ölçüde ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;c) &lt;/b&gt;Uzun süreli diyabeti ve diyabetik nöropatisi olan erkeklerde belli bir zaman sonra ereksiyon kaybı ve cinsel tepkisizlik gelişir. Bu kaybın geri dönüştürülmesi genellikle mümkün olmaz. Bu tip hastalara, penis protezi önerilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2- Vasküler Hastalıklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Genital bölgede kan dolaşımını engelleyen herhangi bir hastalık, ereksiyon güçlüğüne yol açabilir. Örnekler arasında "penis küçük damar hastalığı" (penis kan akımının doppler tetkiki ile gösterilebilir), jeneralize obliteratif arteriyel hastalık, aortik bifurkasiyo trombozu ve aort anevrizması sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3- Nörolojik Hastalıklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Spinal kordun genital inervasyonundaki herhangi bir lezyon ereksiyonu, ejakülasyonu veya her ikisini de güçleştirebilir. Bu çok çeşitli sorunlar arasında kord travmaları, kord tümörleri, multipl skleroz, diyabetik nöropati sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4- Genel olarak güçsüzlüğe neden olan hastalıklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu tip hastalıklar arasında, karsinomatozis, kronik malnütrisyon, açlık sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organik bir nedene bağlı olarak cinsel fonksiyon kaybına uğrayan hastaların dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bazı hastaların ilk yakınması seksüel disfonksiyon olmakla birlikte, çoğunlukla, seksüel bozukluk organik hastalığı uzun süredir bilinmekte olan kişilerde görülür. Her iki durumda da, uzman bir hekimin hastanın fiziksel sağlığını tekrar değerlendirmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Farmakolojik Ereksiyon Zorlukları..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Alkol (akut intoksikasyonu ve kronik kullanıma bağlı fiziksel hasarları) ve alışkanlık yapan ilaçların dışında, cinsel istek, ereksiyon, ejakülasyon ve orgazmı olumsuz yönde etkileyen farmakolojik maddeler üç ana başlık altında toplanabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;l-&lt;/b&gt; Antihipertansif ilaçlar (diüretikler dahil)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Antidepressan ve antipsikotik ilaçlar&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Antiülser ilaçları (antiasitlerin dışında)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otonom sinir sistemini etkileyen veya kuvvetli sedatif etkileri olan bütün ilaçlar bazı kişilerde cinsel fonksiyon değişikliklerine neden olabilir. Bu fonksiyon değişikliği sıklıkla doza bağlı ve idiosenkratiktir (özel duruma bağlı), bu nedenle ilacın cinsi veya dozu değiştirildiğinde cinsel sorun ortadan kalkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkol kullanımının, cinsel fonksiyon bozukluklarının sık görülen bir nedeni olduğu unutulmamalıdır. Cinsel fonksiyon bozukluğu nedeniyle alınan öykü, mutlaka alkol ve diğer bağımlılık yapan maddelere ilişkin bilgiyi kapsamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Psikojenik Ereksyjon Kaybı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;40 yaşına gelmiş bir erkek, yaşamında en az bir kez ereksiyon sağlamayı istediği halde gerçekleştirememiştir. Bu durumla karşılaşan erkekler, iki davranış şeklinden birini seçerler. Bazı erkekler olayı bir miktar üzüntü duyarak ve kederlenerek geçiştirirler. Diğerleri ise olay karşısında endişeye ve paniğe kapılırlar, bir şeylerin bozulduğunu ve bir daha hiçbir zaman eski haline dönemeyeceğini düşünürler. Daha sonraki deneyimlerinde, ilk gruptaki erkekler, bir önceki başarısızlığı pek akıllarına bile getirmezken, ikinci gruptakiler, kendilerini sürekli olarak denetlemeye ve performanslarını sorgulamaya başlarlar. Biz bu duruma "seyircilik etmek" diyoruz. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadın ve erkeklerin çoğu, kendi kendilerine seyircilik etmeye başlarlar ve böyle yaptıkları için, giderek kendi cinsel coşku ve zevklerini daha fazla engellerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikojenik ereksiyon kaybı, kaybın nedeni olan performans anksiyetesinin tedavisiyle ortadan kaldırılabilir. "Seyircilik etme"ye, süreci tanımlayarak, her iki eşe olan zararlı etkilerini anlatarak ve kontrol altına alınması özendirilerek, engel olunabilir. Sürecin kontrol edilebilmesi için, öncelikle farkına varılması şarttır. Kişiler dikkatlerini performanslarına değil, cinsel ilişkiden zevk almaya yönelttiklerinde, bunu başarabilecek şekilde kendilerini denetlemeyi öğrendiklerinde, sorun ortadan kalkacaktır. Eşler, ilgilerini duyguları üzerine toplamaya, beyinlerini düşünceler yerine, bu duygularla doldurmaya özendirilmelidir. Performans anksiyetesi, eşlere geçici bir süre için cinsel ilişkiyi "yasaklamak"la da giderilebilir. Eşler koitus hariç her türlü ön sevişme deneyimine girişebilirler. Koitusun yasaklanması, ereksiyon olup olmayacağı yolunda duyulan anksiyeteyi ortadan kaldırır. Bu durumda da, çoğunlukla ereksiyon gerçekleşir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-8540177685720294249?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/8540177685720294249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/impotans-ereksiyon-guclugu-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8540177685720294249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8540177685720294249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/impotans-ereksiyon-guclugu-nedir.html' title='İmpotans - Ereksiyon Güçlüğü Nedir Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-170852925571718723</id><published>2009-12-14T06:06:00.001+02:00</published><updated>2009-12-14T06:07:07.485+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Vajinismus Hastalığı Nedir Belirtileri Tedavisi Egzersizleri</title><content type='html'>Bilinçdışında geçmişte yaşanmış yada duyulmuş olumsuz bir olayın eşe istemeden yansıtıldığı vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Sorunun bilinçdışı istek ve şartlı refleks ile ortaya çıktığından bu nedeni ortadan kaldırmak için bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce özel bir ilgi ve uzmanlık alanı olan cinsel terapist tarafından çiftin cinsel öyküsü alınır ve cinsel terapistin gerekli gördüğü durumlarda tam bir jinekolojik muayene yapılır. Ama vajinismus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu jinekolojik muayene olmak istemezler hatta muayene hakkında konuşulması bile aynen ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya sebep olabilir. Daha sonra bilinç altındaki gereksiz korkuları yenmek için &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;danışanların rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için cinsel terapiye geçilir. Çifte cesaretli olmaları, başaracaklarına inanmaları ve güvenerek sabırla beklemeleri konusunda telkinlerde bulunulur. Cinsel terapi sırasında çifte ayna tutma egzersizleri, idrar tutma egzersizleri, çatı kaslarını gevşetme ve kasma egzersizleri, kegel egzersizleri, parmak egzersizleri, çubuklarla genişletme egzersizleri, sınırlı penis girişi egzersizleri vb.  invivo duyarsızlaştırma ,  invitro duyarsızlaştırma  ve  pelvik taban rehabilitasyonu  öğretilir. Tedavinin birinci aşamasında invivo duyarsızlaştırmada hastanın kendi vücudunu tanıması için  dokunma ve okşama egzersizleri  ve parmak egzersizleri yaparak, bir anlamda ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın küçük çaplı bir benzerini yaşaması hedeflenir. İnvitro duyarsızlaştırma da ise benzer durum hastanın kendi parmağı ile değil bazı cam tüpler, plastik kanüller veya eşinin parmağı ile sağlanır. Her ikisinde de amaç; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesi, ilişki sırasında yaşanan panik atağın küçük bir benzerinin oluşturulması ve bununla başa çıkmayı öğrenmeyi sağlamaktır. Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Bu duyarsızlaştırmayla paralel olarak hastanın pelvis kaslarını tanımasını ve onlara hakim olmasını sağlayan Kegel Egzersizleri de yapılır. Cinsel terapide eşten gelen ruhsal destek çok önemlidir. Tedavinin ikinci aşamasında ise ilişki öncesi ön sevişmenin uzun tutulması ve kadının iyice uyarılmasının üzerinde durulur. Cinsel terapistin uygun görmesi durumunda ilaç tedavisi de uygulanabilir. Cinsel terapi süresi hastalığın şiddetine göre birkaç seanstan 10-12 seansa kadar değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak uygun tedavi yöntemleri ve tecrübeli bir cinsel terapist ile tedavi şansı % 95 -100 dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus ve Gevşeme Egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu egzersizde önce duş alınır, eşle birlikte yatakta yan yana sırt üstü yatılır. Derin nefesler alıp verilir. Ayak uçlarınızdan itibaren sırasıyla boynunuza kadar tüm kaslar kasıp gevşetilir. Günde en az 20 dakika yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus ve Fantezi Modellemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel terapi döneminde her gece yatakta, uyumadan önce, gözler kapalı bir şekilde eşle cinsel birliktelik hayal edilir, buna  fantezi modellemesi  denir. Hayalin gerçekmiş gibi yaşanması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus Tedavisinde Parmak Egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel terapide danışan çiftin ve terapistin birlikte aşması gereken üç önemli tabu vardır. Bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Vajene bir şey girmesi tabusu, ( Kişinin kendi parmağını vajene sokması )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Vajene bir başkasının bir şeyinin girmesi tabusu ve ( Eşin parmağının vajene sokulması )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Vajene penis girmesi tabusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın küçük çaplı bir benzerini yaşatmak ve bununla başa çıkmayı öğretmek için öncelikle hasta kendi parmaklarıyla egzersizlere başlar, daha sonra eşinin parmağı ile egzersize devam edilir. Parmak egzersizlerinde amaç; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesidir. Parmak egzersizleri sıcak yumurtayı elde tutmaya benzer. Sıcak yumurta önceleri elde tutulamaz ve elden ele alınarak soğutulmaya çalışılır. Zamanla yumurta soğur ve ellerde yumurtanın sıcaklığına alışır. Yumurta soğudukça kişi rahatlar ve elini yanmaz. Sonunda yumurta soğur, kabuğu kırılır ve afiyetle yenir. Parmak egzersizleri de yumurtanın soğuması gibidir, kişi zamanla panik haline alışır ve yüzleştiği olumsuz duygularla baş etmeyi öğrenir. Sonunda yumurtanın afiyetle yenmesi gibi cinsel ilişki de gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Parmak egzersizlerine geçmeden önce vajinanın nasıl bir organ olduğunun görülmesi için bir ayna karşısında incelemesini içeren ayna tutma egzersizleri yapılır. Daha sonra cinsel terapist tarafından çifte vajinanın çok küçük olduğu konusundaki korkunun hayal ürünü olup gerçeklere dayanmadığı, vajina duvarlarının son derece esnek olduğu, buradan doğum sırasında bir bebeğin kafasının çıkabildiğine göre penisinizin de kolayca geçebileceği izah edildikten sonra,  egzersiz sırasında herhangi bir aşamada rahatsızlık hissederseniz bir sonraki aşamaya geçmeyin ve neyin rahatsızlık verdiğini anlamaya çalışın ,  vajinal kasların sıkıştığını hissettiğinde biraz ara verin  önerilerinden sonra aşağıdaki  parmak egzersiz programı  uygulanır. Bu program kendi parmaklarıyla bireysel ve eşinin parmaklarıyla eşli egzersizi şeklinde iki aşamadan oluşur. Bireysel Parmak Egzersizi kadın için en zor olanıdır, fakat bunu bir kez başarırsa, diğer aşmalar daha kolay gelişecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel Parmak Egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Parmak egzersizi öncesi gevşeme egzersizi yapın. Egzersiz boyunca da gevşek olmaya ve gevşekliği korumaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Öncelikle bebek yağını elinize ve vajinanıza sürün. Bir elinizle klitorisinizi bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle göğüslerinizi veya hoşunuza gidecek bir başka bölgenizi okşayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Uyarıldığınızı düşündüğünüzde vajeninize deliğine dokunun. Parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Sulanma olduğunda iyice kayganlaştırılmış serçe parmağınızın ucunu ilk boğuma kadar sulanmış vajeninize sokun. Kendinizi rahat ve gevşemiş hissedene kadar orada tutun ve bekleyin. Daha sonra daire hareketi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Rahatsanız ikinci boğuma kadar sokun. Yine bir süre bekleyin ve daire hareketi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Hala rahatsanız tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın. Hiç rahatsızlık duymayana kadar egzersize devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Aynı egzersizi daha kalın bir parmak olan orta parmakla tekrarlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Aynı egzersizi işaret ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. Daha sonra eşli egzersize geçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşli Parmak Egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir başka bölgesini okşayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Sulanma arttığında işaret parmağınızı ilk boğuma kadar eşinizin vajenine sokun. Eşiniz kendini rahat ve gevşemiş hissedene kadar orada tutun ve bekleyin. Daha sonra daire hareketi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Eşiniz rahatsa ikinci boğuma kadar sokun. Yine bir süre bekleyin ve daire hareketi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Hala rahatsa tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Parmağınızın sıkıldığını hissedin. Eşinizin de parmağınızı sıktığında içinde hissetmesini isteyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Sonra parmağınızı çok yavaşça ileri geri hareket ettirin ve hızınızı eşinizi rahatsız etmeyecek kadar arttırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Daha sonra aynı egzersizi işaret ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. Daha sonra penis egzersize geçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç hafta yapılan parmak egzersizlerinden sonra sınırlı penis girişi egzersizine geçilir. Sınırlı penis girişi egzersizinde kadının tamamen uyarılmış olmasından ve ekstra kayganlaştırıcı kullanıldıktan sonra, onun istediği kadar yavaş ve nazik olarak hareket etmesine imkan veren kadının üstte olduğu pozisyon seçilir. Başlangıçta fazla sert girmeyip penisin vajinasında bulunmasından kaynaklanan duygulara alışması sağlanır. Bu amaçla önce penis başı vajenin içine yerleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırlı Penis Girişi Egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir başka bölgesini okşayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Sulanma arttığında sırt üstü yatın. Eşiniz üste dizleri bedeninizin her iki tarafında olmak üzere diz çökmesini sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Eşiniz rahatsa penis başını biraz aşağı doğru indirerek vajenin girişine yerleştirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Hala rahatsa tamamını penis başını vajene sokun, bekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Herşey yolundaysa eşinizden kalçasını ileri doğru hareket ettirerek penisinizi tamamen içine almasını isteyin ve yine bekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Penisinizin sıkıldığını hissedin. Eşinizin de penisinizi sıktığında içinde hissetmesini isteyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Sonra eşinizden kalça hareketleri ile çok yavaşça ileri geri hareket etmesini isteyin ve eşinize hızını kendini rahatsız etmeyecek kadar arttırması yönünde telkinde bulunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-Daha sonra aynı egzersizi her gün tekrar edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus ve Hipnoz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda vajinismus tedavisinde hipnoz yani hipnoterapi de başarılı sonuçlar vermektedir. Hipnoz bir uyku değildir, aksine bir uyanıklık, farkındalık ve telkin alabilirliğin arttığı derin bir gevşeme durumdur. Bilinç açık olduğu için hipnoza girildiğinde istemediğiniz bir şey size yaptırılamaz. Vajinismusta hipnoz tek başına yeterli değildir. Önemli olan hipnozu hipnoterapiye çevirmektir. Bunun için hipnoz altında verilen telkinler, zihinsel ve imgesel uygulamalar ile endişe, korku ve kaygılar ortadan kaldırılır. Böylece cinsel ilişkinin ağrı ve acı olmadan olabileceğine dair inanç artar. Bu bağlamda; hipnoterapi ile danışanların kendilerinin bile farkında olmayıp bilinç altına attıkları tüm olumsuz düşünceleri bir yerde su yüzüne çıkararak adeta bir "farkındalık durumu" yaratılmakta ve bu sayede korku ve kaygıların azaltılması sağlanmaktadır. Ortalama 6 seans da hipnoz ile değiştirilmiş bilinç hali oluşturulur, var olan zihnin dirençleri ortadan kaldırılır ve bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturulan imgeleme teknikleri ile sonuca varılır. Bilinçdışı olaylar çözülür, şartlı refleks ile cinsel birleşme öncesinde anahtar işaretlerle rahatça kullanabilen gevşeme teknikleri öğretilir, kasılma gevşemeyle yer değiştirilir, cinsel birleşme ile ilgili imajinasyonlar yaşatılır, ruhsal istek ve orgazma ulaşma konusunda çift eğitilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Konular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tedavi mutlaka eşle beraber olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vajinismusun fiziksel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi çifti dipsiz bir kuyuya doğru sürükler, umutlarını kırar, tedaviyi güçleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tedavinin sonlarına doğru eşlerin arası açılmaya başlar ve sık sık kavga etmeye başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hasta çift yaklaşık 10-12 seans sonrasında sağlıklı bir cinsel hayata kavuşabiliyor. Tedavi süresinin uzunluğu ise genellikle 3 hafta ile 3 ay arasında sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vajinismusu mekanik olarak çözmek yetmez. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat sunmak için tedavide iki aşama izlenir. 1. aşamada cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. 2. aşamada ise cinsel ilişkiden zevk alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vajinismuslu hastaların yüzde 10 ile 15 i çok kolay tedavi edilir. Bu hastaların uyuşturucu krem veya pomat sıkılmış su ile oturma banyosu, belli pozisyonlar ve egzersizler ile bir veya iki seansta tedavi olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus Tedavisini Yapacak Olan Hekimde Olması Gerekenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vajinismus konusunda bol vaka tecrübesi olmalı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İlgili, şevkatli ve anlayışlı olmalı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ukala olmamalı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hekim çifti yanında rahat hissettirmeli vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus ve PC Kasları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajina girişinin etrafındaki çok güçlü kaslara, aşk kasları, vajina kasları, pelvik taban kasları ya da PC kas grubu denir. Üreme sistemi ve üriner sistem için kilit rol üstlenmişlerdir. Bu kaslar idrar tutmaya, cinsel birleşmeye, orgazma ve doğum sırasında bebeğin çıkmasına yardımcı olurlar. Bu kaslar üriner açıklığı, vajinayı ve anüsü bir çember gibi çevrelerler ve iskelet sistemine tutunarak, pelvic organları destekleyip tutarlar. Bu kaslar genellikle gevşek değildir. Bu kasların sıkılması cinsel birleşmeye engel olur. Cinsel terapide amaç bu kaslar üzerindeki bilinçli kontrolün öğrenilmesi ve koşullanmış refleksi sistematik olarak değiştirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismusta Koruyucu Tedavi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismus ülkemizde batılı toplumlara göre daha yaygın bir sorundur. Ama çiftlerin  evlilik öncesi cinsel danışmanlık  hizmeti almaları koruyucu tedavide çok önemlidir. Evlilik öncesi cinsel danışmanlık için cinsel terapiste giden çiftlerde yukarıdaki tüm etmenler olsa da vajinismus olmaz. Korunmanın tek çaresi de budur. Ayrıca ergenlik dönemine girmeden genç kızlarımızın  ergenlik öncesi cinsel danışmanlık  hizmetlerinden faydalanmalarını da öneriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismusta Hatalı ve Yanlış Tedaviler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda ayrıntılı olarak anlattığım, vajinadaki istem dışı kasılmaların aşamalı egzersizlerle ortadan kaldırılması ve rahatsızlığa yol açan psikolojik etkenlerin çözümlenmesi üzerine kurulu tedavi yaklaşımının yanında, tedavi adına yapılan hatalı uygulamalar da sıktır. Hatta absürdlük düzeyine vardığını düşündüğüm bazıları ise daha da kötü travmalara yol açabiliyor. İşte birkaç örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Hymenektomi yani kızlık zarının ameliyatla alınması: Vajinismusun kızlık zarıyla bir ilişkisi yoktur. Kızlık zarının alınması var olan sorunu çözmez. Fakat meslek hayatım boyunca bir kez karşılaştığım ve çok nadir görülen bir durum olan kızlık zarının kalın olması gibi zar anormalliğine bağlı ağrı, acı veya kanama nedeniyle vajinismus gelişmiş ise, cerrahi bir yöntemle bu zarın kesilmesi yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Genel anestezi altında cinsel birleşme: Bilindiği üzere genel anestezi sırasında vajinal kaslar gevşediğinden cinsel birleşmeye olanak vermeyen vajinal kasılmalar olmaz ve ilişki gerçekleştirilebilir. Ancak bu durum çözüm olmaz ve sonraki cinsel birleşmelerde aynı sorun yaşanır. Ayrıca çiftlerden birinin uyuşturulması, kendini bilmeden ilişkiye zorlanması, tıp etiğine, ahlaki yapımıza ve hatta çağdaş insana yakışmayan bir durumdur. Çünkü sevişmede ve cinsel ilişkide karşılıklı haz esasken bu durum bir nevi tecavüzdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Vajinaya botoks uygulanması: Vajina ve çevresine kontrollü botoks enjeksiyonu yapılarak kasılmanın önüne geçilebildiğinin iddia edildiği bu tedavi yöntemi henüz gelişim aşamasındadır. Botoks vajina kaslarını geçici olarak felç eder ve böylelikle cinsel birleşme sağlanabilir. Ama kadının ağrıyacak, acıyacak, kanayacak vb. korkuları, cinsel birleşmeye karşı bilinçdışı direnci, geçmiş travmalarının etkileri olduğu gibi kalır. Bu durumda botoksun felç edici etkisine rağmen vajinismus devam edebilir veya botoks geçici olarak işe yarasa bile etkisi geçtiğinde vajinismus tekrar ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Lokal uyuşturucu kremler ve pomadların ilişki öncesi vajinaya sürülerek kullanılması: Kadınların bilinçdışı korkularını ortadan kaldırmadığı için yararsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Kadının cinsel ilişki öncesi alkol alması: Alkolün hafif alınması vajinismusa yol açan faktörleri ortadan kaldırmadığından ve fazla alınması ise sarhoşluk yaparak kişinin bilincini kaybetmesine yol açtığından yararsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Cinsel ilişki öncesi sakinleştirici ve kas gevşetici ilaçların birlikte kullanılması: Bu tür ilaçlar yararsızdır ve üstelik bazıları cinsel isteği azalttığı için cinsel ilişiki öncesi alınmaları normalde de tavsiye edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-İlişki öncesi vajinaya buhar tutulması, sıcak su banyosu, lokal uyuşturucu krem veya pomat, ağrı kesici, sakinleştirici ve sıkıntı giderici ilaçların birlikte kullanımı: Sadece cinsel birleşme korkusu yaşayan ve vajinal kasılmaları olmayan kişilerde bazen işe yarayan veya geçici çözüm olabilen bu yöntem vajinismusta yararsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Muayenehanede Gerdek: Vajinusmusun Türkiye de pek çok evliliğin sona ermesine neden oldu ve maalesef bu konu çok istismar edildi. Hastalara iyileşeceksiniz denilerek olmadık şeyler önerilemez. Cinsel eğitim,cinsel danışmanlık ve cinsel sorunların tedavisi alanında çalışan farklı disiplinlerden gelen profesyonelleri bir arada tutmayı ilke edinmiş CİNSEL Tıp Enstitüsü olarak amaçlarımızdan biri de cinsel tedavilerin etik ilkelerinin oluşturulması ve istismarın önlenmesidir. Cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerin yaptıkları mesleki uygulamaları için standartlar öneriyoruz, cinsel terapistin ve hastanın haklarını korumayı amaçlıyoruz. Çünkü etik kurallar, cinsel eğitim, danışmanlık, cinsel terapi ve cinsellik araştırma koşulları için gereklidir. Tüm üyelerimizden ve cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerden etik kurallara her zaman uymalarını istiyor ve bekliyoruz. Bu nedenle tek seansta, kadına sakinleştirici, kas gevşetici ve ağrı giderici ilaçlar, kayganlaştırıcı ve lokal uyuşturucu kremler ve pomadlar verdikten sonra, hekimin telkinlerle çifti kendi muayenesinde, hatta gözetimi altında cinsel ilişkiye zorlaması başkanlığını yaptığım CİNSEL Tıp Enstitüsü tarafından Türk örf ve adetlerine uygun bulunmadığı ve tıbbi etik ihlal edildiği için kınanmış bir tedavidir. Avrupa Birliği nin bazı ülkelerinde ve ABD de doktorun gözü önünde cinsel ilişkiye girme ve sorunları yerinde tespit ederek çözmeyi içeren tedavileri uygulayan özel merkezler var, ama batı ile bir kültür ve anlayış farkımız var. Burası Türkiye. Türk hekimleri olarak kendi toplumsal yapımıza, örf ve adetlerimize uygun tedavi yöntemlerini tercih etmeliyiz. Aksi durumlarda tedaviye muhtaç insanlarımız, cinsel sağlık bilimi ve bu tedavileri uygulayan profesyoneller zarar görebilir. Çünkü Cinsel Haklar Bildirgesi ne göre; cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan mahremiyet, duygusal ifade gibi temel insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsel haklar özgürlüğe, onura ve her bir insanoğlunun eşitliğine dayalı evrensel insan haklarıdır. Cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve toplumlar tarafından savunulmalıdır. Cinsel sağlık bilimi bu cinsel hakların tanındığı, saygı duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür. Her çeşit cinsel zorlama ve istismar cinsel özgürlüğün dışındadır. Cinsel mahremiyet hakkı, başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece cinsel yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkını içerir. Son olarak cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve bütün sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini ifade eden bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı asla muayenehanede cinsel ilişkiye teşvik olarak değerlendirilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Tek Seanslık Tedaviler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinismusta çiftler bu sorunu çözmeye tam olarak hazırsa, erken bir başvuru varsa ve derinlerde yatan ciddi bir patoloji yoksa, sorun  cinsel bilgilendirme ve danışma  ile kolaylıkla çözülebilir. Ama tek seanslık bir tedavide sorunu çözmek adına kadınlara kas gevşetici ve ağrı kesici ilaçlar, lokal uyuşturucu kremler verme, sıcak suda oturtma, vajene buhar tutma kadının var olan korkularını daha da arttırır. Çünkü kadının  çok ağrıyacak, canım yanacak, çok kanayacak, zar patlayacak, zar yırtılacak  vb. korkularına,  evet ağrıyacak ama biz ağrımaması için gerekli ilaçları size verdik  türünden telkin edici yaklaşımlar çok doğru değildir, hastayı üzmek ve korkutmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu nedenle tek seanslık tedavileri tavsiye etmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel Terapist Helen Singer KAPLAN ın  Resimli Cinsel Tedavi Kılavuzu  adlı kitabının ikinci baskısında vajinismusun tedavisi aşağıda anlatılmıştır: "Tedavi temel olarak koşullandırılmış vajinal tepkinin ortadan kaldırılmasından oluşur. Bu işlem, gevşemiş ve sakin koşullar altında, vajinal girişe kademeli olarak boyutu büyüyen nesnelerin yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir. Hasta, fallus boyutunda bir nesneyi tolere edebildiğinde tedavi olmuş demektir. Bu inanılmaz derecede basit tedavi planı birçok vajinismik kadının vajinalarını kapatan basit koşullandırılmış bir refleks göstermemesidir. Bu kadınlar genellikle aynı zamanda cinsel ilişki ve penetrasyon konusunda fobiktir. Tedavinin koşullandırmanın giderilmesi bölümü başlamadan önce fobik kaçınmanın ortadan kaldırılması gerekir. Fobik olarak cinsel ilişkiden kaçınma halinin yönetilmesi için çeşitli teknikler vardır. Bunlar, mantıksız korkunun altında yatan bilinçsiz unsurların analitik bir şekilde yorumlanması, destek ve güven tazelemesi ve  korku duyguları ile baş başa kalmak konusunda  cesaretlendirme ve bu duygulara karşın penetrasyon girişiminde bulunma; ve sistematik olarak hassasiyetin giderilmesi ve hipnoz gibi davranışsal tekniklerdir. Genellikle analitik ve destekleyici yöntemlerin bir bileşimini uygularım. Vajinismusun oluşmasına neden olan orijinal kaynağı veya travmayı araştırmaya çalışır ve buna verilen duygusal tepkiyi ele alırım. Hızlı bir şekilde bu oluşumun ötesine geçerim ve sorunun burada ve şimdi görülen yıkıcı etkilerini incelerim ve hastanın bunun üstesinden gelmek amaçlı yapıcı ve rasyonel çabalarını desteklerim. Bununla birlikte, başkaları daha keskin davranışsal yaklaşımlar kullanmışlardır ve bunlar iyi sonuçlar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İn   vivo hassasiyet giderme veya penetrasyon yalnızca kadının vajinal penetrasyon konusundaki fobik kaçınması ortadan kaldırıldıktan ve cinsel ilişki ile ilgili karmaşıklıkları, prosedür hakkında nispeten çatışmasız hale gelmesini sağlayacak kadar çözüldükten sonra başlatılmalıdır. Klinisyenler koşullandırmanın giderilmesi amacıyla vajinaya sokulacak çeşitli nesneler kullanırlar. Bazıları kademeli cam kateterlerin kullanımını önerirken diğerleri kauçuk, başkaları da tampon kullanmaktadır. Nesnenin doğasının ne olduğu koşullandırma amacı açısından önemli değildir. Ben, hastalar için duygusal olarak en kabul edilebilir yöntem olduğunu gördüğümden ve suni nesnelere göre terapatik dirençleri mobilize etmesi daha az muhtemel olduğundan, hastanın ve kocasının parmağını kullanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prosedür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaya yalnız başınayken bir ayna kullanarak vajinal girişini gözlemlemesi söylenir. İşaret parmağını vajinal girişe koyması ve parmak ucunun vajinal girişe sokulmasının ne hissettirdiğini görmesi istenir. Bu duygular ve bunların anlamları daha sonraki terapi seansında güven tazeleyici bir biçimde araştırılır. Buna ek olarak, hastanın bu süre içerisinde sahip olduğu herhangi bir hayal ve fantezi sıklıkla bilinçsiz güçlerin ortaya çıkartılmasında ve çözülmesinde yardımcı olur, bunlar bazı durumlarda koşullandırılmış refleksin ortadan kaldırılmasına hizmet eder. Hasta parmak ucunu sokabildiğinde, bir sonraki sefere tüm parmağını sokması söylenir. Daha sonra iki parmağını. Bazı durumlarda daha sonra kaplamasını çıkarmadan bir tamponu vajinal girişine sokması ve saatler boyunca tamamen rahatsız hissedinceye dek onu orada bırakması söylenir. Terapist koşullandırmanın giderilmesi işlemini hastayı, vajinasına bir nesne soktuğunda rahatsız edici bir anksiyete ve sıkılık hissedebileceği ancak acı hissetmeyeceği yolunda uyararak kolaylaştırabilir. Ancak ne anksiyete ne de gerginlik artacaktır. Aksine, bu duygulara bir süre tolerans gösterebilmesi halinde, bu duygular kaybolacak ve kısa zamanda penetrasyon sırasında mükemmel şekilde rahat olacaktır. Kadın parmaklarının ve / veya tamponun girişine rahat bir şekilde tolerans gösterebildikten sonra, koca prosedüre dahil edilir. Kocadan karısının vajinal açıklığını tam ışıkta incelemesi istenir. Daha sonra kadının kendi üzerinde daha önce gerçekleştirmiş olduğu prosedürü koca gerçekleştirir. Önce parmak ucunu vajinal girişine sokar. Daha sonra, kadın elini kontrol eder ve yol gösterirken, koca tüm parmağını vajinaya sokar. Başlangıçta parmağı vajina içerisinde hareketsiz tutar. Daha sonra nazikçe içeri dışarı hareket ettirir. Bunu iki parmakla yapar. Tüm bu süre içerisinde kadına penisle penetrasyon için bir girişimde bulunulmayacağının garantisi verilir. Kocanın vajinal oyun sırasında uyarılması halinde, çifte, erkeğin ekstravajinal olarak orgazm olmasını sağlayacak cinsel faaliyetlerde bulunmaları söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk penis penetrasyonu önemlidir. Çift bu konuda önceden anlaşır. Koca erekte olmuş penisini kayganlaştırır ve kadın kendisine kılavuzluk ederken penetrasyon gerçekleşir. Koca penisini vajina içerisinde birkaç dakika boyunca hareketsiz tutar, daha sonra geri çeker. Çift bu zamanda ekstravajinal cinsel oyunları tercih edebilir veya etmeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk penetrasyon sonrasında, nazik ileri geri hareket ve daha sonra erkeğe doğru ileri geri hareket gerçekleştirilir ve genellikle bunun ardından hızlı bir şekilde orgazm gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reaksiyonlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kadınlar için hassasiyetin giderilmesi nispeten kolay bir prosedürken diğerleri son derece kaygılı olurlar. Anksiyete genellikle beklenir, genelde penis penetrasyonundan hemen önce görülür. Penetrasyon gerçekleştikten sonra, genelde anksiyetede önemli bir azalma olur. Spastik vajinal tepki koşullandırmasının giderilmesi yoluyla gerçekleştirilen tedavinin olumlu sonucu evrenseldir, ancak çiftin tedavi sürecini tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, çiftin penetrasyonun mümkün hale gelmesi sonrasındaki cinsel fonksiyonları açısından, sonuçlar büyük değişiklikler göstermektedir. Birçok vajinismik kadının genellikle oldukça tepkisel ve aynı zamanda klitoral uyarı ile kolayca orgazma ulaşabilir olması bir sürpriz olarak ortaya çıkmaktadır. Birçok kadın bu iyi tepkiye ilişkiye girebildikten sonra da devam eder. Hatta bazıları hızlı bir şekilde cinsel birleşme ile orgazm olabilmektedir. Bunlar için tedavi sona erdirilebilir. Diğer durumlarda, vajinismusun başarılı tedavisi kadında başka cinsel sorunların ve/veya kocada ereksiyon ve/veya boşalma bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Durum buysa, çift iyi bir cinsel fonksiyon yaşamadan önce başka tedavilere ihtiyaç duyulur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaginismus Hakkında Bilinmeyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz.  Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu?  sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip  aseksüel  olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80 i ve eşlerinin yüzde 90 ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismuslu kadınların yüzde 57 si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15 i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28 i tepkisiz olarak değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen "neden hala çocuk yapmıyorsunuz?" şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak; vajinismus hastalarına önerim:  Yalnızca tedaviye başlamayı isteyin. Bir cinsel tedavi merkezine başvurmakla tedavideki çok önemli bir basamağı aşmış olacaksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-170852925571718723?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/170852925571718723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/vajinismus-hastaligi-nedir-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/170852925571718723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/170852925571718723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/vajinismus-hastaligi-nedir-belirtileri.html' title='Vajinismus Hastalığı Nedir Belirtileri Tedavisi Egzersizleri'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1739322582516562204</id><published>2009-12-09T23:17:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T23:17:21.526+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Cinsel Gücü Arttiran Yiyecekler Bitkiler Gidalar Besinler</title><content type='html'>Bazı beslenme unsurlarının özellikle düzenli kullanımına dikkat edildiğinde kişinin cinsel performansını artırması ve cinsel isteği de kamçılaması mümkün. Cinsel istek vücuttaki bazı biyokimyasal etkileşimler sonucunda ortaya çıkar ve son derece karmaşık bir mekanizmadır. Sadece cinsellik için değil, damar, kalp ve sinir sistemleri için de faydalı olan diyet ve yaşam tarzları performans kaybını önlüyor, hatta iyileştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Kadın ve erkek ayrımı var mı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Cinsiyet ayrımı yok. İlginç bir şekilde kadında da, erkekte de cinsel dürtüleri uyaran, testosteron, yani erkeklik hormonu olarak bildiğimiz maddedir. Bu nedenle gerçek anlamda bir maddenin afrodizyak olabilmesi için kadında ve erkekte aynı mekanizma üzerinden etki göstermesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Vitaminler performansı etkiler mi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;E vitamininin antioksidan özelliği penis içerisindeki dokuların özelliklerini ve damar sistemini koruduğu için faydalı olabiliyor. Aynı zamanda erkeğin testis fonksiyonlarında da iyileşmelere yol açabiliyor. B vitamini, özellikle diyabetik olan bireylerde diyabetik şikâyetler ortaya çıkmadan önce kullanılması gereken bir vitamin. Sinirlerin şeker hastalığından en az zarar görmesini ve kendini yenileme kapasitelerini iyileştiriyor. Selenyum da sperm hareketlerini ve kalitesini artırmak için öneriliyor. Çinko da hem ereksiyon hem de sperm üretimindeki basamaklarda görev alan bir mineral.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkol cinsel gücü artırır mı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İnsanlar, alkol aldıklarında rahatladıklarını, cinselliğe daha iyi yaklaştıklarını düşünürler. Bu doğrudur, ancak alkolün enerjisi çok yüksektir. Vücutta gereğinden fazla enerji olduğu zaman bu yağa çevrilir. Dolayısıyla yağlanma ve damar tıkanıklığı hızlanıyor. Alkol, içeriği nedeniyle damarlarda genişleme yapıyor. Vücuttaki uç damarlar (eller, ayaklar, yüz gibi) genişlediği için ereksiyon sırasında penise giden kan miktarında azalma olur. Alkol de belli dozlarda alınmalı. Fazla yağ damarları tıkadığı için sorun. Az yağ ise hormon dengesini bozuyor. Kansızlık özellikle kadınlarda hormonal dengeyi bozuyor ve cinsel uyarı için, genital bölgeye kan gidişini azaltıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bisiklet kullanan dikkatli olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsellikte egzersizin rolü nedir..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Spor kendine güveni sağlıyor ama aşırıya kaçıldığında ciddi sorunlar oluyor. Diyelim ki günde 5 km koşuyorsunuz. Vücudunuz bunu algılıyor ve özellikle bacaklarınıza, ciğerlerinize giden damarlarınızı genişletiyor. Bu sefer hem erkek hem kadında genital bölgeye giden kan azalıyor. Bu da cinsel anlamda sorun. Doğa bisikleti kullananların koruyucu ekipmanları olmalı. Erkeklerde penise giden damarların çoğu sele bölgesindedir. Bisiklete binmeyle bu damarlarda hasar oluşur. Cinsellikte en ideal sporlar yüzme ve tempolu yürüyüştür. Hafif ağırlık kaldırma egzersizleri de iyi. Düzenli egzersizle kalp konusunda sorun yaşamayanlar da ileri yaşlara kadar cinsel performanslarını sürdürebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;İşte performans artırıcılar..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;İstiridye: &lt;/b&gt;Birçok edebi eserde afrodizyak olarak bahsedilen istiridye üzerine İtalyan ve Amerikalı bilim adamları çeşitli araştırmalar yapmış. Bu araştırmalara göre; içerdiği bazı aminoasitlerin cinselliği sağlayan hormonları tetiklediği görülmüşse de, bu etkinin oluşması için gerekli miktar ve zaman kısa süreli kullanımda böyle bir etkinin görülmesini mümkün kılmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Şampanya:&lt;/b&gt; Özel bir afrodizyak etkisi yoktur. Düşük dozdaki alkol kişilerin üzerlerindeki baskıyı atmalarını ve daha rahat hissetmelerini sağlar. Fazla kullanıldığında ise cinsel performansta bozulmalar görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Havyar: &lt;/b&gt;Yüzyıllardır afrodizyak olarak kullanılmaktadır. İçerdiği çinko miktarı nedeniyle erkeklik hormonlarının yapımını artırıyor. Çinkonun aynı zamanda sperm kalitesini de artırdığı belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çikolata: &lt;/b&gt;İçerdiği seratonin ve daha da önemlisi fenetilamin maddeleri nedeniyle hafif cinsel istek arttırıcı etkiye sahiptir. Afrodizyak özelliklerinin açıklanabilir bilimsel yönleri olsa da, yenilirken yaşanan haz, etkinin daha fazla olmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ginseng: &lt;/b&gt;Geleneksel Çin ve Güney Amerika tıbbında cinsel gücü artırmak üzere kullanılan bir köktür. Bir araştırma ginsengin cinsel isteği ve birleşme kapasitesini artırdığını ortaya koymuştur. Bu etkilerini sinir sistemi ve yumurtalıklar üzerinden gösterirken penis bölgesine gelen kan damarlarını da etkileyerek erkeklerdeki ereksiyon kalitesini de artırabilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1739322582516562204?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1739322582516562204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-gucu-arttiran-yiyecekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1739322582516562204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1739322582516562204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-gucu-arttiran-yiyecekler.html' title='Cinsel Gücü Arttiran Yiyecekler Bitkiler Gidalar Besinler'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-9010256777291550887</id><published>2009-12-09T23:14:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T23:14:35.928+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Erken Boşalmanın Tedavi Yöntemi ve Teknikleri Nelerdir</title><content type='html'>Yüzyılımızın başında dünyanın en önde gelen cinsel bilimcisi olan Havelock ELLIS in yaşamı boyunca erken boşalma sorunundan kurtulamadığını bilirsek, tedavinin ne denli anlamlı bir süreç olduğunu da görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin boşalmayı kontrol etmeleri tıpkı bisiklete binmek gibidir, öğrenene kadar sıkıntı çekerler ama bir kez öğrendiler mi bir daha unutmazlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu belirsiz ve zaman sınırlaması olmayan bir cinsel aktiviteye erkekler yönlendirilmelidir. Böylece çiftler arasındaki yakınlık en yüksek düzeye çıkar ve bu yakınlık süreklilik kazanır. Örneğin buz pateniyle dans ederken, buz pistini sınırlayan hiçbir başlangıç ve varılacak son nokta veya bir işaret yoktur. Çiftler özgürce dans ederler. Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken bedenimizin serbestçe hareket &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;etmesine olanak tanırsak, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşir. Aksi taktirde  nasıl cinsel birleşme olmalıdır  kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket edersek, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır. Boşalma bir ateşleme mekanizmasıdır. Ateşleme başladığı zaman hiç kimse hiçbir onu durduramaz, bastıramaz, geciktiremez, denetim altında tutamaz. Yapılması gereken şey, ateşlenme noktasına gelmeden sistemi yavaşlatmak, durdurmak veya kontrol altına almaktır. Bu nedenle erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaştırmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğretmek esas olmalıdır. Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olması için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken  sabırsız  olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamaktır. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına ulaşmamak için heyecan düzeyimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Bu durum üzerinde şelale bulunan bir ırmakta kayıkta kürek çeken bir kişiye benzetilebilir. Tecrübeli kayıkçı ırmağın durgun sularında kalır, şelaleye fazla yaklaşmaz. Tecrübesiz kayıkçı şelaleye fazla yaklaşırsa kayığın üzerindeki kontrolünü tamamıyla yitirebilir. Eğer kayıkçı şelaleyi aşmayı amaçlamıyorsa yani henüz boşalıp orgazm olmak istemiyorsa, deneyimleri ona, ırmağın durgun sularında kalmayı yani heyecan seviyesini kontrol etmeyi öğretecektir. Bu yöntemin, heyecan seviyesini kontrol etme yeteneğini ortaya çıkarıp geliştirebilmek için cinsel aktivitenin yeterince uzatılmasına olanak tanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Tedavide;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;- Sebebin açığa çıkarılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Endişelerin giderilmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel birliktelikte birden fazla ilişki sayısı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ilişki öncesi mastürbasyon yapılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erkeklerin boşalma olmaksızın en az bir saat süreyle sevişmeye motive edildiği carezza yöntemi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Soluk almanın kontrol edilmesi esasına dayanan pranayama tekniği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Lokal anestezikli kremlerin penis başına sürülmesi bazen işe yarayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;BOŞALMAYI GECİKTİREN CİNSEL POZİSYONLARI KULLANMA..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine etkisi vardır. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme pozisyonu (misyoner pozisyonu) boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon değildir. Erkeğin daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor harcamadığı kadını kucağına aldığı veya sırt üstü yerde yattığı pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol edebilir. Ayrıca bu pozisyonlarda kadınlar daha hızlı ve rahat orgazma ulaşabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;ÇİN TEKNİĞİ..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eski çağda Çinli erkekler tarafından bulunan bir yöntemdir. Erkek boşalacağını anladığı zaman sol elin baş ve orta parmaklarıyla, testis ve anüs arasında kalan bölgeye derince bastırır. Bu arada nefesini ona kadar sayarak tutar ve verir. Bir iki kez tekrarlandığında bu yöntemle boşalma ertelenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;DÜŞÜNCELERİ KULLANMA..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Zamansız bir boşalmayı engellemek için o an başka şeyler düşünmeye çalışılmasıdır. Örneğin ona kadar sayın, o gün kahvaltıda ne yediğinizi düşünün ya da günlerden hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın. Fakat şunu da eklemek doğru olur: Boşalmayı geciktirmek için düşünceleri başka konulara yöneltmek ve tamamıyla önemsiz şeylerle yormak, erkeğin cinsel gücü üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinden pek tavsiye edilmez. Çünkü cinsel ilişki sırasında başka şeyler düşünmek, gerektiği anda boşalmanın oluşmasını da engelleyebilir ve zamanla iktidarsızlık da ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki yöntemler denenmesine rağmen erken boşalma eşlerin biri veya her ikisi için dayanılmaz bir cinsel sorun halini gelirse aşağıdaki tedavi seçeneklerine geçilmelidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;CİNSEL TERAPİ..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Cinsel terapiler; bir cinsel terapistin kontrolünde eşlerin birlikte yerine getirebileceği uygulamalardır. Bu uygulamalar eşlere tarif edilerek  ev ödevi  şeklinde yapmaları istenir. En sık olarak  sıkma tekniği  ve  dur-başla tekniği  kullanılır. Bazı vakalarda erken boşalma derinlerdeki bir ruhsal çatışmadan veya depresyondan kaynaklanıyor olabilir. Bunların açığa çıkarılması,  psikoterapi  uygulanması veya depresyonun tedavisi erken boşalmayı ortadan kaldırabilir. Cinsel terapi ile tedavinin erken boşalmada başarı oranı çok ama çok yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel terapide danışanlara, temel hedefi, erkeği heyecanını kontrol etmeyi öğrenmeye yönlendirmek olan 12 haftada toplam 24 saatlik  cinsel heyecan üzerinde istemli kontrol kazanma  eğitim programında aşağıdaki tavsiyelerde bulunulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Partnerinizle birbirinize önce cinsel olmayan beden masajı yapın. Daha sonra cinsel masaj yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ön sevişme, cinsel birleşme yada kendi kendini uyarma gibi istediğiniz cinsel aktiviteyi yapmakla başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ön sevişmeyi uzun tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinselliğin bir başlangıcı, ortası veya sonu olduğu düşüncesinden uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yavaşça soluk alıp verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ruhunuzu kemiren  telaş  duygusunu tamamıyla dağıtın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öpüşme ve sevişme gibi cinsel aktivitelerin ve hareketlerinizin yavaş olmasına çok dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aşırı heyecanlandığında kontrolünü yitirmemek için gerektiğinde sakinleşene kadar bekleyin ya da yavaşlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yavaşladığınızda veya durduğunuzda derin soluklar alın, gevşeyin, sakinleşene kadar bekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rahatlayıp gevşedikten ve sakinleştikten sonra, daha fazla yavaş olmaya özen göstererek yeniden cinsel aktiviteye başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevişme pozisyonu, cinsel uyarım şekli, bedenlerin birbirine dokunuş şekli, sevişme deviniminin ritmi gibi uyguladığınız hareketleri değiştirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bedeninizi partnerinizle uyum içinde hareket ettirmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdiye yoğunlaşın ve o anı duyumsayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Duyumsadığınız cinsel heyecanın tamamıyla kontrolünüz altında olduğuna eminseniz, hızınızı kademeli olarak yavaşça arttırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eğer yeniden çok fazla heyecanlandığınızı hissederseniz, tereddüt etmeden durun. Gerektiğinde durup yeniden başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiç durmanızı gerektirmeyecek bir hız yakalamaya çalışın. Ama dönüşü olmayan boşalma noktasına yaklaştığınızı hissettiğiniz anda durmaktan kaçınmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durmayı öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken  sabırsız  olmayın. Çünkü zamanla sezgilerinizle bunu otomatik olarak yapmaya başlayacaksınız. Örneğin futbol maçında her atakta bir gol atılsa, bu durum, ne denli eğlenceli ve heyecan verici olurdu ki? Benzer bir şekilde cinsel deneyimlerimizi de kusursuz bir şekilde kontrol edebilseydik, cinsellik, var olan bütün doğallığını ve heyecanını yitirirdi. Kontrol hiçbir zaman kusursuz olmayacaktır. Unutmayın cinsel heyecanı kontrol etme becerisi bir sanattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına ulaşmamak için heyecan düzeyimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uygulama becerisini ise; duygularınızı bastırarak, engelleyerek veya göz ardı ederek değil, tam tersine duygularınızın farkına vararak kazanacaksınız. Çünkü duygularınızı göz ardı etmek veya fethetmeye kalkışmak, insanın kendini kontrol etme yeteneğini ve özgürlüğünü yok edebilir. Aksine cinsel aktivitelerin ortaya çıkardığı güzel duyguları ve cinsel hazzı ne denli içimizde hissedersek, kendimizi o denli kontrol edebiliriz. Ne zaman yavaşlayıp ne zaman da hızlanacağımızı daha iyi anlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte, bir erkek, boşalmayı kontrol etmeyi yüksek bir uyarım düzeyinde öğrenmeye kalkışırsa, yaşadığı deneyimin boşalma ile yarıda kalması tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Çünkü her erkek boşalmanın olduğu kaçınılmazlık noktasında duygularını kontrol edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel heyecan üzerinde istemli kontrol kazanma eğitim programıyla eşler; kendilerini kontrol etme becerilerini arttırabilir, birbirlerinin cinselliklerini keşfedebilir, cinsel tepkilerini öğrenebilir, eğlenebilir, gerginliklerini hafifletebilir, cinsel yaşamlarına ayrı bir tat katabilir, birbirlerini kızdırıp şaşırtabilir, güven kazanabilir ya da aralarındaki yakınlığı ve iletişimi arttırabilirler. Ayrıca erkeklerin fiziksel ve zihinsel duyumlara duyarlılığı azalır ve boşalma refleksinin gerçekleştiği eşik düzeyi yükselir. Böylece boşalmanın gerçekleşmesi için çok daha fazla cinsel uyarıma gereksinim olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;İLAÇ TEDAVİSİ..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen doktorunuz ile temasa geçiniz. Kullanılan ilaç gurupları aşağıda kısaca verilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dapoxietin ( Henüz çalışmaları devam ediyor, piyasada yok. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Boşalma süresini iyileştiren fluoxetine, sertaline, clomipramine vb. ilaçlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anksiyete giderici ilaçlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bitkisel karışımlı afrodizyaklar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Lokal uyuşturucu krem veya losyonlar vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;ÖNERİLER..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu egzersizler veya tedaviler sonucunda boşalmada yeteri kadar geciktirme sağlanınca,  ben iyileştim ön yargısı  ile hareket etmek doğru değildir. Israrla vurguladığımız gibi erken boşalma bir hastalık olmadığına göre, boşalmanın geciktirilmesi, bir hastalıktan kurtuluş değildir. Böyle bir yargı, ardından gelen cinsel ilişkilerde öğrenilenlerin ihmal edilmesiyle heyecanın artmasına ve sorunun tekrarlamasına yol açabilir. Aslında en doğru olanı, erkeklerin boşalma kontrolü sağlamayı öğrenmesi ve bu tecrübelerini her cinsel ilişkide kullanmaya çalışmasıdır. Ayrıca erken boşalmayı önlemek için aşağıdaki önerilere de kulak asılmasında fayda vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Açık havada dolaşın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Heyecanlardan ve önyargılardan uzaklaşın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sık banyo yapın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sinir sistemini dinlendirici ortamlarda bulunun,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hafif alkol alın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her erkeğin bazen erken boşalabileceğini unutmayın, bu normaldir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erken boşaldığınızda her şeyi yitirdiğinizi düşünmeyin, önemli olanın partnerinizle birlikte olmak olduğunu ve her ikinizin de hoşuna giden bir şeyler yapabileceğinizi düşünün,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eşinize karşı daima sağlıklı ve uyumlu düşünceler besleyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel birleşim öncesi aşk oyunlarını ciddiye alın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çift olarak birlikte orgazm olmayı arzulayın, bunun için daha önce bir işaret kararlaştırın ve zamanı gelince bu işaretten yararlanın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Psikoterapik yardım almaktan çekinmeyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel ilişkide kendinizi kanıtlamak zorunda hissetmeyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aşk kaslarınızı kasıp gevşeterek boşalmanızı geciktirebilirsiniz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Herkesin cinsel sorunlar yaşayabileceğini unutmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sık sık çiş yapın ve çiş yaparken kendinizi tutup bırakın, böylece aşk kaslarınızı kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erkeklerin penisin baş kısmı ve çevresinin uyarılmasıyla büyük heyecan duyduğunu unutmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendinizi yetersiz veya suçlu hissetmekte aceleci olmayın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yavaşça giriş yapın, penisi olanaklı olduğu kadar derine yerleştirin, hafif hareketlerle devam edin, fazla uyarıldığınızı duyumsadığınızda gidip gelme hareketlerini hemen durdurun, penisinizin başı içeride kalacak şekilde hızla geri çekin, sakinleşene kadar derin derin nefes alıp bekleyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cinsel ilişki sırasında hareketlerinize zaman zaman ara verin, heyecanınızı yatıştırabilmek için dinlenin ve dinlenirken duyguları alevlenen ve sabırsız duruma gelen partnerinizi okşayarak ve klitorisiyle oynayarak uyarmayı ihmal etmeyin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her gece yatmadan önce, kendinizi kontrol ettiğiniz uzun bir cinsel birleşmenin hayalini kurun. Yapacağınız bu  fantezi modellemesi , boşalmanın geciktirilmesini önceden planlamanızı kolaylaştıracaktır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erkeklerin ilk birleşmede boşalma süresi daha kısadır ikincisinde daha geç boşalırlar. Bu nedenle ilk birleşmede ön sevişme zamanını uzun tutun ve partnerinizin yeterince uyarılmasını sağlayın. İkincisin de ise partneriniz sizi daha çok uyarsın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eşinizle sorunlarınızı konuşun ve kesinlikle iletişim eksikliği gelişmesine izin vermeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken veya geç olmasın, vaktinde olsun vuslat diyelim ve Cinsel Terapist Dr.Helen Singer KAPLAN ın  Resimli Cinsel Tedavi Kılavuzu  adlı kitabının ikinci baskısında erken boşalmanın tedavi stratejileri konusundaki düşüncelerine bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başarılı tedavi hastanın orgazm öncesindeki hisleri açık bir şekilde algılamasında artış sağlanmasından meydana gelir. Bu işlem, sakin koşullar altında, erkeğin karısının yanında ve katılımı ile yapılmalıdır. Erken boşalmanın tedavisinde başarılı olduğu kanıtlanan iki yöntem vardır ve bunların her ikisinin de aynı eylem mekanizması ile, yani heteroseksüel durumda boşalma öncesi bilincin güçlendirilmesi ile yönetildiği görülmektedir. Bunlardan ilki Masters ve Johnson ın  sıkıştırma  yöntemidir ve ikincisi de  durma   başlama  tekniğidir. Bu teknik James Semans tarafından bulunmuştur ve Cornell Clinic tarafından cinsel tedavi içerisinde kullanım için adapte edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;DURMA - BAŞLAMA.. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Başlangıçta hasta karısı tarafından elle uyarılırken kontrol uygular. Çifte, erkek iyi bir ereksiyona sahip oluncaya dek her zaman olduğu gibi sevişmeleri söylenir. Daha sonra erkek sırt üstü yatar, gözlerini kapatır ve karısı ona mastürbasyon yapar. Dikkatini erotik hisleri üzerinde keskin bir şekilde tutması söylenir. Orgazmın yaklaştığını hissettiğinde karısından durmasını ister. Birkaç saniye içerisinde, boşalma isteği yok olacaktır, bu durumda karısından kendisini yeniden uyarmasını ister. Yine boşalmadan kısa bir süre önce durur. Bu işlem dört kez tekrarlanır. Dördüncü denemede hasta boşalır. Hastanın herhangi bir şeyin dikkatini dağıtmasına izin vermesi yasaklanır. Fantezi ile takıntının uzaklaştırılmasının vurgulandığı iktidarsızlık ve geç boşalmanın aksine, hasta yöneldiği şey üzerindeki dikkatini dağıtmaktan kaçınmalıdır. Tedavinin amacı heyecanın yükselmesi deneyimine yakın kalması ve yaklaşan orgazmın işaretlerini öğrenmesidir. İki başarılı deneme sonrasında, çift aynı prosedürü, bu kez kayganlaştırıcı olarak vazelin kullanmak suretiyle gerçekleştirir. Bu son derece tahrik edicidir ve vajinal çevreyi yakından simule eder. Kayganlaştırıcı ile yapılan üç veya dört başarılı deneme sonrasında çift cinsel birleşme için hazırdır. Bu da durma   başlama formatında yapılır. Kadın, kadının üstte olduğu pozisyona geçer. Penis vajina içine yerleştirilir ve erkek ellerini kadının kalçalarına koyar ve orgazma yaklaşıncaya kadar kadının yukarı aşağı hareket etmesine kılavuzluk eder. Daha sonra onu durdurur. Birkaç saniye sonra, boşalma isteği kaybolduğunda, devam ederler. Başlangıçta erkek ileri geri hareket etmez. Dördüncü seferde ileri geri hareket eder ve boşalır. Yine egzersiz sırasında dikkatini hislerine odaklanmış olarak tutması son derece önemlidir. Üç veya dört kez kadının üstte olduğu durma   başlama egzersizlerinin, erkeğin gittikçe daha fazla ileri geri hareket etmesini sağlayacak şekilde yapılması sonunda çift aynı işlemi yan yana pozisyonda yapmaya hazır hale gelir. Erkeğin üstte olduğu pozisyon boşalma kontrolü açısından en zor pozisyondur ve en son yapılır. Genellikle bir erkek 2 ila 10 hafta içerisinde iyi bir boşalma kontrolü sağlar. Bununla birlikte mükemmel kontrol genellikle tedavinin başlamasından aylar sonra elde edilir. Bu süre içerisinde çifte haftada bir kez  durma   başlama  egzersizini yapmaları tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;SIKIŞTIRMA..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Masters ve Johnson tarafından savunulan  sıkıştırma  yöntemi, burada açıklanan  durma   başlama  yöntemi ile aynı içeriğe sahiptir. Tek fark, durmak yerine, kadın kocasının penisini sıkıştırır. Özellikle erekte olmuş penisi ucunun hemen altından işaret parmağı ile başparmak arasında kavrar ve ereksiyonun bir bölümü kayboluncaya dek sıkıca bastırır. Daha sonra uyarıya devam eder. Kadının üstte olduğu cinsel birleşme egzersizleri sırasında, sıkıştırma tekniği de kullanılır. Burada, kadın penisi vajinasından çıkartır ve ereksiyon kaybedilinceye dek sıkıştırır. Daha sonra erkeği uyarır ve ereksiyon geri döndüğünde, yeniden vajinası içerisine alır ve ileri geri harekete devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;REAKSİYONLAR..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1. Sıkılma.&lt;/b&gt; Eğitim süresi birkaç haftadan fazla sürerse, rutin çift için sıkıcı olacaktır. Bu nedenle, benim uygulamam, 3 hafta kadar sonra, bir  serbest , yani spontan, durma   başlama olmayan sevişmenin hafta içerisinde gerçekleşmesine izin vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Kadının hayal kırıklığı.&lt;/b&gt; Eğitim süresi içerisinde, kadın tahrik olabilir ve hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu nedenle, kadının istemesi halinde, çiftin kadına klitoral uyarı ile orgazm yaşatan cinsel oyunlar oynaması teşvik edilir. Bu asla erkeğin durma   başlama egzersizleri üzerinde odaklanmasına engel olacak şekilde olmamalıdır. Uyarılırken karısıyla ilgili tüm düşünceleri aklından uzaklaştırmalıdır, aksi halde egzersiz başarısız olacaktır. Bu nedenlerle, kadın için klitoral uyarı, erkek boşaldıktan sonra gerçekleştirilir. Bu tedavinin hem ekstravajinal hem de durma   başlama cinsel birleşme safhaları için geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Dirençler.&lt;/b&gt; Tedavinin iki safhası, yani ekstravajinal ve cinsel birleşme ile uyarı, çiftlerden farklı duygusal tepkiler alma eğilimindedir. Yine her ikisi de tedavi ile ilgili zorluklara neden olur çünkü tedavinin önüne engeller çıkartır. Bunlar aynı zamanda çiftin ve her bir partnerin daha derindeki çatışmalarına önemli bir terapatik müdahalede bulunulması için eşsiz bir fırsat sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, kocasına karşı düşmanca bir tavır içerisindeyse, kocasının penisini uyarırken tedavinin ilk safhasında bir  geyşa  gibi kullanılmak konusunda kızgınlıkla reaksiyon gösterebilir. Bunun aksine, çift bir sevgi ilişkisi içerisindeyse, kadın yardımcı aracı rolünü son derece tatmin edici bulur ve kocasının ilerlemesinden keyif alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elle yapılan durma   başlama egzersizleri aynı zamanda yoğun duygular ve bu duygulara karşı savunmaların erkekte uyanması potansiyeline sahiptir. Temel olarak değeri ve  sevilebilirliği  konusunda güvensiz olan erkek genellikle partnerinin aşırı ilgisine karşı savunmalar oluşturur ve onun ihtiyaçlarına karşı kompülsif bir dikkat ortaya çıkar. Durma   başlama egzersizi bu savunmayı aktif durumdan çıkartır. Partnerinden uyarı alma ve kabul etme şeklindeki daha önce kaçınılan konuma zorlanır. Bu değişiklik bazı hastalarda önemi bir anksiyetenin oluşmasına neden olabilir. Bazen anksiyete eş tarafından reddedilme korkularının ortaya çıkmasına neden olabilir. Daha ciddi sorunları olan erkekler arada sırada bu duruma paranoid savunmalarla tepki verir. Bazılarının egzersizlere devam etmesi, psikoterapi ile temel güvensizlikleri çözülmediği sürece, duygusal olarak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda durma   başlama konusunda bazı pozitif duygusal reaksiyonlar söz konusudur. Genellikle bu erkeklerin ilk kez cinsel ilişkilerde pasif bir rol almasına olanak verir. Vermek kadar almanın da zevk verdiğini öğrenirler. Erkek karısının kendisini sevdiğini ve ona vereceği memnuniyeti geciktiriyor olsa da kendisini reddetmeyeceğini ve karısının erkeğe bir şeyler verdiğini, kendisinin karısına hizmet etmediğini öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavinin ekstragenital safhası kocanın pasif   alıcı rolü ve verme ve alma ile ilgili duygusal tepkilerin oluşmasına uygunken, cinsel birleşme ile durma   başlama egzersizleri tipik olarak erkeğin hızlı gelişiminin neden olduğu duygusal tepkiler ortaya çıkartır. Tedavi, kadının üstte olduğu durma   başlama bölümüne kadar geldiğinde erkek boşalma kontrolü konusunda oldukça fazla mesafe kaydetmiştir. Komplike olmayan durumlarda bu eşlerin her ikisinde de neşe ve rahatlamayı artırır. Bununla birlikte, gelişmeler her ikisi için de tehdit edici olabilir. Özellikle kadın, bu zamanda baskı altında veya kaygılı olmaya açıktır. Bu duygularla ve onların kaynaklarıyla temas halinde olabilir veya bunların bilincinde olmayabilir ve tedaviyi sabote edebilir. Bu, işbirliği yapmayı reddetme, egzersizlerden sıkıldığını söyleme veya daha kötüsü bunlardan iğrenme biçiminde açığa çıkabilir. Bazı kadınlar bu noktada kocalarını vurmaktadır. Onları eleştirmekte ve cesaretlerini kırmakta, boşalmalarını kontrol edebilseler bile diğer alanlarda yetersiz ve itici kalacaklarını bilmelerini sağlamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocanın gelişimine verilen bu tür olumsuz duygusal tepkiler genellikle kadının derindeki güvensizliklerine dayanmaktadır. Kadın, yetersiz ve güvensiz hissetmektedir ve erkeğini elinde tutamayacaktır. Erkeğin özrü ve kadının bu konudaki toleransı erkeği kadına bağlı hale getirmiştir. Artık fonksiyonel hale gelmek üzeredir, bir başkasını, daha çekici bir kadını arayacak mıdır? Açık bir şekilde, kadına değer verildiği ve kadının sevildiği yolunda güvenin tazelenmesi kadın için bu zamanda terapatik olarak endikedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka anksiyete kaynağı olan artık kocanın fonksiyon gösterebileceği kaygısı kadının kendi cinsel yeterliliği ile ilgilidir. Erken boşalan erkeklerin eşlerinin bir çoğu bir derece orgastik fonksiyon bozukluğu sorunu yaşamaktadır. Kendilerinin ve eşlerinin bu durumu kocanın erken boşalma sorununa bağlaması şaşırtıcı değildir. Her şeyin ötesinde, erkek çok hızlı boşaldığında kadının orgazmla yanıt vermesi nasıl beklenebilir. Bununla birlikte, vakaların büyük bir bölümünde bu varsayım yanlıştır ve kadın kendisine ait bağımsız cinsel fonksiyon bozukluklarına sahiptir. Kocasının boşalma sorunu uzun süre kendi sorununun gizli kalmasını sağlamıştır ve artık uzun süre ilişki yaşayabilecek olduğu gerçeği ve kadının orgazm olamaması çifti kadının sorunu ile yüz yüze bırakır. Bu oldukça tehdit edici olabilir, özellikle de ailedeki yerleşmiş bakış açısı erkeğin sorun kadınınsa kurban olduğu yolundaysa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür reaksiyonların önüne geçmek için, başlangıç seansında erken boşalmada iyi bir prognoz olduğunu açık bir şekilde ifade ederim. Öncelikle kocanın erken boşalma sorununu tedavi edeceğiz. Ancak onun başarılı bir şekilde boşalma kontrolü sağlaması, karısının iyi fonksiyon göstereceği anlamına gelmez. Kadının cinsel fonksiyonu yalnızca erkek kontrol kazandıktan sonra değerlendirilebilir. Bir sorun ortaya çıkarsa, bu sorun ilgili zamanda tedavi edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce erken boşalma sorunu olan bir erkeğin eşinde bir orgazm sorununun keşfedilmesi bazı ters reaksiyonlara sahipken, nihai sonuç iyidir çünkü kadının da tedaviden faydalanmasını sağlar. Bununla birlikte, kadının kocasının gelişmesine karşı bu tür olumsuz reaksiyonlarının terapatik hassasiyetle ele alınması gerekir, aksi halde bunlar tedavinin, boşalma üzerinde kontrol kazanabilmesi öncesinde tedaviye son verilmesini motive edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren, semptomatik erkek de kendi gelişimine bağlı olarak tehdit altında hissedebilir. Eğer, örneğin baskın bir anne  figürlü eşe karşı tutunduğu tek nokta olması halinde, semptom bilinçsiz bir ihtiyaca hizmet edebilir. Bu durumda tedavi cinsel birleşme noktasında bir geçişe ulaşabilir veya erkek iktidarsız hale gelebilir. Bu tür durumlarda, bilinçsiz çatışmanın, semptomun gelişebilmesi için çözülmesi gerekir. Benim deneyimimde tedavi prosedürünün yardımcı olmadığı erken boşalan erkekte bu türden bir bilinçsiz direnç olması mümkündür. Belki de boşalma hislerinin hissel geri beslemesinin sağlanması amacıyla tasarlanmış olan bir eğitim prosedürü ile tedavi edilemeyen küçük bir erken boşalan erkekler alt grubu vardır. Bununla birlikte, mevcut kanıtlar boşalma konusunda kontrolsüzlüğün davranışsal araçlarla bypass edilemeyecek olan derin bir psikolojik ihtiyaca hizmet etmesi hali dışında tüm erken boşalan erkeklerin bu tedbirlere tepki verebileceğini göstermektedir."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-9010256777291550887?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/9010256777291550887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/erken-bosalmanin-tedavi-yontemi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/9010256777291550887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/9010256777291550887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/erken-bosalmanin-tedavi-yontemi-ve.html' title='Erken Boşalmanın Tedavi Yöntemi ve Teknikleri Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1297129290811114096</id><published>2009-12-09T23:05:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T23:05:09.694+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Cinsel Organ Siğilleri (Cinsel ilişkiyle Geçen Siğiller)</title><content type='html'>Cinsel organ siğilleri (cinsel ilişkiyle geçen siğiller veya kondiloma akuminata olarak da bilinir) çok yaygındır. Papiilomavirus nedeni ile ortaya çıkarlar ve genellikle bu rahatsızlığı taşıyan biriyle doğrudan cinsel ilişki yoluyla geçerler. Kuluçka dönemi 1-6 aydır. Bu siğiller vulvada, vajinanın duvarlarında, rahim boynunda veya perineum da (dış cinsel organlarla anüs arasındaki bölge) gelişebilirler. Rutubetli ortamda geliştikleri için, çoğunlukla vajinal akıntıya neden olan bir rahatsızlıkla veya vajinanın olağandışı nemli olduğu hamilelikle birlikte ortaya çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsel Organ Siğilleri Belirtileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;- Cinsel organda hızla gelişen küçük pembe veya kırmızı şişkinlikler;&lt;br /&gt;- Birkaç siğil bir araya gelerek karnabahar görüntüsü alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsel Organ Siğilleri Teşhisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Doktorunuz genellikle siğilleri görünüşünden teşhis edebilir. Ancak belsoğukluğu ve frengi gibi hastalıklar da siğiller gibi cinsel ilişkiyle geçtikleri için, ihtimaller arasından bunları ayırabilmek için birtakım testler ve kanser ihtimaline karşı da biyopsi yapılması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi başlarına sadece can sıkıcıdırlar, çünkü tekrarlama eğilimleri vardır. Ama rahim boynu ve rektum kanseriyle birlikte de görülebilirler. Eğer cinsel organlarınızda siğil varsa her yıl Pap Smear testi yaptırmayı ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsel Organ Siğilleri İlaç Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eğer bir enfeksiyon varsa, doktorunuz bunu tedavi edecektir. Çünkü enfeksiyonla birlikte siğiller de yok olur. Yoksa, doktor siğilleri birkaç defa kimyevi bir boyayla boyar ve bu genellikle siğilleri temizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Cinsel Organ Siğilleri Ameliyatı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eğer ilaç etkili olmazsa veya siğiller tekrarlarsa, doktorunuz cryo operasyonu yapar (Siğili sıvı azotla dondurur). Bu çok kolay ve acısız bir operasyondur. Bazı doktorlar hemen cryo operasyonu yapmayı tercih ederler. Diğer olanaklar elektrikle dağlama ve lazer ameliyattır. Eşiniz de tedavi olmalıdır, yoksa rahatsızlığınız tekrarlayabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1297129290811114096?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1297129290811114096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-organ-sigilleri-cinsel-iliskiyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1297129290811114096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1297129290811114096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-organ-sigilleri-cinsel-iliskiyle.html' title='Cinsel Organ Siğilleri (Cinsel ilişkiyle Geçen Siğiller)'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-951659988929418361</id><published>2009-12-09T23:02:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T23:02:16.313+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Erkekte Erken Boşalma Nedenleri Tedavisi Çözümü</title><content type='html'>Erkeklerde orgazma ulaşma anında meni sıvısının çok erken ve kontrolsüz bir şekilde boşalmasıdır. Bu durumun tarifi; erkeğin henüz boşalmak istemediği halde boşalmasıdır. Cinsel ilişki sırasında veya cinsel ilişkiye başlamadan önceki aşamada meydana gelebilir. Erken boşalma sorunu olan bir erkek bu sorundan dolayı ciddi psikolojik sıkıntılar yaşayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok erkek hayatlarının bir döneminde kontrolsüz veya erken ejakülasyon problemi yaşamaktadırlar. Erken boşalma, erkeğin veya eşinin cinsel hayatında sorunlara neden olmaya başladığı noktada tıbbi bir problem olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalmaya neden olabilen çok sayıda etken vardır. Genellikle altta yatan neden psikolojiktir. Zihinsel ve duygusal sağlığı etkileyen stres, depresyon ve diğer faktörler bu durumu ortaya çıkarabilir. Nadiren fiziksel bir neden (prostat bezi inflamasyonu veya sinir sistemi fonksiyon bozukluğu gibi) de etken olabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sempatik sinir sistemi hasarı (örneğin abdominal ameliyat sonrası)&lt;br /&gt;- Pelvik kırıklar&lt;br /&gt;- Prostat hipertrofisi ve prostatitis&lt;br /&gt;- Üretrit&lt;br /&gt;- Diabetes Mellitus (şeker hastalığı)&lt;br /&gt;- Arteriosklerozis&lt;br /&gt;- Kalp - damar hastalıkları&lt;br /&gt;- Bölgesel genito-üriner hastalık&lt;br /&gt;- Bölgesel duyu hasarı&lt;br /&gt;- Polisitemi&lt;br /&gt;- Polinörit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedaviye cevap kişiden kişiye değişir. Bazı erkekler çok çabuk bir şekilde tedaviden faydalanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Erken boşalmanın temel belirtileri:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Boşalma küçük cinsel uyarılarla ve neredeyse kontrolsüz bir şekilde meydana gelir.&lt;br /&gt;- Cinsel tatminde azalma&lt;br /&gt;- Suçluluk, utanç ve hayal kırıklığı hissi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tanısı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı hastanın şikayetlerine dayanılarak konur. Psikolojik herhangi bir etken saptanamamışsa fiziksel muayene gerekli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Önleme..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalma gelişimini engellemeye yönelik bilinen tıbbi bir yöntem yoktur. Bununla birlikte, aşağıdaki yöntemler önlem amacı ile kullanılabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eşinize karşı daima sağlıklı ve uyumlu düşünceler besleyin. Eğer cinsel yaşamınız hakkında gerginlik, sıkıntı, suçluluk, düş kırıklığı gibi düşünceler gelişmiş ise psikoterapik yardım almaktan çekinmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Herkesin cinsel sorunlar yaşayabileceğini unutmayın. Eğer erken boşalma sorununuz varsa kendinizi yetersiz veya suçlu hissetmekte aceleci olmayın. Eşinizle sorunlarınızı konuşun ve kesinlikle iletişim eksikliği gelişmesine izin vermeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisi&lt;br /&gt;- Dopamine antagonistleri&lt;br /&gt;- Antidepresanlar&lt;br /&gt;- Anksiyolitikler&lt;br /&gt;- Anestezik etkili losyon/krem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikrocerrahi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Psikolojik Tedavi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalma tedavisinde kullanılan yöntemlerden birisi davranış terapisidir. En sık olarak sıkıştırma / sıkma tedavisi kullanılmaktadır. Cinsel ilişki sırasında veya öncesinde eğer erkek erken boşalma olacağını hissederse cinsel ilişkiye ara verir ve kendisi veya eşi penisi baş ve işaret parmakları ile kavrayrak sıkar; ve penisin uç kısmının hemen gerisine yaklaşık 20 sanise süresince hafif bir basınç uygular, daha sonr acinsel ilişkiye baştan başlanır. Bu yöntem gerektiği kadar sıklıkla uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranış tedavisinin başarı oranı %60-90 arasındadır. Ancak, eşlerin birbiri ile uyumunun iyi olması gerekir ve tedavi edildikten sonra da erken boşalma tekrarlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki yöntemin dışında doktorunuz size antidepresan ilaçlar kullanmanızı önerebilir. Antidepresan ilaçların erken boşalmadaki başarıları son dönemlerde farkedilmiştir. Hekimler, antidepresan alan bazı erkek hastaların yan etki olarak boşalmanın gecikmesi şikayeti ile kendilerine müracaat ettiklerini fark etmişlerdir. Bundan dolayı, erken boşalma problemi olanlarda antidepresan ilaç kullanımı başlamıştır. Erken boşalma tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçlar, seçici olarak serotonin gerialımını engelleyen ilaçlar (örneğin fluoxetine, paroxetine veya sertaline) ve trisiklik antidepresanlardır (clomipramine gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktora görünmeden önce 1-2 kez erken boşalma yaşamanızın tıbbi bir tedavi gerektirmediğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok erkek zaman zaman erken boşalma problemi yaşamakta ve sonradan kendileri bu sorunu çözmektedirler. Tedavi gerektiren durumlarda ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-951659988929418361?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/951659988929418361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/erkekte-erken-bosalma-nedenleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/951659988929418361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/951659988929418361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/erkekte-erken-bosalma-nedenleri.html' title='Erkekte Erken Boşalma Nedenleri Tedavisi Çözümü'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6289108900799931033</id><published>2009-12-09T22:58:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T22:58:19.032+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Başarılı Mutlu Bir Birliktelik İçin 7 Şart</title><content type='html'>İlişkinin uzun yıllar sürebilmesi için öncelikle sağlam bir temele dayanması ve belli başlı adımların atılması gerekiyor. İşte mutlu bir beraberlik için gereken yedi şart:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;1. Kendinizi sevin..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kendinizi sevmezseniz, başkasının da sizi seveceğine inanmanız zorlaşır. Sağlıklı bir ilişki için kendine güvenmek çok önemli. Bu yüzden öncelikle tüm hata ve zayıflıklarınıza rağmen kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;2. Eşinizi sevin..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sağlıklı ilişkiler birbirini seven kişiler arasında yaşanabilir. Birbirinizden gerçekten hoşlanır, birlikte zaman geçirmekten keyif alır, birbirinizin davranışlarını ve fikirlerini paylaşır, benzer beklentilere sahip olursanız ilişkinizin uzun ömürlü olması kaçınılmaz.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;3. Birbirinize zaman ayırın..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Birşeye verdiğiniz değer, ona ayırdığınız zamanla ölçülür. Yeni tanıştıklarında önceliği ilişkilerine veren çiftler, zaman içinde iş, çocuklar ve günlük sorunlara odaklanarak birlikte daha az vakit geçirmeye başlar. Oysa birbirinize ayıracağınız zaman, ilişkinin ilk günkü gibi canlı kalmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;4. İletişim kurun..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İyi bir iletişim sağlıklı ilişkinin temel şartlarından biridir. Kim olduğunuzu, ne istediğinizi, karşınızdakinden ne beklediğinizi ancak konuşarak anlatabilirsiniz. İç dünyanızı karşınızdakine açmanın tek yolu iletişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;5. Tartışmaktan çekinmeyin..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tartışmaların ilişkinin doğal bir parçası olduğunu unutmayın. Çiftler arasında farklılık olması kaçınılmazdır. Sağlıklı bir şekilde tartışabilen çiftler, her zaman aynı fikirde olmasalar bile duygularını paylaşabildikleri için aralarındaki bağı güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;6. Sık sık dokunun..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Dokunmak insanoğlu için temel bir ihtiyaçtır. Karşınızdakine güven, destek, koruma, şefkat ve tabii ki heyecan verir. Fiziksel ilgiye olan ihtiyaç, cinsel yaşamın aktif olmadığı dönemlerde bile bitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;7. Değişimi kabul edin..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İnsanlar değişebilir. İlişkileri bu değişimler ayakta tutar. Değişim, gelişmeye yol açabileceği gibi sancılı da olabilir. Ancak partnerinin geçirdiği değişime uyum sağlayan ya da birlikte değişebilen çiftler, başarılı bir ilişki sürdürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Zıt kutuplar artık çekmiyor..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İkili ilişkilerde zıt kutupların birbirini çektiği tezi, tarihe karışıyor. ABD deki Iowa Üniversitesi nin Sosyal Psikoloji Birimi nin yaptığı bir araştırmaya göre zıt kutuplar ilk etapta birbirini çekiyor ancak bu ilişkiler ciddi boyutlara ulaşamadan sona eriyor. Aynı hayat görüşüne sahip olanların ilişkileri ise daha uzun sürüyor. Üstelik bu beraberlikler evlilikle sonuçlanıyor. Evli çiftler üzerinde araştırma yapan sosyologlar, kişilik benzerlikleri sayesinde eşlerin günlük sorunlarla daha kolay başa çıkabildiğini ve mutlu olabildiğini savunuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-6289108900799931033?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/6289108900799931033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/basarili-mutlu-bir-birliktelik-icin-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6289108900799931033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6289108900799931033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/basarili-mutlu-bir-birliktelik-icin-7.html' title='Başarılı Mutlu Bir Birliktelik İçin 7 Şart'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5960124560988236260</id><published>2009-12-09T22:54:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T22:54:46.523+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Afrodizyak Besinler Yiyecekler Gıdalar Meyveler Sebzeler</title><content type='html'>Yiyeceklerin sadece "karnımızı doyurmak" için olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yiyeceklerin çoğu doğal afrodizyak etkisi yaratıyor, ruhu ve libidoyu besliyor. Çin de yapılan bir araştırmaya göre yiyecekler mideyi olduğu kadar ruhu ve libidoyu da besliyor. Uzmanlar bazı yiyeceklerin viagra etkisi yarattığını belirtiyor. İşte uzmanların erkek ve kadınların cinsel isteklerini artırmak için önerdiği yiyecekler:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;ERKEKLER İÇİN:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;* Maydanoz, * Nane, * Tarçın, * Kekik, * Vanilya, * Sivri Biber, * Hardal, &lt;br /&gt;* Kereviz, * Ayçiçeği, * Greyfurt, * Susam, * Yumurta, * Kuşkonmaz, * Enginar&lt;br /&gt;* Bezelye, * Badem, * Ceviz&lt;br /&gt;* İstiridye (İçindeki çinko spermin çoğalmasına neden olarak cinsel isteği artırıyor)&lt;br /&gt;* Hindi (İstiridyeden daha fazla çinko ihtiva ediyor. Üstelik daha ucuz ve protein açısından da zengin)&lt;br /&gt;* Roka (Bolca demir ve C vitamini içeriyor), * Kereviz, * Şalgam&lt;br /&gt;* Antep Fıstığı ve Fındık (İçerdikleri doymamış yağ asitleri ve E vitamini nedeni ile afrodizyak olarak kullanılırlar)&lt;br /&gt;* Salatalık, * Kuşkonmaz, * Soğan, * Domates, * Fesleğen, * Karpuz&lt;br /&gt;* Hindistan Cevizi, * Bal, * Pekmez, * Kivi, * Mango&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;KADINLAR İÇİN:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Çikolata: Çikolatanın içindeki yüksek şeker ve kalori cinsel uyarıcı ve keyif verici. Çikolata beyindeki serotonin seviyesini de artırıyor ve mutluluk hissi veriyor. Ve kadınlar erkeklere nispeten çikolatanın bu özelliklerine karşı daha duyarlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ahududu, * Yoğurt, * Tarçın, * Çilek ve Şampanya birlikte,&lt;br /&gt;* Kırmızı biber, Köri ve diğer baharatlarla, baharatlı yiyecekler (kalbi daha hızlı çarptırdıkları için, seks sırasında oluşana benzer bir terleme oluşturuyor)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5960124560988236260?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5960124560988236260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/afrodizyak-besinler-yiyecekler-gidalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5960124560988236260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5960124560988236260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/afrodizyak-besinler-yiyecekler-gidalar.html' title='Afrodizyak Besinler Yiyecekler Gıdalar Meyveler Sebzeler'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-718811797343797570</id><published>2009-12-09T22:50:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T22:50:00.678+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Cinsel Aktiviteyi Güçlendiren Besinler Nelerdir?</title><content type='html'>Bugüne kadar başta çikolata ve istiridye olmak üzere birçok besinin afrodizyak etkisi olduğuna inanıldı. Beslenme uzmanı Gillian McKeith afrodizyakları Daily Mirror gazetesi için sıraladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Çilek:&lt;/b&gt; İngiliz Tıp Derneği uzmanları çileğin sperm miktarını artırdığını ve cinsel organları beslediğini kanıtladı. Çilekte bol miktarda bulunan antioksidanlardan biri olan E vitamini cinsel organlara giden kan dolaşımını hızlandırarak seks dürtüsünü artırıyor. Çileğin etkisi günde 2 kase taze çilek yiyenlerde 1 hafta içinde görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Avokado:&lt;/b&gt; Avokadoda bulunan temel yağ asitleri ve glutathion adlı anitioksidanlar seks hormonlarının üretimini hızlandırır. Haftada 3 kez avokado yiyenlerde meyvenin etkisi 2 hafta içinde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Zencefil: &lt;/b&gt;Zencefil vücudun ısısını artırarak hem kadınlarda hem erkeklerede uyarıcı etki yapar. Zencefil aynı zamarda erkeklerde uzun süreli ereksiyon sağlar. Bitki yüksek zink oranı sayesinde erkeklik hormonu testosteronun miktarını artırır ve cinsel dürtüyü kuvvetlendirir. Haftada 4 kez bir tutam zencefil tüketenlerde baharatın etkisi 1 saat içinde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Domates:&lt;/b&gt; Domates tam anlamıyla bir A vitamini deposudur. A vitamini de üretkenliği ve seks hormonlarının üretimini artırır. 2 hafta boyunca günde bir domates yiyenler bu sebzenin cinsel hayatları üzerindeki etkisini hemen görecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-718811797343797570?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/718811797343797570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-aktiviteyi-guclendiren-besinler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/718811797343797570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/718811797343797570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/cinsel-aktiviteyi-guclendiren-besinler.html' title='Cinsel Aktiviteyi Güçlendiren Besinler Nelerdir?'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5992874694182498777</id><published>2009-12-09T22:46:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T22:46:57.383+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Kızlık Zarı (Hymen) Nedir Kızlık Zarı Çeşitleri Nelerdir?</title><content type='html'>Eski Yunanlılarda düğün günü gelin götürülürken söylenen şarkılara HYMENAOUS derlerdi. Düğün tanrısının da adı HYMENAOUS idi. Zifaf gecesi kızlık zarı bu tanrıya adandığı için bu zarın adına HYMEN denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bilim adamları kızlık zarını, adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak, bazıları da sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlık halkası, bekaret zarı, kızlık perdesi gibi isimlerin de verildiği hymen, vagina mukozasının devamından ve vagina ağzında bir kıvrıntı meydana getirmesinden oluşmuş bir zardır. Hymen kaynaşmış paramezonefrik &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;kanalların kauda ucuna, ürogenital sinustan ayıran membranöz bir yapıdır. Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir. Vestibuluma bakan bir ön yüzü ve vaginal kanala bakan arka yüzü vardır. Ön yüzü daha çok deri, arka yüzü ise mukoza karakterindedir. Yokluğu çok nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hymenin ortasında normal olarak menstruasyon kanının ve sekresyonların akması için bir açıklık vardır. Hymenin biri vagina duvarına yapışık, diğeri serbest açıklığı çevreleyen iki kenarı vardır. Hymen çocukluk çağında dış ortamdan gelebilecek mikroorganizmalara ve yabancı cisimlere karşı doğal bir koruma aracıdır. Daha sonra adolesans çağında hormonal dengenin değişmesi ile birlikte olgunlaşan vagina ve vaginadan gelişen flora nedeni ile hymenin biyolojik işlevi sona ermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlık zarının sağlam görünüşü onun bakire olduğuna bir delil ise de hymenin kendine özgü yapısı nedeniyle bazı istisnalar söz konusu olabilir. Çok sayıda cinsel temasta bulunan kadınların dahi hymenlerinin yırtılmadığı görülmüştür. Özellikle loblu, kupa kağıdı şeklinde ve çok elastiki hymenler penisinin geçmesiyle genişleyebilmekte, yırtılmaları ancak doğumda mümkün olabilmektedir. Bu özelliği taşıyan zarlara duhule müsait zarlar denilmektedir. Zarın bu anatomik yapısı ülkemizde çeşitli sosyal ve adli sorunların nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu istisnai haller dışında ilk temasta hymmen daha çok serbest kenardan olmak üzere yırtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlık zarının insanlık için önemi öncelikle kültüreldir. Bayanlara olabilecek seksüel saldırıları değerlendirmede kızlık zarı hakkında daha objektif bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle kızlık zarlarını daha iyi tanımlayabilmek ve morfolojik özelliklerini akılda tutabilmek için bazı sınıflandırmalar yapmak gerekmektedir. Hymen tipleri çeşitli çalışmalarda aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;A- Şekillerine göre:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1) Tipik hymenler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a) Halka şeklinde hymen (H. annulare)&lt;br /&gt;b) Yarımay şeklinde hymen (H. semilunare)&lt;br /&gt;c) Dudak şeklinde hymen (H. labiale)&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;2) Atipik hymenler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;a) Deliksiz hymenler (H. imperforatus)&lt;br /&gt;b) Kalbur biçimde hymen (H. cribriformis)&lt;br /&gt;c) Kalbur şeklinde hymen (H. septatus)&lt;br /&gt;d) Kupa kağıdı şeklinde hymen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;B- Karakterine göre:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1) Deliğin karakteri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a) Çok küçük delik&lt;br /&gt;b) Orta boy delik&lt;br /&gt;c) Çok geniş delik&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2) Serbest kenarın karakteri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a) Düz kenarlı&lt;br /&gt;b) İnce tırtıklı (H denticulaire)&lt;br /&gt;c) Derin çentikli (loblu hymen)&lt;br /&gt;d) Çiçek tacı (H corollaire)&lt;br /&gt;e) Saçaklı (H fronge)&lt;br /&gt;f) Katmerli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;C- Mukavemetine göre:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1) Zayıf&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a) Tül gibi ince&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2) Sağlam&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a) Lifli (H fibroze)&lt;br /&gt;b) Tendon kıvamında (H tendinoze)&lt;br /&gt;c) Kıkırdağımsı (H kartilajinoze)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;D- Elastikiyetine göre:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1) Lastik gibi genişleyen&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2) Elastik özelliği hiç olmayan&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1489 olgu üzerinde yapılan bir çalışmada kızlık zarlarının %93.47sinin hymen annulaaris, %3.5inin hymen semilunaris şeklinde oldugu, %29.8inin ise orta enlikte bulunduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada olguların % 56,6sında çentik saptanmış ve zarların %7.7sinin duhule müsait olduğu belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaginal girişin ve çevresindeki organların gerilme kapasitesi östrojen hormonuna bağlıdır. Östrojen, zarı pembe-beyaz ve daha kalın yapar. Düşük östrojen düzeyinde ise zar daha kırmızı ve incedir. Biyolojik kızlık zarı konfigurasyonu (şekillenme) genellikle doğumdan önce ortaya çıkar. Kızlık zarının açılması biyolojik mekanizma ve mikroperforasyonlarla oluşur. Genellikle mikroperforasyonların tümü ön taraftadır. Zar şekillenmesinde enfeksiyon, travma ve hormonal nedenlerin meydana getirdiği değişiklikler rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlişki dışında nadir olarak bazen uzakdoğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlık zarının yırtıldığı ancak muayene sırasında anlaşılır,şöyle oldu-böyle oldu acaba yırtılmış mıdır gibi yorumlar olmaz,tek anlama yolu bir kadın doğum uzmanına muayene olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapılıyorsa kızlık zarı yırtılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ilişkide acı olup olmayacağı; sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipine de bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ilişki sırasında kızlık zarı yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir acı verilmeden açılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde ilk ilişki sırasında az bir kanama olur, ancak çok kalın kızlık zarlarında ilk ilişki sırasında kanama fazla olabilir veya durmayabilir, bu durumda doktora müracaat etmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlık zarı tamiri mümkündür. Bu tamirin ne zaman yapılması gerektiği kızlık zarınızın tipine ve hekiminizin yapacağı ameliyata bağlıdır, bazen bir kaç ay evvel,bazen bir kaç gün evvel bazen de bir yıl önce dikmek gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5992874694182498777?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5992874694182498777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kizlik-zari-hymen-nedir-kizlik-zari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5992874694182498777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5992874694182498777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kizlik-zari-hymen-nedir-kizlik-zari.html' title='Kızlık Zarı (Hymen) Nedir Kızlık Zarı Çeşitleri Nelerdir?'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1233109871749590541</id><published>2009-12-09T22:42:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T22:43:07.983+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Kadın ve Erkekte Cinsel İstek Kaybı Nedir Belirtileri Tedavisi</title><content type='html'>Kadın ve erkekte, cinsel istek kaybı, benzer sorunlardır. Cinsel istekler konusunda iki teori öne sürülmektedir. Birinci teoriye göre bireylerin cinsel istek düzeyleri birbirinden farklıdır ve bu farklılıklar doğuştan kazanılmış özelliklerdir. Bu nedenle bazılarının cinsel istek veya kapasiteleri çok yüksek iken, bazıları yaşam boyunca çok az cinsel ilgi gösterebilirler. Bu durum, bir ölçüde bireyler arasındaki boy uzun1uğu veya göz rengi farklılıklarına benzetilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci teoriye göre ise, yaşam olayları veya eğitim ile yasaklanmadığı, bastırı1madığı veya saptırı1madığı sürece cinsel dürtü herkes için çok önemli bir itici güçtür. Klinik deneyimler ikinci teoriyi desteklememize neden &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;olmaktadır. Cinsel istek azalması sorunları olan hastaların genellikle bu kaybı açıklayacak çok sayıda nedenleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel istek kaybı, isteğin azalması, uyarı sonucu cinsel tepki a1ındığı halde istek olmaması, uyarı sonunda da cinsel tepki olmaması veya nefret şeklinde ortaya çıkabilir. Nefret, cinsel ilişkide bulunamayacak kadar olumsuz duyguların mevcut olması anlamına gelir. Bu, genel olarak her türlü cinsel aktiviteye karşı o1abildiği gibi sadece belli bir düşünce, inanç veya davranış şekline karşı da geliştirilebilir (örneğin, oral seks gibi). Genel olarak insanlar ödüllendirici bir davranışı tekrarlama eğilimindedirler (cinsel veya başka tür bir aktivite). Tersine, belli bir davranış anksieteye neden oluyorsa, kaçınmaya çalışılır, dolayısıyla nefret ortaya çıkar. Cinsel istek kaybı olan insanlarda, çocuk1uk dönemindeki yasaklayıcı eğitim ve başarısızlık beklentisi, utanç, acı veya yetersizlik korkusu, gerçek yasaklamalar veya acı deneyler kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstek kaybının aksine, eşler arasında cinsel isteklerin farklı düzeylerde olması, sık rastlanan fakat daha az ciddi bir sorundur. Bir ilişki disfonksiyonel hale geldiğinde, sıklıkla eşlerden biri, diğerinden çok daha fazla cinsel yakınlık ister. Bu abartılmış farklılıklar, eşler diğer sorunlarını çözüp tekrar iletişim kurabildiklerinde ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel istek kaybı, çok sayıda seksüel disfonksiyonun seyri sırasında ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organik hastalıklar erkeklerde olduğu gibi, kadınlarda da cinsel tepkileri olumsuz yönde etkiler, fakat genellikle kadınlarda cinsel tepki üzerine etkileri, erkeklerden daha azdır. Yine de, diyabetik kadınların % 50 sinin sonunda anorgazmik o1acağı bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estrojen eksik1iğine bağlı ikincil vajinal atrofi (cerrahi sonrası veya menopoz sonrası), ağrılı ilişkiye neden olur. Eğer atrofi çok ilerlemişse krem veya hap şeklindeki estrojenle tedavisi çok başarılı sonuç verir. Organik pelvik veya genital hastalıklar da ağrılı ilişkiye ve giderek cinsel istek kaybına neden olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanan bazı kadınlarda da istek kaybı görülürse de, bu durum daha ziyade psikolojik nedenlerden kaynaklanmaktadır (depresyon, üzüntü, bastırılmış öfke, histerik kişilik, vb. gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik yorgun1uğun kadının cinsel tepkileri üzerindeki etkileri sıklıkla göz ardı edilir. Jinekologlara göre, yuvaya gidemeyecek kadar küçük çocuğu olan her kadında, bu tip sorunlarla karşılaşıldığında kronik yorgunluğu akla getirmek gerekir. Klinisyenlerin, kadınlarda fiziksel yakınma veya seksüel fonksiyon bozuklukları ile uğraşırken, kronik yorgun1uğun da bir neden olabileceğini unutmamaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak, doğum, ameliyat, kanser, sürekli diyet yapma, aşırı kilo kaybı gibi vücut direncini düşüren hastalık ve durumlarda geçici veya sürekli olarak cinsel istek kaybı görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olan veya cinsel fonksiyon bozukluğu şeklinde ortaya çıkan diğer sorunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;A- Madde Bağımlılığı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Alkolizm&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Diğer Madde Bağımlılıkları&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;B- Kişilik Yapısı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Obsesif/Kompulsif Kişilik&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Histerik Kişilik&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Pasif/Bağımlı Kíşilik&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; Pasif/Agresif Kişilik&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;C- Fiziksel Sorunlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Fiziksel Hastalìklar, nörolojik bozukluklar, damarsal bozukluklar.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Menopozal Semptomlar, vajinal kuruluk, östrojen yetmezliği&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Doğum Kontrol Hapları&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; İlaçlar&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; İnfertilite, özellikle zamanlanmış ilişki&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;D- Duygusal Faktörler ve Stres&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; Bastırılmış öfke&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Üzüntü-Yadsıma, suçluluk duygusu, depresyon veya öfke&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Depresyon&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; Gebelik Korkusu&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; Kişiler Arasında Anlaşmazlık&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6-&lt;/b&gt; Bedensel Görüntü Sorunları&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7-&lt;/b&gt; Psikozlar&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8-&lt;/b&gt; Kronik yorgunluk&lt;br /&gt;&amp;nbsp; - Çok Fazla ve Uzun Süre Çalışma&lt;br /&gt;&amp;nbsp; - Küçük Çocuk Bakımı&lt;br /&gt;&lt;b&gt;9-&lt;/b&gt; Orta,Yaş Krizi&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;E- Karşılanmayan Cinsel Değerler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1233109871749590541?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1233109871749590541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kadin-ve-erkekte-cinsel-istek-kaybi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1233109871749590541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1233109871749590541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kadin-ve-erkekte-cinsel-istek-kaybi.html' title='Kadın ve Erkekte Cinsel İstek Kaybı Nedir Belirtileri Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3464185476368922606</id><published>2009-12-09T22:38:00.000+02:00</published><updated>2009-12-09T22:38:07.624+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel-Saglik'/><title type='text'>Bel Soğukluğu (Gonore) Nedir Belirtileri Tedavisi Korunması</title><content type='html'>Gonokok adı verilen bakterinin (mikrop) neden olduğu &lt;b&gt;gonore&lt;/b&gt;, en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında &lt;b&gt;bel soğukluğu&lt;/b&gt; hastalığı olarak da bilinmektedir. Tedavi edilmez ise özellikle kadınlarda önemli sağlık sorunlarına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğunun (Gonorenin) Yaygınlığı Nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1995 yılı Dünya Sağlık Teşkilatı tahminlerine göre her yıl yaklaşık 62 milyon kişi hastalığa yakalanmaktadır. Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya da görülmektedir. Son yıllarda Sovyetler Birliği nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler de de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğunun (Gonorenin) Belirtileri Nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gonore, kadın hastaların %80 inde herhangi bir belirti vermez. Belirti vermeyen kişilerin çoğu tedaviden yoksun kalırlar ve hastalığı bilmeden sağlam cinsel eşlerine de bulaştırırlar. Belirti veren kadınlarda, vajinadan yeşil veya sarı renkte fena kokulu akıntı olabilir. İdrar yaparken yanma ve ağrı vardır, sık sık ve az miktarda idrara çıkılır. İki adet arasında kanama şikayeti olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin çoğunda belirti vardır. Hastalık belirtileri mikrobun, bulaşmasından 2-6 gün sonra (kuluçka süresi),penisin ucundaki üretra (dış idrar yolu) ağzından sarı yeşilimsi cerahat akar. İdrar yaparken yanma ve ağrı vardır, sık sık ve az miktarda idrara çıkılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğu (Gonore), Gebe Kadından Bebeğine Bulaşır mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tedavi görmemiş gonoreli hamile kadın, doğum esnasında mikrobu bebeğine de bulaştırabilir. Mikrop yenidoğan bebekte göz iltihabına neden olur. Bebekteki bu göz iltihabı tedavi edilmez ise hastalık körlüğe neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğu (Gonore) Kadın Sağlığını Olumsuz Etkiler mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gonore, zamanında ya da etkisiz ve tam tedavi edilmediğinde kadında önemli sağlık sorunlarına neden olur. Yumurta kanallarının iltihaplanması sonucu kısırlık, dış gebelik gelişebilir. Karnın alt kısmında kronik (süreğen) ağrı şikayeti olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğu (Gonore) Erkekte de Kısırlığa Neden Olabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Erkek hasta tedavi edilmediğinde meni yollarında iltihap ve bunun sonunda da kısırlık ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğunun (Gonorenin) Tanısı Basit midir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gonorenin tanısı çok basittir. Penis ucundaki veya vajinadaki akıntıdan alınacak bir örnek mikroskop altında incelenerek gonore olup olmadığı basit olarak söylenebilir. Hastalığın tanısı hekim tarafından konulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğunun (Gonorenin) Tedavisi Var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gonore antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilen bir hastalıktır. Mikrop, bilinçsiz ve recetesiz antibiyotik kullanımına bağlı olarak bazı antibiyotiklere karşı direnç kazanmıştır. Bu nedenle hekim recetesi dışında antibiyotik kullanımından sakınılmalıdır. Cinsel eşin de muayenesi ve gerekirse tedavisi gerekmektedir. Gonore vakaları ve cinsel eşleri, hastalık tam tedavi oluncaya kadar cinsel ilişkiden kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.&lt;br /&gt;Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Bel Soğukluğundan (Gonoreden) Nasıl Korunulur?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Cinsel ilişkide kondom kullanınız.&lt;br /&gt;Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız.&lt;br /&gt;Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayınız.&lt;br /&gt;Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini belleğinizden çıkarmayınız.&lt;br /&gt;Hamile iseniz, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3464185476368922606?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3464185476368922606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bel-soguklugu-gonore-nedir-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3464185476368922606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3464185476368922606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bel-soguklugu-gonore-nedir-belirtileri.html' title='Bel Soğukluğu (Gonore) Nedir Belirtileri Tedavisi Korunması'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-8700458652849517544</id><published>2009-12-03T06:22:00.001+02:00</published><updated>2009-12-03T06:22:47.523+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Bağırsak Tıkanması Nedir Belirtileri Tedavisi Nelerdir</title><content type='html'>Bağırsak tıkanması ince bağırsağın veya kolonun tamamen veya kısmen tıkanmasıdır. Bu tıkanma hazım maddelerinin bağırsak boyunca yaptığı yolculuğu tamamlamasını önler. Eğer ince bağırsaklarınızda bir tıkanma varsa, karnınızın ortasında kramp gibi ağrılar ve takrar tekrar gelen kusma isteği duyarsınız. Tıkanma nerede olmuş olursa olsun hazımla ilgili maddeler ilerleyemez. Eğer kolonunuzun alt kısmı tıkalıysa gaz bile çıkaramazsınız. Bağırsakların kısmen tıkanması bağırsakları bir sıvı çıkarmaya itebilir bu da ishal ile neticelenebilir. Tıkanmanın bir yanı da karın şişmesidir. Karın şiştikçe gerilir. sertleşir. Bağırsak gazının ve &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;sıvısının tıkanan kısımda sıkışıp kalması şişmeye neden olur. Birçok şey tıkanmaya sebep olabilir. En yaygın tıkanma nedeni ince bağırsakta evvelce yapılmış ameliyattan kalma iltisak (komplikasyon) olmasıdır. Fıtıklar ve volvulus (düğümlenmiş veya bükülmüş bağırsak) da ince bağırsakta tıkanma yapan yaygın sebeplerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Belirtileri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;- Karın şişmesi,&lt;br /&gt;- Karın bölgesinin ortasında spazm halinde ağrı veya kramplar,&lt;br /&gt;- Kusma,&lt;br /&gt;- Dışkı veya bağırsak gazı çıkaramamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolonda bir kanser ve diğer bozukluklar tıkanma yapabilir. Bazen tıkanma mekanik değildir ve bağırsakların hazım maddelerini ileri doğru hareket ettirememesinden doğan Buna (adinamik ileus) tembel ince bağırsak denir ve bazen hazım yaralanmalarından veya ameliyatlarından sonra ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer tıkanma bağırsağa kan gelmesini önlerse bu doku ölmeye başlar. Bu bir kangren veya bağırsak delinmesi olasılığını artırır. Bunların her ikisi de hayatı tehlikeye atan durumlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eğer doktorunuz bir bağırsak tıkanmasından şüphe ederse, burnunuzdan karnınıza veya ince bağırsağın başlangıç bölümüne uzanan bir tüp koyabilir, özel bir cihazla emmek suret4uie bağırsak salgılan ve hava yoluyla dışarı çıkarılır. Buna (nasogastik suction) burun yoluyla emme denilir. Bu teknik genelde karındaki gerginliği rahatlatır. Kaybedilen sıvı damar yoluyla telafi edilmelidir. Bazen gerginlik ortadan kalkınca tıkanma nedeni de beraberinde yok olur. Eğer tıkanma nasogastik emme yoluyla geçmezse ameliyat gerekir. Çalışmayan bağırsak (adinamik ileus) yakasında buna neden olan asıl hastalığın tedavisi genelde tıkanmayı da geçirir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-8700458652849517544?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/8700458652849517544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bagirsak-tikanmasi-nedir-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8700458652849517544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8700458652849517544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bagirsak-tikanmasi-nedir-belirtileri.html' title='Bağırsak Tıkanması Nedir Belirtileri Tedavisi Nelerdir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6768536579681634024</id><published>2009-12-03T06:20:00.001+02:00</published><updated>2009-12-03T06:20:32.892+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Bağırsak Gazı Nedenleri Sebepleri Tedavisi</title><content type='html'>Hepimiz barsaklarında gaz üretiriz. Bu üretim özellikle sindirilmemiş besinleri işleyen kalın barsak bakterileri tarafından yapılır; en çok üretilen gazlar (hidrojen, metan ve karbondioksittir). Şanslı olduğumuz noktalardan biri üretilen gazın büyük kısmının yine kolondaki bakteriler tarafından kullanılmasıdır ki, bizi büyük sıkıntılardan kurtarır. Az miktarda gaz da kana emilerek akciğerler yolu ile vücuttan uzaklaştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar diğerlerinden daha şanslıdır. Bu insanların barsaklarındaki bakteriler hemen bütün gazları kullanırlar ve böylece kişi çok az gaz çıkararak rahat bir yaşam sürer. Bu bireyler fasulye ve benzeri baklagiller gibi yüksek oranda gaz üretimine neden olan yiyecekleri yemedikleri sürece hemen hiç gaz şikayetleri olmaz. Barsaklarda kalan gazlar birikerek barsak duvarına bası yaparlar. Gerilen barsak duvarı bu gazları dışarı &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;atmak için kasılır ve gazı iter. Bu süreç tamamlanırsa kişi gaz çıkarır ve rahatlar. Ancak bazen süreç başarısız olur ve distansiyon (karnın şişmesi ve gerilmesi) ve ağrılı bir durum ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Bakterilerin gaz üretmesine neden olan yiyeceklerin başında basit (çay şekeri, meyve şekeri vs.) ve kompleks şekerler (selüloz vs.) gelir. Bu şekerlerin ince barsaklarda sindirilip emilmeyen kısmı kalın barsağa ulaştığında bakteriler tarafından kullanılır. Bazı şekerlerin barsaklarda sindirilmesi ve emilmesi kişiden kişiye bazı farklılıklar gösterir. Bu şekerler arasında en bilinenleri süt şekeri laktoz ve meyve şekeri fruktozdur. Laktozu sindiren barsak enzimi olan laktaz pekçok insanda yeterince bulunmaz ve bu nedenle laktozun çoğu herkesçe sindirilemez. Sorbitol ve fruktoz özellikle sanayide yaygın kullanılan tatlandırıcı şekerlerdir; sorbitol düşük kalorili diyet ürünlerinde, fruktoz ise tüm şekerleme türleri ve alkolsüz içeceklerin başlıca şekeridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkiler tarafından şekerlerin depolanması amacı ile üretilen nişasta da önemli bir barsak gazı kaynağıdır. Buğday, arpa, patates, mısır ve prinç bu tür şekerden son derece zengindir ve barsak gazına neden olurlar. Bunların içerisinde sindirimi en kolay olan prinçtir ancak pirinç de kan şekerini çok çabuk yükselttiği için gazı az ama başka derdi olan bir bitkisel üründür. Ancak şu bir gerçektir ki tüm bu bitkisel ürünlerin barsak gazına neden olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç bir gerçek de şudur; rafine ürünler (un, nişasta vb.) doğal hububatlardan daha az gaza neden olurlar çünkü barsaktan emilimleri çok daha hızlıdır. Doğal haldeki hububatların içindeki fiber (lif) şekerlerin sindirimini yavaşlatır. Rafine ürünlerin içinde lif olmadığı için bu ürünlerin içindeki nişasta çok daha hızlı sindirilir ve emilir. Bununla birlikte bitkilerin içinde bolca bulunan sellüloz (ki bu da bir şeker kompleksidir) insan vücudu tarafından sindirilemez ve kalın barsaklara geçer. Kalın barsak bakterileri selülozu yavaş sindirdiği için sellülozu bol ürünler genelde az miktarda gaza neden olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes için barsak gazları kaçınılmazdır. Ancak bazı bireyler bu konuda daha şanssızdır. Pankreasın salgıladığı enzimlerin azlığı (özellikle şeker sindiren enzimlerin) pekçok şeker türünün kalın barsaklara geçmesine neden olur ve bu da bakteriler için bir bayram havası oluşturur. Özellikler bazı kişilerin ciddi gaz probleminin olması bu pankreas enzimlerinin miktarına bağlıdır. Ayrıca kalın barsak florasındaki değişiklikler, uzun süreli antibiyotik kullanımı, aşırı rafine ürün tüketilmesi de barsak gazlarında artışa neden olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-6768536579681634024?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/6768536579681634024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bagirsak-gazi-nedenleri-sebepleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6768536579681634024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/6768536579681634024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/bagirsak-gazi-nedenleri-sebepleri.html' title='Bağırsak Gazı Nedenleri Sebepleri Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1024894306931015165</id><published>2009-12-03T06:18:00.000+02:00</published><updated>2009-12-03T06:18:08.649+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Mide Bulantısı ve Kusma Nedenleri Sebepleri Tedavisi</title><content type='html'>Kusmak, karın etrafındaki kasların ani ve kuvvetli kasılması sonucu midenin boşalmasıdır. Mide bulantısı ise kusacakmış gibi olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Nedenleri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Gastroenterit :&lt;/b&gt; Birkaç mide bulantısı ve kusma nöbeti geçirdiniz, aynı zamanda ishal, baş ağrısı ve ateşiniz var. Viral gastroenterit (sindirim sistemi iltihaplanması) veya viral enfeksiyon çocuklarda ve ergenlerdeki mide bulantısı ve kusmanın en sık görülen nedenidir. Ne kadar kötü de olsa, bu durum genellikle çabuk (çoğu kez &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;24 saat içinde) geçer, belirtiler birkaç gün daha sürebilir. Viral gastroenteritin tedavisi yoktur. Hastalık seyrini izlemelidir. Kendinizi daha iyi hissetmek için kendi kendine tedavi yöntemleri uygulayabilir ve bu durumun en ciddi sonucu olan su kaybını önleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gıda zehirlenmesi : &lt;/b&gt;Mideniz bulanıyor ve kusuyorsunuz ve kısa süre önce bozuk (bakteri bulaşmış) yiyecekler yediniz. Birçok farklı bakteri cinsi gıda zehirlenmesine yol açabilir. Mide bulantısı ve kusma genellikle bozuk yiyeceği yedikten 6 - 48 saat sonra başlar ve bu belirtiler 1 - 2 gün içinde kendiliğinden geçer. O zamana kadar su kaybını önlemek için kendi kendine tedavi yöntemleri uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Kendi Kendini Tedavi Etme..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Katı yiyecekler yiyebileceğinizi hissettiğinizde mideye dokunmayan, ekmek ve kraker gibi nişastalı yiyeceklerle başlayın, ama yağ yemeyin. Bir süre için yağlı yemeklerden ve süt ürünlerinden kaçının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelik söz konusuysa, kraker veya kuru ekmeği deneyin. Gün boyunca sık ve az yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Önleme..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Taşıt tutmasına karşı, yola çıkmadan bir saat önce reçetesiz satılan bir ilaç alabilirsiniz (sürücü sizseniz, sakın bu tür bir ilaç içmeyin, baş dönmesi yapar). Yola çıkmadan 15 dakika önce bir adet, sonra dört saatte bir yan etki yapmayan zencefil kapsülleri (400 miligramlık) de içebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıda zehirlenmesine bağlı mide bulantısı ve kusmayı önleyebilmek için şu kurallara uyun:&lt;br /&gt;Sıcak yemekleri sıcak, soğuk yemekleri soğuk muhafaza edin; yemek pişirirken sık sık elinizi yıkayın; çiğ etin bulunduğu yere başka yiyecekler koymayın; etleri iyice (suları berraklaşıncaya kadar) pişirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Diğer Nedenleri: &lt;/b&gt;İlacın yan etkisi, hamilelik, gastrit, taşıt tutması, duygusal bozukluk, migren, ülser, başta yaralanma, menenjit, apandisit, akut glokom, diyafram fıtığı, safra kesesi taşı, uyuşturucuyu bırakma, bulimia gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Çocuğunuzun Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kusan bir çocukta aşağıdaki belirtilerden herhangi birisini görürseniz, derhal acil yardım isteyin: Üç saati geçen sürekli karın ağrısı, dilde kuruluk, anormal baş dönmesi, yeşil-sarı kusmuk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1024894306931015165?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1024894306931015165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/mide-bulants-ve-kusma-nedenleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1024894306931015165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1024894306931015165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/mide-bulants-ve-kusma-nedenleri.html' title='Mide Bulantısı ve Kusma Nedenleri Sebepleri Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5835421518850029107</id><published>2009-12-03T06:15:00.001+02:00</published><updated>2009-12-03T06:16:00.639+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Kancalı Kurt Paraziti Belirtileri Tedavisi Korunması Teşhisi</title><content type='html'>Parazit adı verilen küçük canlılar tarafından meydana getirilen ve cilt, ince barsaklar ve akciğerleri etkileyebilen hastalıklardır. Necator americanus, Ancylostoma duodenale, Ancylostoma ceylenicum ve Ancylostoma braziliense adı verilen parazitler hastalığa neden olabilir. İlk iki parazit sadece insanlarda son ikisi ise hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalık yapabilir. Bu yazıda ilk iki tür üzerinde durulacaktır. Kancalı kurt hastalığı son derece yaygındır ve nemli tropikal ve subtropikal bölgelerde yaklaşık olarak 700 milyon insanı etkilemektedir. Dünya genelinde günde 700 milyon insandan ortalama 7 milyon litre kan emmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özellikle gelşmekte olan ülkelerde çocuklarda meydana gelen kancalı kurt enfeksiyonu sonucu normalde ölümcül olmayan bir çok hastağa karşı çocukların direnci düşmekte ve ölüm meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki türün de uzunluğu ortalama 10 mm civarındadır. Kancalı kurtlar açık pembe veya pembemsi beyaz renktedirler. Baş ev gövdeleri ters yönlere doğru bükülüdür. Erkeklerinde yelpaze şeklinde (başka parazitlerde olmayan) keseleri vardır. Döllenmiş bir dişi, 60 x 40 mikrometre boyutlarındaki yumurtalarından günde 10.000-20.000 arasında yumurtlayabilir. Kancalı kurtlar 30 oC güney ve 45 oC kuzey enlemleri arasında bulunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık; ılık, nemli ve oksijenli toprakta gelişen yavru kancalı kurtlarla (larva) deri yoluyla bulaşır. Cilde giriş yerlerinde kaşıntılı bir kızarıklık meydana gelebilir. Özellikle kapalı ve kalabalık topluluklarda daha sıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deriden kan damarlarına geçen kancalı kurtlar akciğerlere ulaşabilirler. Akciğerlere ulaştıklarında küçük hava yollarına giderek öksürüğe neden olabilirler. Öksürük sırasında yukarı doğru çıkan larvalar yutularak sindirim sistemine geçerler. Bu sayede ince barsaklara yerleşen larvalar (yavrular ?) gelişimlerini tamamlayarak yetişkin (olgun) kancalı kurt haline gelirler. Olgun ve yavru larvalar dışkı ile dışarı çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deriye giriş yerinde meydana gelen şişlik, kızarıklık ve kaşıntı, genelde Necator americanus paraziti ile meydana gelir ve allerjik bir olaydır. Aylarca devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Belirti ve Bulguları:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;- Bu parazitin bulunduğu kişilerde genelde belirti ve şikayet bulunmaz, çünkü sayıca azdırlar. Bununla birlikte zaman içerisinde ileri derecede demir eksikliği anemisi (kansızlığı) meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Akciğer tutulumunda: öksürük, hırıltılı solunum ve hafif bir ateş ortaya çıabilir. Genelde hafif seyreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sindirim sistemi tutulumunda: şiddetli hastalık durumunda iman tahtasının aşağı kısmında şiddetli ağrı ve barsak hareketleirinin artışı dikkat çekicidir. Sürekli kan emileceğinden kansızlık ve albümin eksikliği meydana gelebilir. Meydana gelebilecek diğer şikayetler: iştah kaybı, ishal, solukluk, halsizlik, dışkıda yumurta ve kan görülmesi, ağızdan kanlı salya gelmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Tanısı:&lt;/b&gt; Hastanın taze dışkısının mikroskopla incelenmessonucu eğer parazit yumurtaları görülebilirse tanı konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalıkta D-xylose testinin sonuçarı da değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Korunması:&lt;/b&gt; Özellikle kanalizasyon sisteminin ve genel çevre hijyeninin iyileştirilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: #0b5394;"&gt;Tedavisi: &lt;/b&gt;Hastalığın tedavisinde pyrantel pamoate ve mebendazole etken maddeli ilaçlar son derece etkilidir. Ayrıca meydana gelen kansızlık ve beslenme yetersizliği gibi durumların da tedavi edilmesi gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5835421518850029107?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5835421518850029107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kancali-kurt-paraziti-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5835421518850029107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5835421518850029107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/kancali-kurt-paraziti-belirtileri.html' title='Kancalı Kurt Paraziti Belirtileri Tedavisi Korunması Teşhisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-745051822645610376</id><published>2009-12-03T06:13:00.000+02:00</published><updated>2009-12-03T06:13:24.739+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Helicobacter Pylori Bakterisi</title><content type='html'>1982 yılında kendisini denek yaparak mide ülserinin nedeni konusundaki teorileri yıkmaya çalışan Barry Marshall bu buluşundan 23 yıl sonra Nobel Tıp Ödülüne kavuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 24 yıl önce Avustralyalı tıp doktoru Barry Marschall Helicobacter pylori bakterisinin bir kültürünü bizzat yutarak bu bakterinin akut gastrite neden olduğunu kendi üzerinde gösterdi. Kendisiyle birlikte Patolog arkadaşı Robin Warrenı bu fikre getiren olay takip ettikleri hemen hemen tüm gastri, ülser ve mide kanseri hastalarının midesinde bu mikroorganizmaya rastlamış olmalarıydı. O dönemde bilim dünyası bu açıklamaya &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;şüphe ile yaklaşmıştı, çünkü mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri ile benzeri rahatsızlıkların temel nedeni olarak aşırı asit salgısı gösteriliyordu. Dahası bu kadar aşırı asidik bir ortamda bir eninde sonunda bir canlı organizma olan bir bakteri nasıl yaşayabilirdi ki? Ne var ki, geçen zaman bu iki arkadaşı haklı çıkardı ve sonunda 2005 yılında bu buluşlarından dolayı Nobel Tıp Ödülü ile onurlandırıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden ülser hastaları hekimlerin devamlı müşterisi olma niteliğini kazanıyordu. Günümüz bilgilerin ışığında ise bu bakteriye yönelik antibiyotik tedavisinin de eklenmesiyle ülser artık kronik bir hastalık olmaktan çıkarıldı. Yine Helicobacterin bulunmasıyla daha önceleri ülserin doğrudan faili gibi görülen stres ve sigara gibi nedenler artık daha ziyade risk faktörü olarak anılmaya başlandı. Midesinde yerleşik Helicobacter bulunduran kişiler bu gibi risk faktörlerinin yanında bazı ilaçlara da (ağrı kesiciler, aspirin, antiromatizmal ilaçlar gibi) aşırı hassasiyet gösterebilmekte ve sonuçta bu uyaranlarla ülser oluşumu tetiklenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya toplumunun yaklaşık yarısının bu bakteriyi midesinde barındırdığı hesaplanmaktadır. Bu özelliğiyle Helicobacter pylori dünyanın en yaygın enfeksiyon hastalığı olma özelliğini taşıdığı da söylenebilir. Yine de bu bakterinin bağırsağımızda bol miktarda bulunan ve normal bağırsak florasını oluşturan diğer bakteriler gibi bulunduğu bölgede birtakım fizyolojik işlevlere de hizmet edip etmediği merak konusu. Bir milimetrenin 3000de biri büyüklüğündeki Helicobacter pylori mide mukozası içerisinde yaşarken kendisini mide asidinden korumak için bazik tabiatlı amonyakla kaplı bir hücre zarına sahip. Kişiden kişiye geçişin daha erken çocukluk çağında, olasılıkla eksik hijyen ve aile içi ortak çatal-kaşık kullanımı gibi davranışlarla, ortaya çıktığı düşünülüyor. Bakterinin iğneye benzer çıkıntıları ile mukoza hücrelerine temas etmesiyle bağışıklık sistemini tetikleniyor ve enfeksiyon reaksiyonları ortaya çıkıyor. Asit salgısının artırıcı özellikleri yanında mukoza tabakasına zarar verici toksinler de sagılayan bakteri kronik bir gastrit tablosuna yol açıyor. Bu kronik gastrit manzarası hemen hemen tüm Helicobacter pylori taşıyıcılarında görülmekle beraber vakaların %8i bunu hissetmeden yaşamlarını sürdürüyor. Geri kalan %20lik toplumda ise mide ve bağırsak ülserleri ortaya çıkarken mide kanseri riski de artmış olarak bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlarda niçin hiç bulgu ortaya çıkmaması, bazısında ise tam aksine oldukça belirgin hastalık belirtilerinin bulunmasının nedeni tam olarak izah edilememiştir. Genel olarak artan yaş ile bulguların görülme olasılığının arttığı kabul edilebilir. Yer yer kişiden kişiye bakterinin gücünün (patojenite) de farklı olabileceği öngörülebilir. Çoğunlukla normal mide tedavisine klaritromisin ve amoksisilinden oluşan bir antibiyotik kombinasyonununun eklenmesi bu bakteriye karşı başarılı sonuç vermekle birlikte bakteri varlığı gösterilen herkese bu tedavinin uygulanması da tartışılır durumdadır. Bir görüş bulgu ve belirti vermemiş taşıyıcılara ancak yüksek risk grubunda yer alıyorsa veya yakın ailesinde bu tip bir hasta yer alıyorsa antibiyotik tedavisi rejiminin uygulanması yönündedir. Bu görüşün karşısında ise bulgusu olmayan kişilere kesinlikle antibiyotik verilmemesi gerektiğini savunanlar bulunmaktadır. İkinci görüşün dayanak noktası lüzumsuz antibiyotik kullanımının bakterilerde direnç oluşumunu kolaylaştıracağı ve giderek daha güçlü bakteri soyları ile karşı karşıya kalacağımız şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide şikâyetleri genellikle basit bir yanma-ekşimeden, kıvrandırıcı ve gece uykudan dahi uyandırabilen ağrılar ve yemek borusuna kadar uzanan yakıcı ağrılara kadar varabilmektedir. Rahatsızlığın ülser (mide mukozasında yara) mi yoksa halen gastrit (mide mukozasının basit enfeksiyonu) aşamasında mı olduğu, yerleşimin ağırlıklı olarak mide mi yoksa onikiparmak bağırsağında mı olduğu, ya da yemek borusuna kadar uzanıp uzanmadığı hakkında kesin bilgi ancak endoskopi ile elde edilebilir. Bunun için hastaya ince bir hortum şeklinde yutturulan tetkik aracının içerisindeki optik sistemler vasıtasıyla yemek borusundan onikiparmak bağırsağına kadar tüm bölgeler ayrıntılı bir şekilde gözle görülebilmektedir. Aynı zamanda cihazın ucundaki aletler ile alınan küçük bir mukoza örneği biyopsisinde Helicobacter varlığı ya da yokluğu da olarak araştırılabilmektedir. Sonuçta tedaviye antibiyotik eklenip eklenmeyeceğine de bu testin sonucuna göre karar verilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında mide şikâyetleri ile hekime başvuran hastaların yarısından çoğunun gerçekte organik bir rahatsızlığının bulunmadığı görülmüştür. Psikolojik ve psikosomatik bileşenleri de olan bu durumdaki kişilerin genel olarak birtakım uyarıcı faktörlere daha hassas tepki verdikleri görülmüştür. Mide bağırsak sisteminin kas tabakası içerisine yerleşmiş olan özel sinir ağının özel egzersizlerle kontrol altına alınmaya çalışılması bu tip hastalarda çözüm olabilmektedir. Çok inatçı vakalarda psikoterapi gereksinimi doğabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak mide şikâyetlerinde sıklıkla kullanılan ilaçlar ve bunların ne şekilde etkili olduğunu özetleyecek olursak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antiasitler: Çoğu magnezyum ya da alüminyum içeren şurup ya da çiğneme hapı şeklindeki bu ilaçlar mide asidini nötralize ederek uzaklaştırma yoluyla etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H2-reseptör blokerleri: Başlıca simetidin, ranitidin ve famotidin etken maddelerini içeren bu grup asit salgılayan hücrelerde bu salgıyı uyaran histamin maddesi için özelleşmiş reseptörleri kapatarak etki göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proton pompası inhibitörleri: Omeprazol, lansoprazol, pantoprazol şeklinde özetlenebilecek bu maddeler asit salgılayan hücrelerin doğrudan salgı pompasını bloke etmektedir. Asit salgısını bloke edici özelliği H2-reseptör blokerlerinden daha güçlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prokinetik maddeler: Metoklopropamid ve domperidon gibi maddeler mide-bağırsak düz kaslarının hareketlerini uyararak mide boşalmasını hızlandırır ve mide ile yemek borusu arasındaki kapağı (kardiya) kasarak mide asidinin yemek borusuna kaçmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spazmolitikler: Mebeverin ve N-butilskopolamin gibi kas gevşetici maddeler kramp tarzındaki ağrılar söz konusu olduğunda etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkisel reçeteler: Çok çeşitli ve kombine etkinlik gösterebilen bitki karışımları vardır. Örneğin, çok miktarda alınan nane ve kimyon yağının kramp çözücü etkisi vardır. Enginarın safra akışını hızlandırıcı dolayısıyla hazmı kolaylaştırıcı etkisi bulunmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-745051822645610376?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/745051822645610376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/helicobacter-pylori-bakterisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/745051822645610376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/745051822645610376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/12/helicobacter-pylori-bakterisi.html' title='Helicobacter Pylori Bakterisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2713731922306036535</id><published>2009-11-27T06:44:00.000+02:00</published><updated>2009-11-27T06:44:08.738+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Alkolizm Nedir Belirtileri Tedavisi Sebepleri İlacı Testi</title><content type='html'>Sekiz bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ilk ıslah etmesiyle bira yapımı başladı. Altı bin yıl önce Sümerler, Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içiyorlardı. Paleolitik çağda fermente edilmiş meyve, tahıl ve baldan alkol yapılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metanol, Yunanca Methy ve Sanskritçe Madhu kelimelerinden gelir ve bal, sarhoş eden madde anlamına gelir. Alkol kelimesi Arapça dan gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkolizmin Nedir..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Alkolizm, davranışsal bir bozukluktur. Tekrarlayıcı olarak fazla miktarlarda alınan alkole bağlı problemler gelişmesi anlamına gelir.Alkolik, kötü sonuçlar doğurmasına rağmen, kompulsif bir biçimde alkol içmeye devam eder. Alkolizmde, alkol alımının sınırlanması ile ilgili kontrol kaybolmuştur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;İnsanlar Neden içiyorlar?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;- Zevk almak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Duygu durumu düzeltmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Stresle başa çıkmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alkol içme arzusu (craving, aş erme)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkoliğin Hayatı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;* İçenlerle arkadaşlık eder, evlenir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İçmek için her zaman neden vardır: mutluluk, neşesizlik, gerginlik vs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İçme fırsatları sonsuzdur: maç, av, parti, tatil, doğum günü vs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Alkolizm ilerledikçe problemler artar, yalnız içmeye başlar, gizlice içer, şişeleri saklar, durumun ciddiyetini saklamaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Suçluluk duygusu gelişir, suçluluk ve pişmanlık duygularını bastırmak için daha çok içmeye ve sabahları kalkınca içmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçluluk ve anksiyete nedeniyle daha çok alkol alır, alkol aldıkça anksiyete ve depresyon derinleşir ve şu belirtiler ortaya çıkar: Uyku kalitesinde bozulma, gece uyanmalar, depresif duygu durumu, huzursuzluk ve sıkıntı hisleri, panik nöbetleri, göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes almada zorluk  ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkolizmde Fiziksel Bulgular..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;- Arkus senilis: Gözün kornea tabakasında yağ halkası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Acne rosecea : Kırmızı burun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Palmar eritem: Avuç içinde kırmızılık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Asteriksis: Elde flapping tremor (büyük amplitüdlü titreme)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sigara yanıkları: Parmak, göğüs vs de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Morarıklıklar (düşme ve çarpmalara bağlı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hepatomegali (karaciğer büyümesi), karın ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Periferik nöropati (el ve ayaklarda his kusurları, uyuşma vs)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kan tetkiklerinde anormallikler: GGT, MCV, AST, ALT, ürik asit, trigliseritler, üre yükselir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal gidiş, cinsiyet farkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerde daha erken başlar (20 civarı), sinsi gidişlidir, 30 yaşından önce problemleri farketmek zordur. 45 yaşından sonra başlama nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda başlangıç daha geç olur, depresyon daha sıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkolizmin Tipleri..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gamma tipi alkolizm: Çok aşırı miktarda alkolün aralıksız biçimde alındığı epizotların yaşandığı, ama aralarda alkol alınmayan dönemlerin olduğu alkolizm tipi. Örneğin kişi günler boyunca sızıncaya kadar alkol alıp ayılır ayılmaz içmeye devam eder. Sağlık durumu nedeniyle içemez hale gelince birkaç gün hasta yatar, daha sonra 1-2 hafta alkol almaz ve sonra her şey yeniden başlar. Bu kişilerde temel problem alkol alımı ile ilgili kontrol kaybıdır, yasal ve sosyal problemler ön plandadır. Bunun tersine  Fransız tipi alkolizm de kişi sürekli olarak fazla ama aşırı olmayan miktarlarda alkol alır, alkol kullanımı bir hayat tarzı haline gelmiştir. Herhangi bir nedenle alkol içmeyi durdururlarsa alkol yoksunluğuna girebilirler. Uzun vadede sağlık problemleri ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tip A-B ya da 1-2: Erken yaşlarda başlayan, ailede alkolizm öyküsünün varolduğu, antisosyal kişilik bozukluğu ile birlikte sık görülen kötü gidişli alkolizm ve daha geç yaşta başlayan, aile öyküsünün olmadığı, daha çok depresyonun eşlik ettiği, daha iyi gidişli alkolizm tipi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Komplikasyonlar (alkolizmin sonuçları)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sosyal:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Boşanma, terkedilme,&lt;br /&gt;İş sorunları, devamsızlık,&lt;br /&gt;Ev-iş-trafik kazaları&lt;br /&gt;Adli problemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tıbbi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1.Akut sorunlar&lt;br /&gt;2.Kronik sorunlar&lt;br /&gt;3.Yoksunluk belirtileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer harabiyeti, kardiyomiyopati (kalp büyümesi), anemi (kansızlık), yüksek tansiyon, trombositopeni (pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma), miyopati (kas yıkımı), kanser, teratojenite (anne karnındaki bebekte anormallikler), pankreatit (pankreas iltahabı), pnömoni (zatüre), merkezi sinir sistemi bozuklukları (retrobulbar nörit,Wernike-Korskof Sendromu ve bunaması, serebeller atrofi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkol Yoksunluğu Belirtileri.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Otonomik hiperaktivite (terleme, nabız 100 ün üstünde), titreme, uykusuzluk, bulantı ve kusma, geçici halüsinasyon ve ilüzyonlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deliryum tremens: Uzun süre fazla miktarda alkol alan kişilerde alkolü kestikten 2-3 gün sonra ortaya çıkabilen, ölüm riski taşıyan bir tablodur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinç ve konsantrasyon bozukluğu, görsel halüsinasyonlar (gerçekte var olmayan şeylerin görülmesi), bulunduğu zamanı ve yeri karıştırma ile kendini belli eder, hızlı başlayıp dalgalı bir seyir gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;En sık eşlik eden psikiyatrik bozukluklar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Majör Depresyon: Alkol bağımlılarının %30-50 sinde görülür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anksiyete bozuklukları: %30 sıklıktadır. Erkeklerde sosyal fobi, Kadınlarda agorofobi sıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İki uçlu duygu durum bozukluğu (manik depresif b)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diğer madde bağımlılıkları: başta sigara olmak üzere esrar vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişilik Bozuklukları: antisosyal ve sınırda kişilik bozuklukları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Alkolizmin Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;* Alkolikler tedavi için başvurduklarında genellikle  dibe vurmuşlardır  yani sağlık, aile, meslek, sosyal yaşam vb yönlerden büyük kayıplara uğramış ve çaresiz duruma düşmüşlerdir. Bu hale düşmeden pek çok alkolik bu zevki terketmeye yanaşmaz, ya da buna karar verse de kolayca vaz geçer. Önemli olan bu denli kayba uğramadan bu kısır döngüyü durdurmaktır. Bu nedenle kişinin alkolik olduğu yani alkol karşısında zayıf, hatta alkolün esiri olduğunu farkedip kabullenmesi düzelmenin başlangıç noktasını oluşturur. Erken dönemdeki alkoliklerin bu gerçeği farketmeleri için  motive edici görüşmeler  yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Alkolizm tedavisi yoksunluk belirtileri kalktıktan sonra başlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hedef ayıklıktır (sobriety): Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için de bu önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ekip tedavisi gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tedaviden sonra uzun süreli izlem gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda en sıktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2713731922306036535?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2713731922306036535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/alkolizm-nedir-belirtileri-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2713731922306036535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2713731922306036535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/alkolizm-nedir-belirtileri-tedavisi.html' title='Alkolizm Nedir Belirtileri Tedavisi Sebepleri İlacı Testi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-8058625605900261484</id><published>2009-11-27T06:39:00.002+02:00</published><updated>2009-11-27T06:39:18.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Alkol Zehirlenmesi (Entoksikasyon) Nedir</title><content type='html'>İnsanlara verilen aynı miktarda alkol çeşitli faktörler yüzünden aynı etkiyi göstermez. Vücutları daha küçük ve daha fazla yağ dokusuna sahip oldukları için genellikle kadınlarda erkeklerden daha yüksek bir alkol düzeyi olma olasılığı vardır ve bu nedenle alkol kadınları daha fazla etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkolün etkileri içmeden önce yenen yemeğin miktarına da bağlıdır.Mide ne kadar dolu olursa alkolün kana geçişi o kadar yavaş olur. Böylece alkolün kandaki yoğunluğu da düşük olur.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Alkol zehirlenmesi kabaca kan alkol düzeyiyle paralellik gösterir. Bu da beyindeki alkol düzeyini yansıtır. Alkolik olmayanlarda 25 mg/dl üzerindeki bir kan alkol düzeyinde hafif zehirlenme belirtileri ortaya çıkar; bu belirtiler arasında duygulanım bozukluğu,düşünme yeti5mm kaybı ve hareket bütünlüğünün bozulması bulunur. 100 mg/dl nin üzerinde bir kan alkol düzeyi olduğunda ise çift görme,konuşma zorluğu ve belirgin bir hareket bütünlüğü kaybı görülebilir. Alkol yoğunluğu arttıkça komaya kadar gidebilen sorunlar ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zehirlenme genelde bir desilitre kanda en azından 80-100 mg alkol bulunması (80-100 mg/dl veya %0. 1)olarak tanımlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sınırın çok altındaki düzeylerde bile birçok insan hareket bütünlüğünü kısmen kaybeder ve tepki gösterme süresi uzar (Örneğin araba kullanırken beklenmedik bir durumda frene ne kadar hızlı basabildiğiniz gibi).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-8058625605900261484?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/8058625605900261484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/alkol-zehirlenmesi-entoksikasyon-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8058625605900261484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/8058625605900261484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/alkol-zehirlenmesi-entoksikasyon-nedir.html' title='Alkol Zehirlenmesi (Entoksikasyon) Nedir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-4429020954269412143</id><published>2009-11-27T06:34:00.001+02:00</published><updated>2009-11-27T06:34:48.990+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Doğuştan Olan Anomaliler ve Doğum Öncesi Tanı Yöntemleri</title><content type='html'>Doğuştan meydana gelen engeller iki şekilde oluşmaktadır. Bunlardan birincisi; Anne veya babada hastalık oluşturacak genetik yapıda bir olumsuzluk söz konusudur. Genlerde mevcut olan bu durum anne ve babadaki kromozomlar aracılığıyla bebeğe geçmekte ve bebeğin engelli doğmasına sebep olmaktadır. Bu tür engeller, o çiftin her gebeliğinde ortaya çıkabileceği gibi, hiç çıkmama ihtimali de vardır. Kendiliğinden meydana gelen sık düşükler veya ailede daha önce meydana gelmiş engelli bebek mevcudiyeti, bu ihtimalin düşünülmesini ve genetik araştırmanın yapılmasını gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tüm gebelikler içerisinde engelli bebek doğma riski %1-2 civarındadır. Akraba evliliklerinde bu tür hastalıkların ortaya çıkması için uygun bir ortam oluşturduğundan risk oranının arttığı görülmektedir. Çünkü bu hastalıkların genel toplum içinde farklı ailelerden gelen kadın ve erkeklerde görülme oranı çok düşüktür. Ancak akrabalar arasında görülme oranı ise çok daha yüksektir. Bunun sonucunda hem anne hem de babada aynı hastalıklı gen bulunacağından, şifrelenme (kromozom) yoluyla bebeğe aktarılması sağlanacak ve bebeğin engelli doğmasına sebep olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle "birinci derece akraba" evliliğinden kaçınılması, akraba evliliği yapmış olanlar ise mutlaka genetik araştırmalarını yaptırmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir durum ise anne ve babada genetik hastalık yaratacak herhangi bir etken mevcut değilken, sadece o gebelikte bebeğin kromozomlarında bozukluk yaratan faktörlerin mevcudiyeti rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun haricinde, gebeliğin ilk üç ayında; gebeliğe zararlı olduğu belirlenmiş ilaçların alınması, röntgen ışınlarına maruz kalınması, özellikle gebeliğin ilk üç ayında mikrobik hastalıklardan kızamıkçık, sitomegolovirüs, frengi, kabakulak, suçiçeği, grip, toksoplazma gibi bazı hastalıkların geçirilmesi sonucu genlerde bozukluk oluşarak anne karnındaki bebeklerin engelli olmasına sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan engellerin bazılarında ise yukarıda belirtilen etkenlerin hiçbirisi bulunmayabilir. Gebeliğin ilk üç ayı içerisinde meydana gelen düşüklerin incelenmesinde, bu bebeklerin yaşama şansı olmayacak kadar ciddi genetik bir engele sahip oldukları ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Down Sendromu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Down Sendromu, insanın en küçük yapıtaşı olan kromozomların sayısının farklı olmasından ileri gelen bir sorundur. Sağlıklı her insanın hücrelerinde toplam 46 tane kromozom mevcuttur. Bu kromozomlar; kadında 46 tane "X", erkekte ise 45 tane"X" ve 1 tane de "Y" kromozomu olarak bulunmaktadır. İnsan hücrelerinde bulunan toplam 46 tane kromozom, bilimsel anlamda 1 den 46 ya kadar numaralandırılmıştır. Down Sendromunda ise 21 numaralı kromozoma ilave olarak 1 kromozom daha bulunmaktadır. Bu kişilerde 2 tane 21 kromozom olduğundan toplam kromozom sayısı 46 yerine 47 tane olmaktadır. Buna benzer başka isimlerle anılan 18 ve 13 üncü kromozom fazlalığı ile beraber olan farklı sendromlar da mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatla bağdaşan ve en sık rastlanan kromozom bozukluğu olan Down Sendromunun ortaya çıkmasında annenin yaşı çok önemlidir. Canlı doğumlarda görülme sıklığı yaklaşık 1/850 dir. Bu sıklık, 20 li yaşlarda 1/1500 iken, 45 yaşında 1/28 kadar yükselmektedir. Yaklaşık % 30-35 inde ağır derecede kalp rahatsızlığı ve %15 inde de başta oniki parmak bağırsağında tıkanık ve mide barsak sistemi ile ilgili diğer engeller bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne rahmindeki bebekte, Down sendromu olma riski anne yaşı ile artmaktadır. Çok önceleri tarama testi yapılırken annenin yaşı gözönüne alındığında, 35 yaştan gün almış olan kadınların Down sendromlu bebek doğurma riskinin 1/270 olarak bilindiğinden, bu kadınlara anne karnındaki bebeğin bulunduğu keseden su numunesi alınarak (amniyosentez) kromozom tetkiki önerilmekteydi. Bu konuda yapılan çalışmaların başlıca amacı, mümkün olduğunca annelere az müdahale yaparak yüksek teşhis yeteneklerine sahip bir test geliştirmektir. Daha eski olan ve Üçlü Test olarak adlandırılan test ile daha güncel olan 11-14 haftaları arasında yapılan "İlk üç ay Down Sendromu" tarama testi bu amaçla kullanılan testlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;11-14 ncü gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu testin Down Sendromlu bebekleri ortaya çıkarma duyarlığının % 90 civarında olduğu bildirilmektedir. Kullanılan parametrelerden biri gebeliğin 11-14 ncü haftaları arasında, bebeğin ense derisi altında bulunan sıvı birikimi ile meydana gelen ense kalınlığının ölçülmesi, kanda PAPP-A ve serbest (3-hCG değerleridir. Bu değerler; annenin yaşı hesaba katılarak bir programa girilir ve buna göre Down sendromu riski hesaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu testin en önemli parçası olan ense kalınlığı ölçümü 18 ve 13 ncü kromozomlardaki sayısal değişikliklerle ortaya çıkan diğer engellerin (Trizomi 18 ve 13, Turner Sendromu Kromozom yapısı: "45 XO") taranmasında da yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalar bu ense kalınlığının artması ile anne rahmindeki bebeklerde doğumsal kalp hastalıkları riskinin de artmış olduğunu göstermiştir. Bu durumda çıkan test sonuçlarında, bebeğin kromozom yapısı normal saptansa bile kalp hastalıkları açısından 5 nci ayda mutlaka tetkik edilmesi önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;16-18 nci gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Üçlü test olarak bilinen bu yöntem, gebeliğin 16 ile 18 nci haftaları arasında en doğru sonuçları veren bir kan testidir. Yapılış amacı özellikle Down Sendromu diye adlandırılan problemli bebeklerin anne karnında iken saptanmasına yöneliktir. Üçlü test için anneden bir miktar kan alınması gerekir. Alınan kanda Alfa Feto Protein (AFP), human Koryonik Gonadotropin (hCG) ve Östriol (uE3) hormonları ölçülür. Gebeliğin değişik haftalarına göre bu hormonların değerlerinde farklılıklar olmaktadır. Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama yöntemi ile "MoM" değerleri bulunur. Testin neticesini hesaplarkn annenin yaşı, ırkı, vücut ağırlığı, şeker hastalığı olup olmadığı ve sigara kullanıp kullanmadığı da dikkate alınır. Tüm bu veriler ile kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilerek olasılık olarak sonuç elde edilir. Örneğin 1/2300 gibi çıkan bir sonuçta, Down Sendromlu çocuk doğurma olasılığının çok düşük olduğunu gösterir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, 1/220 veya 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. "Üçlü tesfte yüksek risk saptanan yaklaşık 100 anne adayının doğurduğu çocuklardan ancak 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir. "Üçlü test" yöntemi Down Sendromlu bebeklerin yaklaşık % 60-70 inin saptanmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Tarama Testinde Yüksek Risk Saptandığı Durumlarda Ne Yapılmaktadır ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu testin sonucunun riski yüksek gösterdiği durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromlu olup olmadığını ortaya koymak gerekir. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının saptanması için bebeğin anne karnında bulunduğu kese içindeki sıvıdan örnek almak (amniyosentez) veya göbek kordonundan kan alınarak bebeğin genetik incelemesi (kromozom analizi) nin yapılması gerekmektedir. 5 nci aydan önce kolay yapılan ve gebeliğe olan riski en az olan yöntem olarak su kesesinden sıvı alınması (amniyosentez) yapılmaktadır. Amniyosentez ile elde edilen sıvıdan laboratuvarda yapılan kromozom tayini ile bebeğin normal olup olmadığı hakkında bir karar verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Down Sendromu Testleri Niçin Önemli ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İlk 3 ay Down Testi, gebeliğin 11-14ncü haftalarında, Üçlü test ise anne adayına gebeliğin16-18 nci haftalarında uygulanması gereken bir testtir. Testin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır. Tarama testi genel olarak kolay yapılan ve herkese uygulanabilen ve aynı zamanda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten ziyade, bir hastalığın ortaya çıkarılmasında kullanılan yardımcı bir yöntemdir. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir yönteme ihtiyaç duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur. Tekrar vurgulamak gerekir ki nasıl her yüksek riskli test sakat çocuk anlamına gelmiyorsa, normal sonuç alınan her test de bebeğin % 100 sağlıklı olduğunu göstermez. Bu nedenle bu teste ilaveten 18 ile 20 ci gebelik haftalarında ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile diğer problemler aranmalıdır. Özellikle ense kalınlığı 2 mm üstünde olan bebeklerde, kromozom incelemesi normal olsa bile 18-20 nci haftalarda mutlaka detaylı ultrasonografiye ilaveten kalp yönünden incelenmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #0b5394;"&gt;&lt;b&gt;Ultrasonografi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ultrasonografik inceleme; ses dalgaları kullanılarak elde edilen görüntüleme yöntemleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne karnındaki bebeğin durumunun değerlendirilmesi ve bebekteki engelin saptanması açısından ultrasonografi; doğum öncesi tanıda giderek artan bir değer kazanmaktadır. Gebelik döneminde uygulanan ultrasonografi, bebek yaşının hesaplanması, bebeğin yaşam fonksiyonlarının, çoğul gebeliklerin, su kesesindeki sıvı miktarının değerlendirilmesi ve bebek eşinin rahimde -bulunduğu bölgenin tayin edilmesi açısından çok önemlidir. Pek çok doğuştan engeller, anne karnındaki dönemde ultrasonografi aracılığı iletanmabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından ultrasonografi duyarlılığı % 14-85 arasında değişmekte, kişiye özel yapılan incelemede % 99 dolaylarında olduğu bildirlmektedir. Seçilmiş bir engelli olabileceği düşünülen ve aile hikâyesine dayanarak uygulanan özgün ultrasonografide, anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından duyarlılık % 99 lara çıkabileceği bildirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi bakım almak ve kontrollere düzenli olarak gitmek, gebelikte muhtemel anormal durumların tespiti için yapılacak en doğru seçimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte bu tür durumların tespiti için en çok başvurulan ve hiçbir yan etkisi olmayan yöntem ultrasonografidir. Yapılan ultrasonografik tetkik ile bebekteki fiziksel anormalliklerin daha gebeliğin ilk haftasından itibaren belirlenmesi sağlanır. Gebeliğin on ikinci haftasında ultrasonografi ile bebeğin ense cilt kalınlığının ölçülmesi sonucu Down sendromu olma riski hesaplanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekteki kromozom bozukluğunun kesin tespiti için bebeğin eşinden (plesentadan) ya da kesenin suyundan gebeliğin 15-16ncı haftalarında örnek alınarak (amniyosentez) genetik inceleme yapılmalıdır. Bebeğin eşinden parça alma işlemi ( Koryonik Villüs Biyopsisi=CVS ), gebeliğin 10-11nci haftalarında uygulanır. Hastahanede yatmayı gerektirmeyen ağrısız ve kolay uygulanabilen bir işlemdir. Yapılan işleme bağlı olarak %2-3 oranında düşük yapma veya mikrop kapma riski vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlemler sadece risk grubu; ense kalınlığı ölçümü ve / veya üçlü tarama testi sonucuna göre risk oranı yüksek olanlara, 35 yaşını geçmiş tüm gebelere, ultrasaund sonucunda şüpheli durumda olanlara, genetik hastalık taşıyıcısı olduğu bilinen ebeveynlere ve daha önce engelli (anomalili) bebek sahibi olan gebelere uygulanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek sahibi olmayı isteyen her çiftin aklının bir kenarında endişe olarak bulunan anomalili bebek sahibi olma ihtimalini; akraba evliliğinin önlenmesi, gebelikte bulaşıcı hastalıklardan, alkol, ilaç, sigara, röntgen ışınları ve diğer zararlı durumlardan kaçınmak gibi önlemlerle azaltmak mümkündür. Ancak bilinmeyen ve önlenemeyen nedenlerle ortaya çıkan engellere yönelik alınacak en etkili yöntemin uygun doğum öncesi bakım olduğu unutulmamalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-4429020954269412143?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/4429020954269412143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/dogustan-olan-anomaliler-ve-dogum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4429020954269412143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4429020954269412143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/dogustan-olan-anomaliler-ve-dogum.html' title='Doğuştan Olan Anomaliler ve Doğum Öncesi Tanı Yöntemleri'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7194041578740706578</id><published>2009-11-27T06:32:00.002+02:00</published><updated>2009-11-27T06:32:24.416+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Bebek ve Anneler İçin Hamilelikte Egzersiz</title><content type='html'>Dünyaya yeni bebekler gelirken öncelikle istediğiniz, bebeğin sağlıklı olmasıdır. Doğumun rahat ve bebekle beraber annenin de sağlıklı olması hamilelik döneminde yaşam şeklindeki değişikliklerle mümkün olabilmektedir. Bedensel egzersizler doğumdan ölüme kadar her yaş grubunda uygulanabilmektedir. Hamilelik döneminde de bedensel egzersiz yapmanın yararları çoktur, bunlar:&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Bacak kramplarının çoğalmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sırt ve diğer hamilelik ağrılarını azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vücut ağırlığınızın gereğinden fazla artmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hamileliğin ve doğumun rahat geçmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuğun içinde yaşayacağı kapsülün genişlemesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğumdan sonra normale dönüşü hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar önemli yararları sağlayabilmek için mutlaka bilinçli egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz sırasında dikkat edilecek noktalar ise şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bedensel egzersiz düzenli olarak yapılmalıdır. Bir hafta 3 gün, diğer hafta 1 gün egzersiz yapılarak fizyolojik yarar sağlamak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haftada 4 gün egzersiz yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eğer doktor tarafından hamileliğin riskli olduğu söylenirse doktor izin verene kadar egzersiz yapılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Egzersiz sırasında belirlenecek en yüksek nabız sayınız hiçbir zaman aşılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gövdenin öne ve arkaya eğilmesi engellenmeli, karın bölgesine baskı uygulanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hamile kadının daha fazla oksijene ihtiyacı olduğundan yoğun egzersizlerden kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haftada 1 gün küçük ağırlıklarla kas çalışması yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yağ yakmak için egzersiz yapılmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bilinçsizce yapılacak ve kilo vermeye yarayacağı düşünülen diyetlerden uzak durulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Egzersiz sırasında ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı bir bebek, sağlıklı bir anne için egzersizin önemi büyüktür. Bu konuda güvenebileceğiniz bir egzersiz uzmanına danışarak yardım isteyiniz. Hamilelik döneminde sigara ve alkolden uzak kalarak doğru ve dengeli bir beslenme programıyla beraber bilinçli egzersiz yapmalıyız, sağlıklı ve mutlu günler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7194041578740706578?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7194041578740706578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/bebek-ve-anneler-icin-hamilelikte.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7194041578740706578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7194041578740706578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/bebek-ve-anneler-icin-hamilelikte.html' title='Bebek ve Anneler İçin Hamilelikte Egzersiz'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2279125152720418085</id><published>2009-11-27T06:30:00.004+02:00</published><updated>2009-11-27T06:37:07.755+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Gebelik Sırasında Vajinadan Gelen Kanama</title><content type='html'>Hamilelik sırasında vajinadan gelen kanama, yanlış bir şeyler olduğunun göstergesidir. Hemen doktorunuzu arayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin ilk 20 haftasında, kanama genellikle düşükle ilişkilendirilir. Düşük sırasındaki kanama hafif ya da ağır olabilir. Hiçbir uyarı olmayabilir ya da önce kahverengimsi bir akıntı fark edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin ilk günlerinde, yumurta rahmin içine tutunurken, bazı lekeler görebilirsiniz. Ayrıca tüm hamile kadınların yaklaşık 20 sinde, ilk günlerinde düşükle sonuçlanmayan kanamalar olmaktadır. Bu nedenle, tehlikeli olmayabilir de, ama mutlaka doktorunuza danışın.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin 20. haftasından sonraki kanamalara doğum öncesi kanama denir. Bu, erken gebelik kanamasından daha az yaygındır ve kadınların yüzde 2 sinden daha azında görülür. Doğum öncesi kanaması, plasenta previa , dış gebelik, düşük ya da erken doğum dahil olmak üzere birçok nedeni vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok durumda, kanama hafiftir. Ancak, ciddi bir kanama sizin ve bebeğinizin hayatını tehlikeye sokabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin ilk aylarından sonra kanama başlarsa, derhal doktorunuzu görün. Hastaneye yatırılmanız ve kanamanın nedeninin belirlenmesi için ultrason gibi testlerden geçmeniz gerekebilir. Kanama ağırsa, kan nakli gerekli olabilir. En kötü durumda, doğum suni olarak başlatılır ya da bir sezeryan ameliyatı yapılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2279125152720418085?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2279125152720418085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/hamilelik-sirasinda-vajinadan-gelen_27.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2279125152720418085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2279125152720418085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/hamilelik-sirasinda-vajinadan-gelen_27.html' title='Gebelik Sırasında Vajinadan Gelen Kanama'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2560245447876382891</id><published>2009-11-27T06:29:00.001+02:00</published><updated>2009-11-27T06:29:21.801+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anne-ve-Cocuk-Sagligi'/><title type='text'>Doğum Öncesi Bakım</title><content type='html'>Kendiniz ve bebeğiniz için yapabileceğiniz en önemli şey, hamile olduğunuzdan kuşkulandığınız anda doğum öncesi bakıma başvurmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kadın bir doğum uzmanından ya da doğum öncesi bakım sağlayan başka bir doktordan randevu aldığında, hamile olduğunu biliyordur. Tüm semptomlar görülmektedir ve evde yaptıkları bir gebelik testi pozitif sonuç vermiştir. Hamileliğiniz bir testle doğrulanmadıysa, doktorunuzun muayenehanesinde bir test yaptırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Doktorların çoğu, bir adet gecikir gecikmez özellikle hamile kalmaya çalışıyorsanız doğum öncesi bakıma başvurulmasını önermektedir. En fazla iki adetin gecikmesini bekleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktora gittiğinizde ayrıntılı bir sağlık formu doldurursunuz ve doktorunuz, soruna yol açacak ya da hamilelik sırasında özel önlemleri gerektirecek, önceden varolan bazı durumların söz konusu olup olmadığını anlamak için aile öykünüz ve genel sağlığınız hakkında birçok soru sorar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman gebe kaldığınızı öğrenmek önemlidir, bu nedenle doktor bebeğin ne zaman doğacağını kesin olarak belirlemek için adet düzeniniz hakkında sorular sorar. Ancak bu yalnızca bir tahmindir. Bebeklerin çoğu tam beklendikleri gün doğmazlar. Bir bebeğin tahmin edilen tarihten 2 hafta önce ile 2 hafta sonrası arasında doğması tamamen normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi öykünüzü öğrendikten sonra, doktorunuz fiziksel bir muayene ve bir pelvis muayenesi yapar. Tipik olarak, ilk vizitten sonra genellikle hamileliğin son haftalarına kadar pelvis muayenesi bir daha yapılmaz, o zaman da doğumun yakın olup olmadığını belirlemek için yapılır. Kan ve idrar tahlilleri ilk vizitte yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vizit genellikle doktorun sizinle hamilelik konusunda tartışması, beslenme, kilo alma ve egzersiz konusunda öğütlerde bulunması ve vajinal kanama gibi potansiyel komplikasyonlar konusunda sizi uyarmasıyla son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk vizitten sonra, düzenli vizitleriniz, ağırlık ve kan basıncınızın belirlenmesiyle başlar, ayrıca tahlil için bir idrar örneği vermeniz istenir. Doktorunuz, baş ağrısı, görmede değişiklikler, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, bacaklarda ya da ayaklarda şişme ya da vajinal kanama gibi sorunların olup olmadığını öğrenmek ister. Doktorunuza sormak için, ay boyunca aklınıza gelen soruları not edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin 10 ila 12 haftasından sonra, vizitin heyecan verici bir parçası, bebeğinizin bir Doppler aletiyle (bir ses yükseltme aracı) teşhis edilen kalp atışını dinlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz bebeğin uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini anlamak için karnınızı muayene edecektir. Bazen, döllenmenin gerçekleştiğini düşündüğünüz zaman ile ceninin büyüklüğü arasında bir çelişki olur. Ceninin yaşı söz konusu olduğunda, doktor, ceninin düşünüldüğünden daha büyük olup olmadığını belirlemek için bir ultrason muayenesinin yapılmasını isteyebilir. Bu, doktorun bebeğin kafatasının genişliğini ölçmesi için, ceninin bir resmini kaydetmek üzere yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan acısız bir testtir. Ultrasonografi denilen bu testle, son adet döneminden 7 hafta sonra cenin de görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedene müdahale etmeden sağlık hakkında yaşamsal bilgiler edinilmesini sağlaması açısından, ultrason testi doğum uzmanlarının pratiğinde önemli bir etki yaratmıştır. Cenin yaşını belirlemek için kullanılmasının yanı sıra, birden fazla bebek taşıyıp taşımadığınızı, bebeğin bütün kısımlarının tamam olup olmadığını, uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini, plasentanın konumunu ve bazı durumlarda çocuğun cinsiyetini de açık bir şekilde gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı doktorların muayenehanelerinde küçük ultrason cihazları vardır ve anneyi bebeğin hayatta ve aktif olduğuna ikna etmek için doğum öncesi vizitler sırasında kullanırlar. Ancak genellikle bu birimler cenin hakkında çok ayrıntılı bilgi sağlayamazlar, bu nedenle ultrason incelemelerinin büyük kısmı hastanelerde ya da radyoloji merkezlerinde yapılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2560245447876382891?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2560245447876382891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/dogum-oncesi-bakim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2560245447876382891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2560245447876382891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/dogum-oncesi-bakim.html' title='Doğum Öncesi Bakım'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-4825719760162358575</id><published>2009-11-23T02:25:00.000+02:00</published><updated>2009-11-23T02:25:21.759+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>İyi Kolesterol (HDL) ve Kötü Kolesterol (LDL) Nedir</title><content type='html'>Çoğumuz kanımızda bir tür iyi kolesterol (HDL) bir tür de kötü kolesterol (LDL) olduğunu duymuşuzdur. Bunlardan iyi olanı bizi damar tıkanması ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara karşı korurken kötü olanı bu hastalıkların oluşma hızını artırmaktadır. Dahası iyi kolesterol kalp ve damar sisteminde düzenleyici rol de almaktadır. Peki ikisi de kolesterol olmasına rağmen nasıl bu kadar farklı etkilere neden olabiliyorlar?&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında ne HDL ne de LDL sadece kolesterolden oluşmuştur. Bunlar kanda kolesterol ve diğer yağları taşıyan yuvarlak, misket gibi içi yağ ile dolu, dış yüzeyi protein ile kaplı damlacıklardır. HDL ve LDL'nin içinde yağda eriyen vitaminler gibi başka maddeler de vardır. Aslında her ikisinin de yapısı birbirine beznerdir. Ancak davranışlarındaki farklılık onların iyi ve kötü diye nitelenmesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LDL yani kötü kolesterol yağları vücudun heryerine dağıtır. Vücut hücrelerinin ihtiyacı varsa bu yağları kullanırlar ancak fazla olan yağ kanda dolaşır ve özellikle damar duvarlarına çökerek damar sertliğini hızlandırır. Oysa HDL tıpkı bir çöpçü gibi çevreden kolesterolü toplar ve karaciğere taşır. HDL'nin yaptığı bu işe ters kolesterol taşınması denir. Vücuttaki kolesterolü karaciğere taşıyan tek yapı bu HDL'dir. Peki karaciğer kendisine ulaştırılan bu kolesterolü ne yapar? Karaciğer HDL'nin kendisine getirdiği bu kolesterolü ürettiği safranın içine geçirir ve barsaklara gönderir. Böylece kolesterol barsaklar ve dışkılama yolu ile vücuttan uzaklaştırılır. İşte HDL kolesterolün bu özelliği ona iyi kolesterol denmesine neden olmuştur ve gerçekte fazla kolesterolün vücuttan atılmasının tek yolu da budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece kan HDL kolesterolünüz yüksek ise kalp ve damar hastalıklarına karşı daha iyi korunuyorsunuz demektir. Ancak LDL kolesterolünüz yüksek bir de HDL kolesterolünüz düşük ise birşeyler yapmanız gerekmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-4825719760162358575?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/4825719760162358575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/iyi-kolesterol-hdl-ve-kotu-kolesterol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4825719760162358575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4825719760162358575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/iyi-kolesterol-hdl-ve-kotu-kolesterol.html' title='İyi Kolesterol (HDL) ve Kötü Kolesterol (LDL) Nedir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1710051792335427530</id><published>2009-11-23T02:23:00.000+02:00</published><updated>2009-11-23T02:23:44.760+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp-Sagligi'/><title type='text'>Koroner Anjiyo - Anjioplasti Nedir Geniş Bilgi</title><content type='html'>Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi, anjina veya öteki problemlerin meydana gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koroner Arter anjiyoplastisinin tam adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor bir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem "Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Uygulama Yöntemi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Omuz veya kasık bölgesine uyuşturucu verildikten sonra doktor rehber kateter i (ince boru) bacak ve kol damarına sokar. Doktor televizyonlu röntgen ekranından kateter (boru) ve kan damarlarının durumunu izlerken kateteri daralmış arterin içine sokar. Çok küçük bir Radyoopak boya bu kateterden o bölgeye bırakılır. Bu şekilde anjiyogramdaki tıkalı kalp damarları belirlenir. Daha sonra daha küçük bir kateter (boru), rehber kataterin içine yerleştirilir. Bu küçük kateterin ucu balon şeklindedir. Bu uç koroner arter içindeki tıkanık sahaya vardığında yarım dakika için arterin tıkanmış kısmında şişirilir. Bu genişleme (şişme) esnasında kişi, göğüs ağrısı duyar. şişlik indirildiğinde ağrı azalır. Bu şişirme ve indirmenin birkaç kez tekrarlanması gerekir. Balon kateter hareket ettirildiğinde kan akışının nasıl hızlandığı anjiyogramdan görülebilir. Bu yöntemin tamamlanması 30-90 dakikada olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntem bacak da dahil olmak üzere vücudun tüm tıkanmış arterlerini tedavi etmek amacıyla kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sonuçları..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kan akışında artma, ilgili arterdeki kan basıncında artma, damardaki tıkanmanın ezilmesi veya parçalanması, arter duvarının gerilerek genişlemesi bu yöntemin istenilen sonuçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakaların çok düşük bir yüzdesinde bu yöntem başarısız olup by-pass ameliyatı gerekir. Genelde by-pass ameliyatını yapan cerrahlar takım halinde çalışırlar. Anjiyoplasti tek başına başarılı olduğunda daha büyük ameliyatlara gerek kalmaz. Yukarıda anlatılan ameliyatın maliyeti oldukça düşüktür ve kişinin hastanede kalış süresini birkaç haftadan birkaç güne düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İyileşme ve Rehabilitasyon..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemi takiben 24 saat süreyle kalp atışı ve ritmi ile diğer bulgular ekrandan takip edilir. Bu yöntemin deri altından damarlara boru yerleştirme olayını kapsaması dolayısıyla yara yeri çok küçüktür ve çoğu insanlar bu yöntemden 1 hafta sonra işlerine tekrar dönebilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kimlere PTCA Yapılması Gerekir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İlaçlarla geçmeyen anjina pektorisli kişiler PTCA yapılacak olanlardır. PTCA birçok tıkanmış arteri iyileştirebilmesine rağmen bunun için ideal kişi sadece tek arteri tıkanmış olan kişidir. By-pass ameliyatından ziyade PTcA nın yapılmasına karar verdiren faktörler, arterde tıkanmanın lokalizasyonu, tıkanan arter sayısı, tıkanma şiddeti ve kalbin bütün fonksiyonlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte PTCA yöntemi tıkanmayı yapan hastalıkları tedavi edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu yöntemin aynı tıkanık arteri veya başka bir arteri tekrar genişletmek için tekrarlanması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek yıllarda doktorlar damar içindeki birikmeleri lazer ışını veya mekanik aletler kullanarak yok edebileceklerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1710051792335427530?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1710051792335427530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/koroner-anjiyo-anjioplasti-nedir-genis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1710051792335427530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1710051792335427530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/koroner-anjiyo-anjioplasti-nedir-genis.html' title='Koroner Anjiyo - Anjioplasti Nedir Geniş Bilgi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7559833419130336501</id><published>2009-11-23T02:22:00.001+02:00</published><updated>2009-11-23T02:22:11.482+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp-Sagligi'/><title type='text'>By Pass Ameliyatı Sonuçları İyileşme Süreci Kimlere Napılır</title><content type='html'>Kalp krizleri anjina ve diğer sorunlar arterlerde tıkanma veya daralma sonucunda oluşur. çoğu yakalarda başlangıçta önleyici ilaçlar kullanılmalıdır. Bunlara kilo verme, uygun diyet, şeker hastalığı (diyabet) ve yüksek tansiyonun tedavisi, egzersiz yapmak ve sigaradan kaçınmak gibi diğer faktörler de eklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte belli durumlarda en uygun olan şey Koroner Arter by-pass ameliyatı veya koroner anjiyoplastidir. Bu ameliyatlar ilaç tedavisinin cevap vermediği (yetersiz olduğu) veya arterlerdeki tıkanmanın fazla olduğu durumlarda kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yöntemi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;"By-pass" aynı işi görecek diğer yol anlamına gelir. Bir Koroner Bypass operasyonu genelde uyluktan olmak üzere toplardamarlardan kısa bir parça almayı ve Koroner Arterlerdeki tıkanmayı ortadan kaldırarak, oraya fazla miktarda kan gelmesini sağlamak amacıyla bu parçayı kullanma operasyonunu kapsar. Operasyona dahil olan arter sayısı ortalama 4 veya 5 olmakla birlikte operasyon, bu artererin 8 veya 9 segmentini (bölümünü) de kapsayabilir. Uyluktaki bu toplardamarlarda, kendilerinden bir parça alındığı için zamanla tıpkı koroner arterlerdeki gibi tıkanmalar gelişebilir. Bunun için ayrıca tedavi veya başka bir operasyon gerekli olabilir Son yıllarda bu ameliyat için gerekli olan parça göğsün ön kısmında uzanan iç meme arterinden sağlanmaktadır. Bu arterler göğüs kafesi orta kemiğinin (sternum) her 2 tarafında bulunur. Bu arterleri kullanmanın en büyük avantajı daha sonra gelişebilecek olan aterosklerozu engellemektedir. Ancak bunlar bazen kullanılabilmekte, bazen de kullanılamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ameliyat için hasta tam olarak uyuşturulur. Ameliyatın bir kısmı için hastanın dolaşımı Kalp-Akciğer makinesine bağlanır Meme arterlerinin alt ucu koroner arterle birleştirilir. Ameliyatın süresi yapılan iş miktarına bağlı olarak 2 veya daha fazla saat sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sonuçları.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kalbe uygun miktarda kan gelmesi tekrar sağlanır. Anjina veya koroner arter sorunları ortadan kalkar fakat bu sorunları ortaya çıkaran hastalıklar tedavi edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By-pass segmentleri kapsamına giren arterler diğer vücut arterlerinden farklı olarak koroner arter gibi çalışırlar. Bu yüzden by-pass ameliyatından sonra, düşük kalorili diyet, hayat tarzı değişiklikleri gibi tedbirlerin alınması oldukça önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İyileşme ve Rehabilitasyon..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hasta 7-19 gün arası hastanede kalır. Operasyondan sonra birkaç gün özel kardiyak ünitelerinde kalma zorunluluğu doğabilir. Burada kalbinizle ilgili atım ve ritim durumları ile diğer işaretler ekranda görülebilir. Yiyecek ve içecekler toplardamarlardan verilir. Oksijen takviyesi ve Respiratör (solunum makinesi) gerekli olabilir. Doktor ve cerrahınız iyileşmenin ilerleyen haftalarındaki aktiviteleriniz ve tekrar başlayacak normal faaliyetlerinizin derecesi hakkında size bilgi verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;By-Pass Ameliyatı Kimlere Yapılır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hafif bir anjinanız varsa veya kalp krizi geçirmiş ve sonra da hiç bir belirti kalmaksızın iyileşmişseniz sizin için en iyi tedavi, by-pass ve diğer operasyonlardan ziyade, ilaçlar ve diğer yöntemlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koroner arter by-pass ameliyatının özellikle erken dönemlerde kullanımı tartışmalı görünüyorsa da tüm veriler bu ameliyatın uygun durumlarda yapılması lehinedir. Bu durumlar ana koroner arterin tıkanması ve bununla birlikte pek çok damar hastalığı, sol ventrikülde fonksiyon yetersizliği ve kişinin takatını kesen anjinanın olmasıdır. Bunlara sahip insanlar için bypass yöntemi açık bir değer taşımakta ve yaşamı daha uzun süreli kılabilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7559833419130336501?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7559833419130336501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/by-pass-ameliyati-sonuclari-iyilesme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7559833419130336501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7559833419130336501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/by-pass-ameliyati-sonuclari-iyilesme.html' title='By Pass Ameliyatı Sonuçları İyileşme Süreci Kimlere Napılır'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3992490658952424414</id><published>2009-11-23T02:19:00.000+02:00</published><updated>2009-11-23T02:19:28.198+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp-Sagligi'/><title type='text'>Mitral Kapak Yetmezliği Nedenleri Belirtileri Tedavisi</title><content type='html'>Mitral kapak, kalpte bulunan 4 kapaktan birisidir ve kalbin sol tarafını ikiye böler (sol kulakçık (atrium) ve sol karıncık (ventrikül))ve atrioventricular kapak (valve) olarak da adlandırılır. Kalbin içerisindeki mitral kapağın tam olarak kapanmadığı, uzun süreli (kronik) ve genelde ilerleyici bir kalp hastalığıdır. Mitral kapağın tam olarak kapanmaması sonucunda, kalbin kasılması sırasında kalbin sol karıncığına (atrium) kan geri kaçar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nedenleri ve Mekanizma..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mitral kapağı zayıflatan veya hasara uğratan her hangi bir hastalık veya problem mitral yetmezliğe neden olabilir. Kalp kapak yetmezlikleri arasında en sık olarak mitral kapak yetmezlikleri gözlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin vücuda pompaladığı kan miktarında azalma meydana gelecektir. Kalp, bu azalmayı telafi edebilmek için daha çok çalışacak ve daha hızlı atacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mitral yetmezlik kadınların %6 sında, erkeklerin %3 ünde görülmektedir. Ancak 55 yaş üzerindeki kadın ve erkeklerin yaklaşık olarak %20 sinde bir miktar mitral yetmezlik bulgusu saptanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan mitral kapak yetmezliği nadiren gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal kalp hastalığı; mitral kapak yaprakçıklarının kalınlaşmasına, sertleşmesine ve küçülmesine neden olur. Romatizmal kalp hastalıkları, tüm mitral yetmezliklerin üçte birinden sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mitral yetmezlik, bazı ailevi özellikleri olan hastalıklar sırasında da gelişebilir: ateroskleroz (damar sertliği), yüksek tansiyon, kalp sol karıncığının büyümesi, bağ dokusu hastalıkları (Marfan sendromu gibi), endokardit, kalp tümörleri, tedavi edilmemiş sifiliz (nadiren).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk faktörleri: kişide veya ailesinde yukarıda sayılan hastalıkların bulunması, 4 ay veya daha fazla süre ile iştah kesici zayıflama ilaçlarının kullanılması (fenfluramine, dexfenfluramine).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Korunması..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Romatizal ateş gelişmesini önlemek için, streptokoklarla meydana gelen hastalıklarınızda kesinlikle hekime görünün, yukarıda sayılan hastalıklar için tedavi görün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş tedavileri sırasında mikroplar kana karışabilir ve endokardit gelişebilir. Bunu önlemek için diş hekiminizden önce antibiyotik tedavisi isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Belirti ve Bulgular..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- genelde belirti yoktur, belirtiler başlamışsa ilerleme var demektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yorgunluk, bitkinlik, hafi sersemlik hali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- çarpıntı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- öksürük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- egzersiz sırasında nefes darlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yatar pozisyonda nefes darlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- gece sık idrara çıkma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ steteskopla dinlendiğinde tüm sistol (kasılma) süresince üfürüm duyulur, akciğerlerde solunum sırasında anormal solunum sesleri duyulabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ ekokardiyogram, transözafajial ekokardiyogram, dopler, MR, kardiyak katater incelemesi sonucu : sol karıncıkta genişleme, mitral kapakta kalınlaşma ve anormalleşme, kanın kapakçıktan geri kaçması gibi bulgular saptanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ göğüs filmi de kalp genişlemesini gösterebilir. EKG de genellikle sivri P dalgaları veya atrial fibrilasyon denilen durum görülür, her ikisi de karıncık genilemesine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tedavisi..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli belirtiler varsa hastanın hastaneye yatırılması gerekebilir. Kapakçıkların cerrahi olarak düzeltilmesi veya değiştirilmesi gerekebilir. Cerrahi tedavi kalp işlevlerinin zayıfladığı, şikayetlerin şiddetlendiği ve durumun gittikçe kötüleştiği durumlarda önerilir. Mitral yetmezlik tanısı bir kez konduktan sonra, düzenli ve sürekli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakteriyel bir enfeksiyon varsa antibiyotik tedavisi verilir, antibiyotik kullanımı diş tedavisinden önce de önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekli durumlarda antiaritmik (ritim düzenleyici) ilaçlar, damar genişletici ilaçlar kalbin yükünü azaltmak için kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp atımlarını güçlendirmek için dijital gurubu kalp ilaçları, diüretik (idrar artırıcı) ilaçlarla birlikte kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pıhtı oluşumunu engellemek için antikoagülan ve anti-platelet ilaçlar kullanılabilir (atrial fibrilasyon durumunda).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az tuzlu diyet uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtilerin gözlendiği durumlarda egzersiz kısıtlanmalı ve fazla yorulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mitral Kapak yetmeziliği sonucunda gelişebilecek diğer hastalıklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- endokardit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kalp yetmezliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- akciğer embolisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- inme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- pıhtı oluşumu ve diğer organlara pıhtının atılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ritm bozuklukları&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3992490658952424414?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3992490658952424414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/mitral-kapak-yetmezligi-nedenleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3992490658952424414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3992490658952424414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/mitral-kapak-yetmezligi-nedenleri.html' title='Mitral Kapak Yetmezliği Nedenleri Belirtileri Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2368681731938649628</id><published>2009-11-23T02:16:00.001+02:00</published><updated>2009-11-23T02:16:35.571+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Tromboangiitis Obliterans (Buerger Hastalığı) Nedir</title><content type='html'>Tromboangiitis obliterans (Buerger hastalığı) en çok kol ve bacaklardaki küçük ve orta çaplı arterleri, venleri ve sinirleri etkileyen nonaterosklerotik segmental enflamatuar bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tromboangiitis obliteranslı bir hasta ilk olarak 1879 yılında Von Winiwarter tarafından tanımlanmıştır. Bundan 29 yıl sonra Leo Buerger ampute edilmiş 11 ekstremitede patolojik bulguların kesin ve ayrıntılı tarifini yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tromboangiitis obliterans bazı önemli yönleriyle diğer vaskülit formlarından ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patolojik olarak, ileri derecede sellüler ve enflamatuar bir trombus vardır. Damar duvarı nispeten korunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalarda sedimentasyon, CRP, serolojik test-ler (immüne kompleksler, kompleman, kriyoglobu-lin) ve otoantikorlar (antinükleer antikorlar, roma-toid faktör) normal veya negatifken arteriyel intimada immun reaksiyon varlığı gösterilmiştir. Arter duvarındaki kollajen I ve III e karşı artmış hücresel duyarlılığı, normal ve arteriosklerozisli insanlardan ayırıcı tanıda kullanılabilir. Eichhorn ve arkadaşları Buerger in aktif evresinde 7 hastada, serum anti-endotel antikorlarında artma (ortalama 1857 U, nor-mal 30 kişide 126ü, remisyonda olanlarda 461 U.) göstermişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastaların (klinik olarak) hastalıksız gibi duran ekstremitelerine, "Sodium nitroprusside" gibi endotele bağımlı olmadan vazodilatör etki yapan ajanlara verildiğinde vazorelaksasyon normal olmasına rağmen (endotele bağımlı) etkili "Acetyl-Choline" intra arteriyel verildiğinde; "Pletysmog-raphy" ile ölçülen relaksasyon normale göre düşük olmakta, yapılan arteriografik incelemede, küçük arterlerde multipl tıkanmalar olduğu, özellikle proksimal arterler normal görünürken, brakial arter distalinde, infrapopliteal arterlerde, hastalıklı olanla-rın normallerin arasına serpiştirilmiş gibi olduğu görülebilmektedir. Klinik seyrinde ayak ve bacakta "Flebitis migrans" tablosu tipiktir, patolojilerinde akut fazlarında çok hücreli inflamatuar trombüsler vardır. Kronikleştikçe trombüsler organize olur ve duvarda fibrozis gelişir. Ancak internal elastik lamina pek çoğunda korunmuştur. Bu özellikler arteriosklerozis veya vaskülitislerden ayırmada faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allen testi yapılması genç tiryakilerde, ellerdeki dolaşımı aydınlatır ve ayaklarda trofik değişikliklerin başlangıcında bile bu test sonucu anormaldir. Teş-his: flebitis migrans olması, ellerde de benzeri tutu-lum, istirahat ağrısı, sigara tiryakiliği, yaşın &amp;lt; 45 olu-şu, gangren veya iskemi belirtileri, oto immün has-talık olmayışı, diabetes mellitus olmayışı, emboli nedeni olmayışı, arteriografik bulgular ve nadiren biyopsi ile yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın erken dönemlerinde belirti ve bulguları silik olup, sıklıkla ayakta başlayan parmak yaraları, solukluk ve soğukluk, uyuşukluk, karıncalanma ve yanma tarzında şikayetler görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık ilerledikçe, yürüme ile artan istirahatle azalan bacak ağrıları yerleşir. Hasta uzun süreli yürüyüşlerde, giderek artan ağrı sebebiyle durmak ve dinlenmek zorunda kalır. Sıklıkla caddelerde, bu durma dönemlerinde vitrinlere bakılarak ağrının geçmesi beklendiğinden, klasik tıp kitaplarına bu durum vitrin belirtisi olarak geçmiştir. İleri dönemlerde ağrı sadece hareketle değil, istirahat dönemlerinde bile hissedilmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine özellikle soğuk su ve hava ile temasta el ve bacaklarda morarma, ayakta şişme ve gangren ileri dönemlerde görülen bulgulardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın sigara ile ilgisi kesin olarak gösterilmiş olup, sigarayı bırakmayan hastalar, uzuv kaybına yol açacak sonuçlarla karşı karşıyadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın teşhisi için Doppler ultrasonografi ile damarlardaki kan akım seviyesi ve daralma gösterilir, damar içine kontras madde verilerek çekilen filmlerle teşhis kesinleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide gangren olmadan sigarayı bırakanlar-da, %94 amputasyon gerekmemiş, sigara içenlerde en az %43 amputasyon yapılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde 6 saat süreyle İloprost (prostoglandin analoğu) infüzyonu verilmesi, intraarteriyel "strepto-kinase" 10.000U ile başlayıp, saat başı 5000U veril-mesi nadir endikasyonlarda infra inguinal arteryel By-pass ameliyatı, omental transfer ameliyatları, spinal kord stimülatörleri, vasküler endoteliyal Growth faktör gen tedavileri ile başarılı sonuçlar bildiren raporlar vardır. Sempatektomi ameliyatla-rının, amputasyonları önlemede ve ağrıyı azaltmak-taki rolü yeterince aydınlık değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2368681731938649628?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2368681731938649628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/tromboangiitis-obliterans-buerger.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2368681731938649628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2368681731938649628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/tromboangiitis-obliterans-buerger.html' title='Tromboangiitis Obliterans (Buerger Hastalığı) Nedir'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-1025844431298096244</id><published>2009-11-23T02:14:00.001+02:00</published><updated>2009-11-23T02:15:08.449+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp-Sagligi'/><title type='text'>Atriyal Septum Kusuru Nedir? EKG - EKO - MR Hakkında</title><content type='html'>Atriyal septum kusuru, kalbin içinde, kulakçıklar (atriyumlar) arasında delik bulunması halidir ve anormal kan akışına neden olur; bu yüzden temiz kanın bir kısmı sağ kalbe geçiş yapar. Bu olay yıllar içinde akciğere giden kanın artmasına bağlı olarak akciğer damarlarında ve kalp kasında hasara sebep olabilir.Kız bebeklerde erkek bebeklerden daha yaygın görülür ve genellikle Down sendromlu çocuklarda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Genellikle uzun yıllar hiçbir belirti vermez. Hatta doktora ve hastaneye pek gitmemiş kişilerde tanının 30-40 yaşına kadar konulamadığı durumlar vardır. Bu tip hastalarda, ancak tesadüfen başka bir nedenle doktora gidildiğinde, dikkatli bir muayene sırasında kalpte üfürümün ve bazı ek seslerin duyulması ile kuşkulanılır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soldan sağa şantın %30 dan az olduğu küçük ASD li olgularda genellikle yakınma olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soldan sağa şantın daha fazla olduğu büyük defektli olgularda, yakınmalar daha süt çocukluğu döneminde de başlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalar çoğunlukla okul çağında yapılan rutin muayeneler sırasında saptanır. Bir yaşını doldurmadan önce sadece vakaların sadece %10 unda tanı konabilmektedir. Kadınlarda erkelerden 2 misli fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor dispnesi başta gelen yakınmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren ortopne, atriyal fibrilasyon ve kalp yetmezliği gelişebilir. Paradoksal emboliler ve beyin abseleri (özellikle sağ atriyal basınç artışlı olgular ve şantın sağdan sola döndüğü olgularda) ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;EKG&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;%80 inkomplet sağ dal bloğu, %10 sağ dal bloğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASD-2 de sağ aks deviasyonu, ASD-1 de sol aks deviyasyonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadiren P-pulmonale ve sağ hipertrofi bulguları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röntgen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir aort topuzuyla birlikte büyük bir pulmoner arter konusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pulmoner pletora&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ ventrikül dilatasyonuna bağlı kalp siluetinde genişleme, sağ atriyal genişleme (posteroanterior grafilerde kalp tepesi yukarı kalkık, yan grafilerde retrosternal alana doğru genişleme görülür. Yan Baryum lu ösofagus grafisiyle sol atriyal genişleme ekarte edilebilir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;EKO&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bütün şüphelenilen olgulara EKO incelemesi yapılmalıdır. Transösofagial ekokardiyografi özellikle yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekokardiyografi esnasında; ASD nin yeri, çapı, şant akımının yönü ve öneminin yanı sıra ASD ile birlikte sık görülebilen konjenital anomaliler de araştırılmalı ve tesbit edilmeye çalışılmalıdır. Bunların başlıcaları: Mitral valve prolapsusu, pulmoner stenoz, pulmoner venöz dönüş anomalileri (özellikle sağ üst pulmoner venin sağ atriyuma açılması gibi), Lutembacher sendromu, daha kompleks konjenital kalp hastalıkları, örneğin; büyük arterlerin transpozisyonu, total anormal pulmoner venöz dönüş, trikuspit atrezisi, sağlam interventriküler septumla birlikteki pulmoner atrezi gibi...dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinus venousus tipi ASD de sıklıkla pulmoner sağ üst lobun anormal venoz drenajı görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M-mode EKO da sağ ventrikül volüm yüklenmesi, sağ atriyal ve ventriküler genişleme ile flat veya paradoks hareketli interventriküler septum saptanır. 2 boyutlu ve doppler EKO çalışmaları ile defektin yeri ve özellikleri saptanır. Sinus venosus tipi ASD de transtorasik EKO ile olguların %25 inde tanı konabilirken diğer tiplerde %80 oranında tanı konabilmektedir. Transösofagiyal EKO ile ise tüm tiplerde tanısal sensitivite %100 dür. Ayrıca ASD operasyonlarında da işlem yeterliliğinin değerlendirilmesi için intraoperatif transösofagiyal EKO yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qp/Qs = (Pulmoner arter akım hızı x Pulmoner arter alanı x sağ ventrikül ejeksiyon süresi x kalp hızı) / (Aortik akım hızı x aort kökü alanı x sol ventrikül ejeksiyon süresi x kalp hızı) formülüyle hesaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nukleer Tıp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;First-pass radyonuklid anjiyografi ile şantın varlığı ve önemi ortaya konabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Manyetik rezonans görüntüleme ile de ASD nin yeri ve tanısı yapılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıştığı Durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pulmoner stenoz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer konjenital anomaliler ve kapak hastalıkları (Örneğin mitral kapak hastalığı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pulmoner hipertansiyon ve/veya cor pulmonale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konjestif kardiyomiyopati&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat Edilmesi Gerekenler&lt;br /&gt;Ameliyat, sünnet, diş çekimi ve dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Hastaların beklenmedik komplikasyonlardan korunabilmeleri için yaklaşık 1 yıllık aralıklarla doktor kontrolunde olmaları gerekir. Bu ameliyat olmuş hastalar için de 3-4 yıl süreyle geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavisi..&lt;br /&gt;Defektin büyüklüğü ve akciğer atardamarının basıncı cerrahi tedavinin zamanını belirler. Kendiliğinden kapanmayan, akciğer atardamarında basınç yükselmesi tehlikesi olan açıklıklar genellikle 4-6 yaşlarında, yani çocuk okula başlamadan cerrahi olarak kapatılır. Ameliyat sırasında ve sonrasında genellikle problem oluşmaz. Göğüsün orta kısmında ameliyata ait bir iz kalır. Bazı hastalarda açıklığı kateterle kapatma da uygulanmaktadır. Bu her hastaya uygulanamamakta, ancak bazı ölçümler uygun ise yapılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisi mevcut komplikasyonlara göre yapılır. Atriyal fibrilasyonlu olgularda kardiyoversiyon için postoperatif. dönem beklenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASD li olgularda şikayet ve bulguların olmadığı devrede efor kısıtlaması gereksizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prognoz..&lt;br /&gt;Vaktinde ameliyat edilen olgularda, beklenti; normal bir yaşam süresi ve kalitesidir. Yaklaşık olarak operasyon mortalitesi; komplikasyonsuz ASD-2 de %1, ASD-1 de ise %5 tir. Yine genç ve çocuklarda genel operasyon mortalitesi %1 civarındayken, 40 yaş üzerindeki hastalarda %5 civarındadır. Pulmoner arter sistolik basıncı 60 mmHg ve yukarısına çıkmış olan olgularda operasyon mortalitesi %5 e çıkar. Vakaların çoğunda pulmoner hipertansiyon ve buna bağlı bulgu ve belirtiler yirmili yaşlarda gelişmeye başlar. Özellikle gebelikte hızla ilerlerler. Ölümler en çok Eisenmenger sendromunu takiben konjestif kalp yetmezliği gelişmesi sonucunda meydana gelir. Diğer başta gelen ölüm nedenleri; tromboemboliler, pulmoner vaskuler tromboz, beyin abseleri, enfeksiyonlar, vd. dir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-1025844431298096244?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/1025844431298096244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/atriyal-septum-kusuru-nedir-ekg-eko-mr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1025844431298096244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/1025844431298096244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/atriyal-septum-kusuru-nedir-ekg-eko-mr.html' title='Atriyal Septum Kusuru Nedir? EKG - EKO - MR Hakkında'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-5325402579155329870</id><published>2009-11-23T02:12:00.000+02:00</published><updated>2009-11-23T02:12:07.753+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Varis Nedir Varisin Teşhisi Belirtileri Varisin Tedavisi</title><content type='html'>Varis her hastalık gibi ciddiyetle ve bilimsel metodlarla tedavi edilmesi gereken bir damar hastalığıdır. Varis kanı akciğer ve kalbe geri taşıyan toplardamarların ilerleyici bir şekilde genişlemesine verilen isimdir.Yaptığı ağrı, kramp, görüntüsü ve oluşturduğu psikolojik tablo insanı mutsuz eder. Varis hastalığı uzun saatler boyunca çalışmak dolayısıyla ayakta kalmak zorunda kalan insanlara modern çağın yeni bir hediyesidir. Yoğun ve uzun çalışma koşulları ve hareketsiz günlük yaşantı sonucu yürüyüşün yerini alan kısa mesafelere bile otomobil ve &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;taşıma araçları ile ulaşan insanlarda varis daha sık görülen bir hastalık halini almıştır. 25 - 35 yaş grubunda %30 - %35 oranında, 55 - 65 yaş grubunda ise 50 - 60 oranında görülür. Hastaların büyük bir kısmı bacaklarında varislerle birlikte yıllarca yaşarlar ancak ağrı oluşmaya başladığı zaman tedavi ihtiyacı duyarlar. varisin ilk görüldüğü anda hekime estetik kaygılarla müracat eden hastalarda bile derin toplardamarlarda venöz yetersizlik adı verilen hastalık başlamış olabilir. Varisleri ile birlikte yaşamaya çalışan ve bu duruma alışan insanların en büyük dezavantajı zaman geçtikçe daha zor bir tedavi şekline ihtiyaç duymalarındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis ve diğer toplar damar hastalıklarında en önemli faktör ırsiyet yani aileden gelen yatkınlıktır. Anne, baba ve diğer birinci derece akrabalarında varisi olan bir kişi eğer uzun süre ayakta kalınan veya devamlı sabit olarak oturulan bir iş yapıyorsa, sigara içiyorsa, kilo alıyorsa, aşırı sıcağa maruz kalıyorsa, kadınlarda hamilelik ve doğum geçirmişse bilmelidir ki varis hastalığı kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis ve venöz yetersizlik hastalığının tedavisinin gecikmesi sonucunda hastalığın ciddi yan etkileri görülebilir ki bunlar ayak ve bacaklarda akıntılı ve geçmeyen yaralar, thromboflebitis denilen damar içi iltihapları olup en ciddi sonuç ise venöz thrombozlar sonucu akciğere, kalbe pıhtı gitmesidir ki bazen ölümle bile sonuçlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis ve venöz yetersizliğin teşhisi damar sistemi muayenesi sonrasında yapılan Doppler ultrason ve gereğinde venografi adı verilen radyolojik tetkiklerle konulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tetkikler sonucunda hastalığın ilerleme derecesine göre venöz basıncı düşüren ilaçlar, varis çorabı, skleroterapi adı verilen damar içine yapılan enjeksiyonlar, lazerle damar pıhtılaştırılması ve gereğinde varis ameliyatlarının uygulanması yolu ile tedavi mümkündür. Son yıllarda hastalığın tedavisinde kullanımına başlanan lazer tedavisi varislerde de uygulanmakla birlikte son yapılan bilimsel çalışmalar cerrahi müdahelelerin yani varis ameliyatlarının halen uygulanan en kesin ve kalıcı çözüm olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana toplardamarların içindeki kapakçık bozukluğu ve basınç yükselmesi ile başlayan varis hastalığının cilt üzerindeki görünümünü kılcal varisler ve ince kıvrımlı mor damarlar şeklinde olup buzdağının görünen kısmı gibidir,yani problemin kaynağı derin toplardamarlardır. Bu nedenle ilerleyen yıllar içinde ciddi sağlık problemleri oluşturabilecek olan varis hastalığının tedavisinin ihmal edilmemesi kişinin yaşam konforu açısından çok önemlidir. Varis tedavisinde basit kural şudur: Varis ne kadar yeni ise tedavi o kadar kolaydır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-5325402579155329870?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/5325402579155329870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/varis-nedir-varisin-teshisi-belirtileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5325402579155329870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/5325402579155329870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/varis-nedir-varisin-teshisi-belirtileri.html' title='Varis Nedir Varisin Teşhisi Belirtileri Varisin Tedavisi'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-4559558113527245369</id><published>2009-11-23T02:10:00.000+02:00</published><updated>2009-11-23T02:10:16.943+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp-Sagligi'/><title type='text'>Anjina Nedir Hangi Durumlarda Olur Kalp Krizi ile Farkı</title><content type='html'>&lt;b&gt;Anjina Nedir ? &lt;/b&gt;Anjina, kalbe yetersiz kan gelmesi sonucu meydana gelen geçici gögus agrisidir. Sikinti, agirlik, huzursuzluk, uyuSukluk, yanma, basi veya gögsun arkasinda parçalanma hissi Seklinde olabilir. Kollara, boyna ve çeneye yayilabilir. Anjina, genellikle yorulma, yemek yeme veya sikinti sonucunda ortaya çikar. Her gögus agrisi anjina degildir, sadece doktorunuz dogru taniyi koyabilir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Angina Atagim Ne Kadar Sure Devam Eder ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;cogu zaman 5 dakikadan kisa surer, ancak yarim dakikadan kisa olabilecegi gibi yarim saatten uzun da olabilir. Sizde oluSan anjina ataklarinin suresini ve gelen agrinin Seklini siz bulacaksiniz. Eger devamli olarak degiSkenlik gösteriyorsa bunu doktorunuza belirtmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Anjina Atagim Daha cok Hangi Durumlarda Olur ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Anjina atagi genellikle yokuS yukari tirmanmak, çok yemek yemek, çok sicak veya soguk havalarda diSari çikmak, aSiri sikilip uzulmek gibi kalbinizin iS yukunun arttigi durumlarda meydana gelir. Bunun nedenlerinden birisi kan damarlarinizin iç yuzeyinin yagla sivanmasi (ateroskleroz) olabilir. Damarlariniz bu Sekilde daralmiSsa kalbinize çok kan gerektigi durumlarda yeterli kan kalbe ulaSmayacaktir. Diger bir sebep kalp damarlarinizdan birinin ani olarak kasilmasi olabilir. Bu ani kasilma da geçici olarak darliga neden olur. Bu tip ani kasilmalarin neden oldugu anjina digerinden farklidir ve her zaman atak meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Anjina Atagi, Kalp Krizi ile Ayni sey midir ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hayir. Anjina atagi kalp krizi degildir. Kalp krizinde, kalbe ait kaslardan bir kismi canliligini kaybeder yani kullanilmaz hale gelir. Ancak anjina tedavi edilmez ise kalp krizi geliSebilir. Anjina ilk geliStiginde veya Sekli degiStiginde derhal doktora muracaat edilmelidir. Anjina ataklariniz siklaStiginda, suresi uzadiginda veya daha az eforla meydana geldiginde hemen doktorunuzu bu durumdan haberdar edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kalp Krizi Geçirdiginizi Nasil Anlarsiniz ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Eger 10 dakika içerisinde 3 tane dilalti nitrogliserin tableti aldiginiz halde Sikayetleriniz geçmedi ise hemen acil servise muracaat edin. Kalp krizinin iSaretleri genellikle anjinaninkileren daha Siddetlidir. Kalp krizi geçiren bir hastada görulen ve hemen acil servise gitmeyi gerektiren Sikayetler Sunlardir : yarim saatten uzun suren agri, terleme, bulanti, nefes darligi, Siddetli sikinti hissi ve halsizlik. Kalp krizi sonrasi meydana gelen ölumlerin en önemli nedeni zamaninda doktora ulaSamamaktan kaynaklanir; dolayisi ile bu Sikayetlerle karSilaStiginizda hemen bir acil servise ulaSin.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Anjina Tedavi Edilebilir mi ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evet. Anjinanin tedavisinde kullanilan çeSitli ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlara ek olarak, sizin hayat tarzinizda yapacaginiz bazi degiSiklikler ataklarin oluSmasini önleyebilir. Uygun tedavi ve olumlu aliSkanliklar edinerek hiç ataksiz bir yaSam surebilirsiniz. Doktorunuzun verecegi ilaçlara ek olarak: Yemek yeme aliSkanliklarinizi degiStirin; az tuzlu ve az yagli yiyecekler tuketin. siSmansaniz zayiflayin. Sigara içmeyi birakin ; bu alabileceginiz en önemli önlemlerden birisidir. Fazla Agir olmayan bir spor programi yapin; bu kalbinizin oksijeni daha iyi kullanmasini saglayacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarin ötesinde bu hastaligin sadece sizde olmayip milyonlarca insanin bu hastaliga sahip oldugunu ve yukarida sayilan önlemler sayesinde normal bir hayat surduklerini unutmayin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp krizi geçirdiginizi duSundugunuzde çekinmeden ve vakit geçirmeden aSagidaki telefonlari arayin :&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;HIZIR Acil : 112&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-4559558113527245369?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/4559558113527245369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/anjina-nedir-hangi-durumlarda-olur-kalp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4559558113527245369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4559558113527245369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/anjina-nedir-hangi-durumlarda-olur-kalp.html' title='Anjina Nedir Hangi Durumlarda Olur Kalp Krizi ile Farkı'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-2303148857418056308</id><published>2009-11-19T21:15:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:15:30.067+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Amilaz Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar</title><content type='html'>&lt;b&gt;Normal Değerleri :&lt;/b&gt; 60-180 U/L&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Açıklama :&lt;/b&gt; Amilaz pankreas, tükürük bezleri ve bazı tümörlerden (örn. akciğer) salınmaktadır. Kandaki amilazın genellikle üçte biri pankreas, üçte ikisi ise tükürük bezleri kaynaklıdır. Dolaşıma giren amilaz esas olarak böbrekler aracılığıyla vücuttan atılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artığı Durumlar : &lt;/b&gt;Yüksek kan amilaz düzeyi pankreatitte meydana gelir. Ayrıca karın ağrısıyla ortaya çıkan bazı acil hastalıklarda, şiddetli şeker komasında, kabakulakta, morfin enjeksiyonundan sonra da amilaz düzeyleri bir miktar yükselebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Azaldığı Durumlar : &lt;/b&gt;Amilaz değerinde düşüklüğün bir klinik önemi yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-2303148857418056308?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/2303148857418056308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/amilaz-normal-degerleri-arttigi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2303148857418056308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/2303148857418056308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/amilaz-normal-degerleri-arttigi-ve.html' title='Amilaz Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-9110480392441632230</id><published>2009-11-19T21:13:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:13:42.088+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Ürik Asit Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar</title><content type='html'>&lt;b&gt;Normal Değerleri : &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Erkek : 2.5-8.0 mg/dL&lt;br /&gt;Kadın : 1.5-6.0 mg/dL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Açıklama :&lt;/b&gt; Ürik asit, vücudun genetik yapı taşları olan DNA ve RNA nın yapısında bulunan purin adındaki maddelerin metabolizmasının son ürünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artığı Durumlar : &lt;/b&gt;Diyetle fazla protein alımı, vücutta üretim artışı (malin hastalıklar, doku harabiyeti, açlık) ya da böbrek fonksiyon bozukluğu gibi bir nedenle vücuttan uzaklaştırılamaması durumlarında kanda ürik asit &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;düzeyi yükselir. Yüksek düzeydeki ürik asidin kristaller halinde çeşitli dokularda biriktiği düşünülmektedir. Bu dokular özellikle eklem sıvıları ve böbreklerdir. Eklem sıvılarında ürik asit kristallerinin birikimiyle oluşan ağrılı hastalığa GUT hastalığı denilir. Böbreklerde oluşan birikim ise böbrek yetmezliği ve idrar yollarında taş hastalığına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Azaldığı Durumlar : &lt;/b&gt;Diğer analiz sonuçları normal ise düşük genelde önemli değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-9110480392441632230?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/9110480392441632230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/urik-asit-normal-degerleri-arttigi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/9110480392441632230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/9110480392441632230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/urik-asit-normal-degerleri-arttigi-ve.html' title='Ürik Asit Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-3597515974978075035</id><published>2009-11-19T21:11:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:11:54.128+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Üre Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar</title><content type='html'>&lt;b&gt;Normal Değerler :&lt;/b&gt;  5 - 25 mg/dL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Açıklama : &lt;/b&gt;Protein metabolizmasının bir ürünüdür ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Sıklıkla kan üre azotu (BUN) olarak ölçülür. Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmede önemli bir ölçüttür. Ancak böbrek fonksiyonları dışında vücuttaki azot yükü, günlük sıvı alımı ve idrar akım hızından da etkilendiğinden tek başına karar verdirici değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artığı Durumlar :&lt;/b&gt; Böbrek fonksiyon bozukluğu dışında kalp yetmezliği, tuz ve su alımındaki dengesizlikler (kusma, ishal, sık idrara çıkma, terleme), bağırsaklarda kanama, stres, yanıklar, diyetle fazla protein alımı ve akut myokard enfarktüsü gibi nedenlerle de kan değerleri yükselebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Azaldığı Durumlar : &lt;/b&gt;Karaciğer yetmezliği, kaşeksi (aşırı kilo kaybı), nefroz (bir böbrek hastalığı)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-3597515974978075035?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/3597515974978075035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/ure-normal-degerleri-arttigi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3597515974978075035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/3597515974978075035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/ure-normal-degerleri-arttigi-ve.html' title='Üre Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-4536501720921282033</id><published>2009-11-19T21:09:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:10:01.636+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Glukoz (Kan Şekeri) Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar</title><content type='html'>&lt;b&gt;Normal Değerler : &lt;/b&gt;75-115 mg/dL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Açıklama :&lt;/b&gt; Şeker hastalığı tanısı için 12-14 saat açlıktan sonra kan glukozu ölçülür. Yüksekse test tekrarlanır. Yine yüksekse yemekten tam 2 saat sonra yeniden ölçülür. Bu da yüksekse glukoz tolerans testi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artığı Durumlar :&lt;/b&gt; Kanda şeker yüksekliği ise şeker hastalığını gösterir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Azaldığı Durumlar : &lt;/b&gt;Hipoglisemiyle seyreden hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/kan-sekeri-nedir-normal-degerleri.html"&gt;Ayrıntılı Bilgi İçin Burayı Tıklayınız..&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-4536501720921282033?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/4536501720921282033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/glukoz-kan-sekeri-normal-degerleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4536501720921282033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/4536501720921282033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/glukoz-kan-sekeri-normal-degerleri.html' title='Glukoz (Kan Şekeri) Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-7205243593073455213</id><published>2009-11-19T21:06:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:06:57.890+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Hemoglobin ve Hematokrit Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar</title><content type='html'>&lt;b&gt;Normal Değerleri :&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hemoglobin: 14-18 g/dL (erkek); 12-16 g/dL (kadın)&lt;br /&gt;Hemotokrit: % 42-52 (erkek); %36-46 (kadın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Açıklama :&lt;/b&gt; Hemoglobin ve hematokrit sıklıkla beraber istenen ve kanın oksijen taşıma kapasitesini ölçmek için kullanılan testlerdir. Hemoglobin kırmızı kürelerde bulunan ve temel olarak oksijenin taşınmasından sorumlu maddedir. Hematokrit ise kırmızı kürelerin kan içerisindeki yüzdesini gösterir. Genellikle hematokrit değeri hemoglobin değerinin üç katıdır. Hemoglobin ve hematokrit bebeklerde, gebe kadınlarda, bakım evlerinde yaşayan yaşlılarda, adet gören kadınlarda mutlaka kontrol edilmelidir. Bu testlerin en önemli yanı aneminin tespit edilebilmesini sağlamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artığı Durumlar :&lt;/b&gt; Polisitemilerde, doğuştan var olan kalp hastalıklarında, aşırı su kaybında yüksektir. Orak hücre anemisi gibi kırmızı küre şekil bozukluklarında hemotokrit hatalı olarak yüksek çıkar, bunlarda hemoglobin miktarına bakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Azaldığı Durumlar : &lt;/b&gt;Anemilerde&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1518642735571423657-7205243593073455213?l=guncel-saglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/feeds/7205243593073455213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/hemoglobin-ve-hematokrit-normal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7205243593073455213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1518642735571423657/posts/default/7205243593073455213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://guncel-saglik.blogspot.com/2009/11/hemoglobin-ve-hematokrit-normal.html' title='Hemoglobin ve Hematokrit Normal Değerleri Arttığı ve Azaldığı Durumlar'/><author><name>Sağlık Hakkında Herşey..</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12330870674851236613</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1518642735571423657.post-6128021987658953618</id><published>2009-11-19T21:05:00.001+02:00</published><updated>2009-11-19T21:05:22.410+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel-Saglik'/><title type='text'>Kan Şekeri Nedir Normal Değerleri Ölçümü Açlık ve Tokluk</title><content type='html'>Kan şekeri, insan vücudunda hassasiyet gösterilen düzenlemelerden bir tanesidir. Belirli hastalıkların takibinde son derece önemli bir kriteridir. Düşük olması da yüksek olması da sağlık sorunlarına neden olabilir. Ancak günümüzde daha çok kan şekeri yüksekliği ciddi bir sorundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kan şekeri nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kan şekeri vücudu dolaşan kan aracılığı ile tüm hücrelerin kullanımına sunulan enerji verici bir maddedir; bu madde glikoz olduğu için, kan şekeri yerine kan glikozu tabiri de sıklıkla kullanılır. Normal değerleri 70-110 (mg/dl) arasındadır. Düşmesine hipoglisemi, yükselmesine hiperglisemi denir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kan şekeri niçin önemlidir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücudundaki tüm hücreler yaşamlarını devam ettirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjinin bittiği yerde önce hücre yaşamı sonra da o hücrenin ait olduğu canlının yaşamı sona erer. Vücudumuz sadece şekerden değil, yağlardan ve proteinlerden de enerji elde edebilir. Ancak birkaç nedenle enerji kaynağı olarak kan şekeri çok önemlidir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bazı hücrelerimiz enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullanabilir ve daima kanda belirli miktarda glikoz bulunmasını arzu ederler. Bu hücrelerin başında sinir hücrelerimiz (yaklaşık 1 trilyon), oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerimiz (yaklaşık 25 trilyon), erkek üreme hücreleri (spermler) gelir. Kan şekerimiz düştüğünde ortaya çıkan bayılmanın asıl nedeni sinir hücrelerinin kandan yeterince şeker alamaması ve ihtiyaç duydukları enerjiyi elde edememesidir. Böylece düzgün çalışamazlar ve vücudu yönetmede zaafiyet ortaya çıkar, kişi bayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Vücudumuzda en çok enerji tüketen hücreler bizi hareket ettiren kas hücreleridir. Ağırlık olarak yaklaşık vücudumuzun yarısını oluştururlar. Bu hücreler tüm kaynaklardan enerji elde edebilmelerine rağmen, mümkünse glikozu tercih ederler. Bir otomobil ile benzerlik kurmayı denersek; glikoz süper benzin, yağlar ise normal benzin gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Vücudumuz ve özellikle kaslarımız, hızla ve çok fazla enerji üretmeye ihtiyaç duyduğunda (ör. koşma- kaçma, spor yapma vs.) glikozdan çok daha hızlı bir şekilde enerji elde edebilir. Yani süper benzin örneğinde olduğu gibi glikoz yağlardan daha kolay ve daha hızlı yakılır ve daha çabuk, daha çok enerji ortaya çıkabilir. Yağların yakılması ve enerjinin ortaya çıkarılması biraz daha uzun zaman alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kan şekeri nasıl ayarlanır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuzda kan şekerini ayarlayan hormonlar vardır. Bunlardan en önemlileri; yükselmesini önleyen ve kan şekerini düşüren insülin, ikincisi düşmesini önleyen ve kan şekerini yükselten glukagon hormonları...ayrıca glukagona yardım eden ve özel durumlarda salınan kortizol ve adrenalin de kan şekerini yükseltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Niçin açlık kan şekeri ölçülür?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yemeklerden sonra kan şekeriniz geçici süreliğine normalin üzerine çıkabilir ve kan şekeriniz yediğiniz yemeğin karbonhidrat içeriğine göre ciddi değişkenlik gösterir. Ancak insülin gerekli miktarda salgılan
